yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Sızdırtmalardan Öngörülere Kıbrıs

Özkan Yıkıcı yazdı: Sızdırtmalardan Öngörülere Kıbrıs

Adamızda yine diplomatlar gezileri başladı. Amaç malum: Kıbrıs sorunu. Ancak, bu defa biraz da telaşlı eki de var. BM Genel Sekreteri Guterres artık görevini dolduruyor. Az bir zaman kaldı. Paradoks olan; BM’nin en cılız kaldığı dünya sorunları durumu var. Hiçbir konuda kendilerine yardım değil, danışılma veya bilgi dahi verilmeyen kaotik bir dönemden geçiyoruz. Hiçbir hat da soykırımda dahi Guterres’in diplomatik çabası istenmedi. BM kararı aranmadı. Tam tersi uygulandı. Nadir konularda kimsenin fazla ilgilenmediği durumlar Güvenlik Konseyi diplomasi yelpazesine kalıyor. Bunlardan belki de en önemlisi de Kıbrıs’tır. Buraya en çok diplomat gelen coğrafya halindedir. Sorun için BM öncülüğü lafları bolca kullanılıyor.

Son günlerde konulan baş tuhaf kelime ile “kişisel temsilci” adamıza geldi. Yeni bir çıkmazı kurtarma diplomasisi yapıyor. Tabii ki Ankara, Atina ve öteki ilgili yerlere de yolculuk yaptı. Zaten, şu artık cıvığı çıkan “iki toplum lideri” klişesinin özünde Kıbrıs sorununda hükmünün her pratikte olmadığı kanıtlarla doludur. Hele de Kuzey için Türkiye sayesinde veya talimatıyla başlayan konuşma şekli her şeyi anlatmaya yetiyor.

Elbet dolaşım başlayınca, benzer dönemlerde arada görülen durum da hafta sonu yaşandı. Adına “sızdırıldı” denilerek bir çalışma planı sunuldu. Politis gazetesinde yayınlanan girişim planı belirli çevrelerde yankı buldu. Ama içerik ile konuşulanlar arasındaki çelişki nedeniyle de klasik Kıbrıslılık algı oyunları başladı. Herkes işine geleni alıp konuştu. Ancak bizim koltukçu eksenimiz şimdilik suskun. Geçiştirme hamlelerine çekildiler. Ne de olsa Türkiye’den net açıklama hâlâ yapılmadı.

Burada durup şu sızdırma uygulaması için birkaç söz edeceğim. Açıklanan taslak konusunda fazla içeriğe girmeyeceğim. Dileyen her yayında bunu kolayca bulur. Aynı nakaratı okuma yerine, biraz da dikkat edilmesi gerekenlerle uğraşacağım.

Kıbrıs’la ilgili deneyimler çok. Arada yapılan diplomasi gelişme hamlelerinde de ortaya bazı belgeler sunulur. Adına değişik isimler verilir. Bazısına sızdırılan bilgiler, bazısına güvenilir kaynaktan edinilen belgeler veya tamamen tahmini konumda bilgiler pompalanır. Biz sızdırma konusunda kalalım. Çünkü gündeme taşınan nokta, sızdırılan belgelerle Güney Kıbrıs kesimine anlatılmaya çalışılıyor olması.

Genellikle bu tür çalışmalar, halkla ilişkiler adıyla da kamuoyu şeklinde yapılır. Sızdırmalar ise değişik amaçla olur. Örneğin, elinize verilen plana karşısınız. Fakat, buna destek almanız gerekir. O zaman kendi basınıza verip yayınlarsınız. İkincisi, bu ifade kullanılırken, aslında elinizde belge yok. Fakat, endişeleriniz veya destek sağlama hedefiniz var. O zaman da olmayan ama varmış gibi bir planı piyasaya sunarsınız. Yine adını “sızdırılan” veya “konuşulan” kelime başlığı ile kamuoyu yaratma amaçlı yaparsınız.

Ötekisi ise tamamen kamuoyu yaratma adına kendi görüşünüzü sanki size sunulmuş gibi yayarsınız. Amaç, kamuoyu desteği yanında öte yandan da gelen kesimlere baskı yapmak, onları istenilen politik çizgiye çekmek amaçlıdır. Tüm bunlara da şu başlangıç ifadesi yetip artıyor: “sızdırılan rapora göre” denilir.

Elbet sıraladığım ve devamını da kolayca artırabileceğim kullanım, sonunda var olan sorunda duyulan endişeyi, gelecek baskı veya destek alma amacıyla kullanılır. Hele de size sunulup da endişe duyulan veya daha kolay destek sağlama adına da kamuoyunu bilgilendirme yapılır. Tehlike şurada: kim sızdırıyor veya kullanıyorsa kendi siyasal çizgisi için kullanır. O zaman da eksik bırakma, yalan söyleme gibi kolayca araya kendi istediklerini de koyar. Hele de gizli olup açıklanamaz denilen bir anlaşma da varsa, dileyen dilediği propagandayı yapmaya da hazır olda durmaktadır.

