Ekonomi büyütülüyor
Ekonomiyi büyüterek daha çok gereksiz iş alanı ve ticaret konusu yaratılıyor. Teşvik veriliyor, kaynak aktarılıyor. İş alanları artırılarak, kâr çoğaltmak isteniyor. Fakat iş alanları artınca rekabet de artar. Rekabete dayanamayanlar iflas eder. Yani büyüme de kendi kendine engel oluşturuyor. Sınırlı bir alanda ekonomiyi, kârı nereye kadar artırabilirsiniz? Sömürüyü nereye kadar artırabilirsiniz? Kapitalizmin gereği, yayılmanız şart. Fakat nereye kadar? Sınırı olmayan iş alanı, üretim, tüketim, ithalat, nüfus nereye kadar? Bu adada yapılabileceklerin sınırı yok mu? Dahası, bu dünyanın bir sınırı yok mu? Aslında adanın da dünyanın da sınırı var da Kapitalizmin yok.
Maaş sistemi
Aslında Kapitalist devletin işlevlerinden en önemlisi hazine denilen yerden sermayeye para aktarılmasıdır. Birçok yöntemle yapılabiliyor. Maaşlı için, maaşlar ne kadar artırılırsa artırılsın zenginleşmek yerine fakirleşmenin önü alınamıyor. Maaşlar artırıldıkça pazara, yani sermayeye doğru akan para da artmış oluyor. Fakat sermayeden hazineye doğru akış artmıyor. Çünkü kâr sürekli artmak zorunda. Bu yüzden devlet sermayeyi kolluyor. Öngörüldüğü gibi vergilendirme olsa kârlılık düşer. Bu yüzden sermayenin vergilendirilmesi sürekli azalma eğiliminde olmak zorundadır. Sistem tıkalı. Fakat sistemin sürebilmesi ve pazar lehine akışın devam edebilmesi için iktidar, toplum adına borçlanma yoluna gider. Maaşlarınız için borçlanıyoruz diyerek toplumu uysallaştırırlar. Aslında borçlanan toplum parayı alan ise sermaye oluyor. Maaşı artan fakirleşiyor.
Büyüyen borç, toplumun sosyal hizmet alımını azaltır. Her adımda yoksunluk artar. Bu durum yine sermayeye yarar. Müşterek yani sosyal alanlar gittikçe budanmış olur. Kamu bütçesi daralır ve borçlanmaya dayalı bir çıkmaza girilir. Sağlık ve eğitim gibi alanlar daralır ve toplumun özel sektöre yönelimi teşvik edilmiş olur. Örneğin kamu hastanesinde karşılık bulamayan insanlar özel hastaneden faydalanma yoluna gitmek zorunda kalıyorlar.
Genel olarak müşterek varlıkların zayıflatılması toplumun geleceğini daha büyük borçluluğa mahkûm etmiş olur.
Paylaşım ve zulüm bir arada
Kuzey Kıbrıs’ta işbirlikçi, emperyalist tahakkümle eşgüdümlü, Kıbrıs Meselesi ve Anavatan’la iyi ilişkiler adı altında keyfi bir paylaşım alanı yaratıldı. Sınırsız paylaşım. 1974 sonrası ganimet hâlâ sürüyor. Kamu arazileri seçim yatırımı olarak dağıtılıyor. Kayıt dışı ticaret, ardından kara para ve kumar sektörü normalleştirildi. Böylesi bir kaos ortamında, toplumun geleceği ipotek altına alınmışken, uçuruma yuvarlanmakta olduğu gözünden kaçırılıyor.
Dünyanın her yanında sefalet ve çaresizlik büyütülürken, savaşlar çıkarılırken, halklar çaresiz, çıkış yolu ararlar. İktidarlar ise halklara, itaatkâr olurlarsa mutluluğu yakalayabileceklerini anlatırlar. Doğan çocuğu yalana boğarlar…
Nazım Hikmet’in kaleminden:
‘senin yolunu gözlüyor…
İşsizlik açlık filan…
kuraklık falan…
polis copu hapishane kapısı falan…
atom bombası falan…
Demiyorlar.
Bir gün mutlu bir yaşama ulaşılacak. Çalışkan ve düzenle uyumlu olun. Hayallerin gerçek olacağına inanın, kurtuluş mümkün derler. Fakat işin aslı öyle değil. Öyle olsaydı, dünyada yoksulluk yaşayan, sağlık hizmetinden faydalanamayan insan sayısı milyarlar olmazdı. Yaşamsal ihtiyaçları karşılanamaz olmazdı…
İtaatkâr olundukça şiddetini artıran sömürü, peydahlanan yeni faşizmlerle, çaresizliği ağırlaştırıyor. Çevre ülkelerde umut ışığı arayan toplumlar seçenek arayışıyla mümkünse Avrupa ülkelerine ulaşmak istiyorlar. Hedef olan ülkelerse tüm güçleri ile bunu nasıl engelleyebileceklerinin planlarını yapıyorlar.
Sermayenin hesabı başka…
Türkiye ve diğer ülkelerden buraya akın etmiş çalışan sayısı normal koşullarda var olması gereken, ülke koşullarına uygun ihtiyacın çok üzerinde. Fakat Türkiye iktidarı ve ona bağlı Kuzey Kıbrıs yönetim sınıfının, şişirilmiş bir ekonomi ve nüfus üzerinden bir hesapları olmalı. Toplum yeniden yapılandırılmalı ve bölgesel egemenlik rekabetinde hak sahibi olabilecek bir duruma kavuşturulmalıydı. Bu da ayrı bir devlet girişimi olabilirdi belki… Aslında bunun anlamı meşrulaştırılmış bağımlı bir devlet. Halka yutturulan ise ‘egemen devlet’! Yaratma mücadelesi verilmekte olduğudur.
Kapitalizmin yayılma ve büyüme mekaniği, çaresiz toplumlar yaratıyor. Kendi sınıfının farkında olamayan, kendine yabancılaştırılmış topluluklar. Kendinin farkına varması engellenir. Nasıl bir saldırı altında olduklarını konuşmaları engellenir. Sorunun Kapitalizm, sermaye düzeni olduğunun bilinmesi istenmez. Oyun bozulmamalı. Bunun için ülke içinde baskı çoğaltılır. Savaşlar çıkartılır. Sosyal kötülükler azdırılır.
Başka yol yok; Kapitalizme karşı özgür, demokratik, insan ve doğayı önceleyen bir Kıbrıs yüceltilmeli.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




