yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip kurumsallaştı. Hem kültürel adeta bir ağ örerken, siyasal davranış da bütünleşip kendi dünyasını yaşamda etkin kılıyor. Neoliberalizmi destekleyen önemli gelişmelerin de göz ardı edilmemesi önemlidir. Kültür alanında kitlesel açık konumdan görsel döneme geçildi. Bir anlamda görsellikle önemli etki yapma derecesi de oldukça arttı. Bir saatlik düşünme yerine, bir görme anının daha etkin olma olasılığı gerçeği oluştu. Daha kolay etkileme önemlidir. Buna başka enstrümanlar da eklenince işler kıvamına girdi. Bireyselleştirme, daha kolay düşünme ve buna bağlı olarak imaj ve makyajlama konusunda görsel kültürleşme oldukça mesafe aldı. Beraberinde kavramlar boşaltıldı. İçeriklere bakılmaksızın adeta kelime fetişizmiyle olaylara yaklaşım kökleşti. İçerik boşalınca, imaj ve makyajlamanın önemi arttıkça, boşalan bilgisizlik veya sorgulama kuramını da yalanlar kolayca doldurdu. Yalanlar tekrar tekrar edilirken, gerçekler de boşaltılınca, artık kuramların dahi anlamları anlamsızlaşma derecesine geldi. Neoliberalizmin önemli ölçüde yerleşip hatta gericileşmesinin de önemli kültürel yerleşimle, bir anlamda seçeneksiz kalma şansını da etkiledi.

Bu konuda güncel durumla bağlantılı iki kültürleşen olguyla konuyu açacağım. Birisi kavramların veya kelimelerin fetişleşmesi, ötekisi de oluşan yüzeysellikle yalanlarla boşlukların doldurulmasıdır. Oluşturma enstrümanı, korkutma, bellekten silme yöntemi uygulanmaktadır. Siyasal baskılardan eğitim politikasına varan eksende bu kural da uygulanıyor. Hele de insanlarda kültürleşme yerleştirilip sağlama alındıysa, bu gayet kolay yapılır. Arada mitlere, tabulaştırmaya veya devlet kul ilişkili bakışlar da bu durumu hep beslemektedir.

Hiç uzağa gitmeyelim. Çok basit kullanılan bazı siyasal kuramlara bakalım. Demokrasi denir, özgürlükler vurgulanır, egemenlikler eklenir. Ancak, bu kavramlar öylesine boşaltıldı ki denklem yardımıyla da kültürleştirildi. Örgütlü kesim ile devlet yaklaşımına karşılık, örgütsüz ve bağımlı kesim ekseninde güçlü olan kendi kuralını koyar. Kural ise yaşamdaki yansımayla karşılık bulur. Demokrasi denilir. Haklar söyletilir. Hatta birçok siyasal kavram da dolaştırılır. İnsanlar öyle alıştırılır ki kullandıkları kelimenin içeriğiyle uygunluğunu veya pratikteki yansımasını dahi sorgulamaz. Daha ileri gidilerek, aynı anlamlı çok farklı kullanım farkı dahi gözetilmez.

Gayet canlı bir örnek vereceğim: Türkiye’de son dönemde bir açılım süreci tartışılır gibi olur. Bolca kavram uçuşur. Fakat, kavramları uçuşturmada dahi uçurumlar var. Bu dahi önemsenmiyor. Mitler ve devlet etkilidir. Devlete bakarsanız, “terörizmin sonlanması” denilir. Öteki taraf ise “Kürt sorununun çözümü ve barış” denilir. Dikkat edin, arada bir gözlem yapan, kullanım derecelerindeki uçurumu dahi yakalar. Ama öylesine bir koşul var ki beklenti ile söylenen arasındaki fark veya kavramın içeriğine kimse dikkat etmez gibidir. Daha doğrusu kimi istediği şekli verirken, kimisi de istediği gibi algılayarak bir anlamda birilerine havale etme kuralını oynuyor.

Öyle bir durum ki, şu ana kadar sunulan süreçle alakalı çerçeve yasası meclise gelme aşamasında olmasına karşın, hâlâ içeriği bilinmiyor. Ama konuşmalarda içerik bilgisi yerine hep başka kelimeler fetişleştirilerek propaganda yapılmaktadır. Orada dahi tutarsızlık var. Amaç ise şimdilik belirsiz.

Halbuki kullanım belli. İçerik yok. Bunlar net. Onca propaganda süslemesi ise beklenen güveni hâlâ yaratamadı. Taraftarlar dahi net olmaktan kaçınıyor. Çünkü yaşanan bir geçmiş, ödenen bir bedel var ve önlerine ne konduğunu hâlâ bilmeme durumu var. Onca güzel sözlerin adeta güvene yönelik etkisi hâlâ yok. Güzel sözler söylemek, hele de sistemsel ağırlık koyma ile bilmeme ikilemleri adeta büyülenmiş bir ortamda savrulup meclis kapısına dek gelindi. Hatta ilgili bir yasa düşünün, mecliste imzaya açılıyor ve hâlâ içeriği yok…

Benzer örnek çok. Aynen bizde de boşalta boşalta, kullanılan siyasal kavramlar gibi. Her zaman bir kesim “çözüm” diyor. Diyor da içerik kelimesel fetişizme dek gelindi. Hatta kullanılan bazı kelimeleri de duymazdan gelme moduna gelindi. Daha sert ama içi boş “çözüm, barış” denilir. Tabii içi boş, tersinden gelişmeler de kaypaklıkla günü kurtarma karmaşalı bir yaşayış akışkanlığını da alıp başını gider. Aynısı tersten de var: “eşit egemen” denilir. Anlamı hamasetten öteye geçilmez. Hele de teslimiyetçilik de daha artıyor. Ama bunlar artık söylemden ileri gitmiş, kültürleşen güncel bir politik kavram fetişizmine gelindi. Zaten şu basit gerçek her şeyi anlatır: masaya her oturuşta denilenler değil, önlerine konulan ve durumu kurtarma noktasından ileri pek gidilmedi. Ne federasyon ne de eşit egemenlik söz konusu. Sadece herkes “rolündeki duruş” denilip bırakılıyor. Yine dönüp aynı yanlışın devamında ya “başarı” ya “başarısızlık” abartılı söylemleriyle bambaşka bir dünyada dolaşılmaya devam edilir. Fakat, yaşam da kendi kurallarını işletmeye devam ediyor.

Aynı durum her alanda yansır. Hatta ikili durumlar kendisini daha bir sırıtır. Anayasal eşitlikten hep dem vurulur. Yazılı metin var. Fakat, daha ilk adımdan yandaş kuralı, torpil işlevi alır başını gider. Buna demokrasi falan da deme lüksü bolca olur. Hangisi doğru hangisi yalanın da yanıtı, yaşamdaki yansımanın önceliğinde var. Çünkü sömürge tipindeki yasal yetki dengesinin, yetkide kimin olduğu kuralı akla hiç gelmez. Düz mantıkla düşünülüp yüzeysel olarak orada bırakılır.

Kelimelerin anlamı var. Sosyal alanda geçerliliği ise kurumsal güce ve örgütlü yapı yanında kültürel koşullar da önemlidir. Alıştırmalar eğer yalana dek geliyorsa, değiştirmek de zor. Neoliberal yapı genelde bu kurallarla yerleşti. İşgal ederek, işkence yaparak demokrasi yutturması dahi yapıldı. Hele son dönemlerde krizin de katkısıyla aynı demeçte çelişen kelimeler dahi kullanma kolaylığı oldu. Unutmayalım: yaşadığımız sistem kapitalizm. Sistemin güncel politik ismi neoliberalizm, çağ emperyalist çağ. Bunun kuralları işletiliyor. Sistemin korunması şart. Ülkemiz eğer bu sistemsel gerçekleri yok sayarsa, kurulan ilişkinin adını sömürgesel kuramla da tamamlamaktan kaçıyorsa, salt kelimesel fetihçilikle kalınıyorsa, doğruları konuşmama lüksü de olur. Konulan isimlendirmeler de anlamsız kalır. Demokrasinin yaşanmadığı, bağımsızlığın olmadığı yerde egemen ve demokratik nutuk çekme yalanı gayet güzel bir zehir üstü krema gibidir.

Yalan kültürleşip uzuyorsa, artık olmazlar da doğallaşır. Son dönemde örneğin hem de üniversite ekseninden “Türkiye’nin KKTC’nin garantörü olduğu” anlatısı bunlardan biridir. Halbuki önlerindeki tarih dahi, Türkiye’nin adaya çıkmasından çok sonra Kuzey Kıbrıs gerçeklerinin yaşanmaya başladığını gösterir. Yazılı metin olsa da, eğer kültürleşme oluşmuşsa, siyasal bir zorunluluğun ihtiyacı hâlindeyse, bunu kabullenecek neoliberal sömürge koşulları da gayet güzel iş görür.

Guterres’in Kıbrıs ziyaretinden, Türkiye’deki devlete göre “terörle mücadele” veya “yok etme” ile Kürtlerin bir kısmının “çözüm ve barış” süreçleri, bize nerelere gelindiğinin aynadaki resmin ta kendisini göstermektedir. Bu da neoliberal yapılanışın nereye geldiğinin dersidir. Bir son örnek: neoliberal sürece girerken IMF gibi kuruluşları sık sık duyuyorduk. Sistemin yerleşmesi için anlaşmalarla baskı ve darbeler yapılıyordu. Oysa şimdi IMF diye bir olayı pek duymuyoruz. Ama yerleşen sistem krizlerle boğuşurken aynı ilacı, tıpkı ağrı duyulduğunda içilen hap gibi, bize içirmektedir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tetiklenen savaş alanı ve Mısır oyuna doğru

Belli ki genel Amerikan Ortadoğu projesi sıkıştı. Üstelik Trump...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Sıfıra sıfır, elde var sıfır…”

Lafı “gevelemeye” hiç gerek yok… Olmadı… Yapamadınız… “BM Genel Sekreteri bizim...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Şener Elcil yazdı: Siyasi Körler Ülkesi

Uzun yıllardan beri yurtdışında yaşayan, ancak Kıbrıs’tan hiç kopmayan, yurtsever...

Canlı yayın