Önümüze öylesi konu gelince, doğruluğunu anlayana kadar, öngörülerle de yorum yapma koşulu var. Birikim bu nedenle önemlidir. Geçmişten gelen sorunda olanları ne kadar fazla biliyorsak, önümüze konulan planı da daha kolay gelecek için yorumlama kolaylığı var. Örneğin Kıbrıs’ta tüm sıçrama hamlelerinin içsel dinamiklerden çok dış müdahalelerle olduğu kuralını bilirsek, şimdilerde bölgemizde olan tartışmalara da yabancı değilsek, daha kolay hamleler ile hedefi öngörme kolaylığı var.

Şu anda Ortadoğu kaynıyor. Doğu komşumuz Lübnan bize dersler dolu acılarla karşı karşıya. Bölgede bir İsrail gerçeği vardır. Ayrıca pek konuşmak istemesek de Kıbrıs gerçeğinde ağırlıklı Türkiye ile daha geneli NATO durumu var. Şimdiden birçok resmî anlaşma adayı NATO’nun geniş kullanım stratejisinde geliştirildi. Türkiye’de de temmuz ayında görülmemiş gösterişle NATO zirvesi var.

Daha genele gelelim: özellikle iki bin sekizde finansman kapitalist kriz Amerika’yı da vurdu. Bir anlamda Amerikan hegemonyası geriliyor. Neoliberal kapitalist modele çoktan fatiha okundu. Ama seçeneği yok. Çocuk doğum sancısında ama doğmuyor. Tam da bunlar olurken de hiçbir alanda görülmeyen Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’ta yeniden çıkmazı tartışmaya başladı. Adada ise böylesi bir talep yok. Tüm bunlar bir mesajdır.

Tekrar edeceğim: Kıbrıs’ta sıçramalar, değişkenlikler hep dış müdahalelerle oldu. Daha doğrusu emperyalizmin adadaki içselleşen gerçekleriyle yaşandı. Sonuçlar da adalıların tahminlerine göre değil, dış eksenin değişik senaryolarıyla dengeleştirildi. Kıbrıs’ta ufak karşı çıkışlar ise alt üstlere neden oldu. Makarios’un bloksuzları seçmesiyle nasıl ki iç patlamalar ve ardından çatışma sürecine girilmesi gibi. Yine Acheson Planı ile o dönem Sovyet ile Bloksuzların devreye koyduğu, Makarios’un imzalamayarak uygulanmasını engellemesi. Yetmiş dört darbesi öncesi Lizbon’da Kıbrıs’ın NATO’ya alınması ve başka taleplere karşılık alınamamasıyla da darbe ile müdahalenin olması ve nicesi olup geçti.

Aynı süreçte, Kıbrıs’ta Makarios, Denktaş ve Küçük, kendi iç dinamikleriyle değil tamamen bölgesel gelişmeleri ve müdahaleleri okuyamama sonucu tahtlarından koparıldılar. Makarios’a yetmiş dört darbesi veya Annan Planı’yla Denktaş’ın nasıl etkilendiği akılda. Küçük ise görevi Kıbrıs’ta seçim kaybederek değil, Ankara baskısıyla çekildi. Tüm bunlar Kıbrıs konusunda söz söylerken dikkate alınması gereken yaşananlardır.

Bir de şu eksiklik var: Kıbrıs’ta birçok gelişme yaşandı. Resmî ideolojiler hep bunlardan istediklerini alıp resmîleştirdi. Yetmedi, karşı tarafa yönelik de bazen kendi yaptıklarını propagandalaştırdılar. Genelde başta en yakın garantör konusunda olanlar söyletilmez. Böylelikle tüm sorumluluk karşı tarafa denilip bırakılır. Ortak tarih sorgulaması dahi yok.

Koşullar sıralanınca, son sızdırılan plan çalışmasını da biraz inceleyince, doğruluğu veya yanlışlığı kuşkularla da olsa, aslında resmî eksenlerde Kıbrıs konusunun nerelere geldiğini anlatıyor. Ne yazık ki Kıbrıs Cumhuriyeti olgusunun dahi dikkate alınmadığı mesajı vardır. İster istemez ilgisizler bir yana, ilgilenenler ya inanılıp inanılmama ya da söylenenin ne olduğu sıkıntılarıyla sıkışıp kalmaktadır. Özellikle Kuzey Kıbrıs, oluşan yapıyla Türkiye gerçeği bağlamında istemese de düşünmek zorundadır. Fakat değişmeyen ilke şu: Kıbrıs klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçerken, bir İngiltere stratejisi çizildi. Onu biraz bilenler için, Kıbrıs’ta yapılan anlaşmalar veya uluslararası hukuk değil, tamamen adanın sömürgesel yeniden üretiminin günümüzdeki resmine ulaşmaktayız. Ve yine anlamamakta olsak da iki lidere oynama alanı da daraldı. Kıbrıs’ın stratejik sömürge gerçekliği, devam ekseniyle uyumlaştırma hamleleriyle elbet sürecek. Son metin eğer doğru ise, gelinen yeni kavşaktaki seçenekleri karşımıza getiriyor: üsler ve kullanım adası.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın