yaklaşımlarAykut BektaşoğluHalk direnişi sevdi, grev dalgası iktidarı korkutuyor - Aykut Bektaşoğlu

Halk direnişi sevdi, grev dalgası iktidarı korkutuyor – Aykut Bektaşoğlu

Bir adım öne çıkmışken, demokratik düzenin nasıl oluşturulabileceği konu edilmeli, kitlelere tartıştırılmalı ve direnme noktası daha ileriye taşınmalıdır.

…olası yeni hükümetin sistemle ilgili radikal eleştirileri olmaması durumunda, onun da boşluğa düşme ihtimali yüksektir.

Uzun zamandır Kuzey Kıbrıs ekonomisi borçlanmalarla yönetilmeye çalışılıyor. Fakat tıkanma noktasına gelindi. Bankalar borç vermek istemiyor. Müşteriyi güvenilir bulmuyor. Artık yönetim varmış gibi yapmaya gerek duymadan, her adım Ankara’ya sorularak atılıyor. Toplumun talepleri dikkate alınmıyor. Türkiye’deki hükümetin çizdiği yol haritası doğrultusunda hareket ediliyor.

Rüşvet, ihale yolsuzlukları, sahte diploma, kara para, mafyalaşmış ekonomi dinamikleri ve atama yöneticiler gibi konular toplumu rahatsız ediyor. Ekonomi kırılgan. Enflasyon kontrol edilemiyor, kaos yaşanıyor. Topluma büyük bir stres hâkim. Gelecek belirsiz. Enflasyonla insanların görece baş edebilmesinin tek yolu, hayat pahalılığı artışlarına bağlanmış durumda. Bu rutinin aksatılması toplumu kapana kıstırıyor.

Genel durum böyleyken, bir kesim için kayırmacılık sistemi büyütüldü. Siyaset, ekonominin aparatı olarak kullanıldı ve toplum üzerinde tehdit enstrümanı olmuş durumda. Bu durumda ekonomik ve demokratik direnme noktalarının da siyasallaştırılması gerekli ve kaçınılmazdır. Bazı çevrelerin “İşe siyaset karıştırılmasın” demesi mantık dışıdır. İş zaten ekonominin aracı olarak siyasetle, fakat toplumu içine almadan yürütülüyor. Siyaset toplumun işi olmadan, demokrasi mücadelesinden söz edilemez.

Meclis önü eylemlilik sürecinin iktidar eleştirisine evirilmesi, iktidar ve statüko çevrelerinde rahatsızlık yarattı. UBP, DP ve YDP koalisyonu, kaos ekonomisinden avantaj sağlayan sınıf ve mevcut durumun değişmezliğini öngören bütün yapıların ezberleri bozuldu.

Kapitalist arsızlığın Ada’daki yaşamı zehirlemiş olduğunu ve bunun bir krizden kaynaklanmadığını görmeden geneli göremiyorsunuz. Yalnızca kriz olsaydı, uzlaşmalarla sorunların çözülme imkânını bulabilirdiniz. Fakat halk için anlamı kalmayan ve güvenilmeyen yönetim ile uzlaşma konusu bir önerme olamıyor. Anlamı kalmıyor. Yaşanan kriz değil, yıkımdır.

Yeni bir şey önermeden bununla başa çıkmak mümkün olmuyor. Sosyal zemin yok edilmiş durumda. Doğanın imhası buna eşlik ediyor. Taş, toprak, okul, sağlık ve her şey satılacak şey haline getirildi. Halkın iradesi hiçe sayıldı. (Özgür Gazete’de Pınar Barut’un haberi ile detaylandırılan dağın taşın nasıl talan edildiği anlatılıyor.)

Sendikalar, bu ülkenin en önemli toplumsal dinamikleri olmaya devam ediyorlar. Yönetim sınıfı ise Türkiye iktidarına özenti ile yaranmaya çalışıyor. Sendikalara saldırıyı büyütüyor ve göze girmek istiyor. Aşağılama, grev yasaklama, gözaltı, yeni yasalarla ses kısmaya çalışma ve demokratik haklara saldırı yöntem olarak belirlenmiş görünüyor.

Bu uygulamalar iktidarın çaresizliğidir. Çıkışı olmayan yoldadırlar. Kamu ekonomisini bir sınıfın zenginleşmesi ve toplumun borçlandırılması olarak görüyorlar. Kanun hükmünde kararname yöntemleri ile bundan sonra yapılması gereken maaş zamlarına kilit vurarak toplumu dize getirmeye çalışacaklar. Halkın önündeki ekmeği alarak ekonomiyi toparlamaya, büyütmeye çalışıyorlar. Büyütülmeye çalışılan ayrıcalıklı bir sınıfın varlıklarıdır. Bu noktada, “uzlaştırmacılık” yöntemi ile sendikaları uysal bir noktaya çekmeye çalışmak boşunadır. Toplum için konu, ekonominin sürdürülebilirliği konusu değildir.

Sendikalar, erken seçimin açıklanmasını, sürecin başka türlü sakinleşmeyeceğini duyurdular. Fakat işin gerçeği, seçim olur veya olmaz; artık sokağı tanıyan ve rıza göstermemenin tadına varan bir halk var.

Sokağın seçim isteme dinamiği, hükümet değişikliği ile karşılanabilme eşiğini de aşmış durumdadır. Yani olası yeni hükümetin sistemle ilgili radikal eleştirileri olmaması durumunda, onun da boşluğa düşme ihtimali yüksektir. Bu aşamada, sokak dinamiği zemininde birleşik toplumsal muhalefetle uyumlu olmadan, yeni bir önerme yapmadan ileri adım atılamayacağı görülmelidir. Bir adım öne çıkmışken, demokratik düzenin nasıl oluşturulabileceği konu edilmeli, kitlelere tartıştırılmalı ve direnme noktası daha ileriye taşınmalıdır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Savaş – Aykut Bektaşoğlu

Kötülük düzeni koskoca insanlıkla bir oyuncak gibi oynuyor. O...

Ne oluyor ve kısaca seçim – Aykut Bektaşoğlu

Şu anki durum, Ada’nın geleceğinin, çökme düzeninden beslenen bir...

Kurtuluş yok tek başına – Aykut Bektaşoğlu

Kıbrıs nüfusunun çoğunluğu göç etti. Başka ülkelerde gelecek aradı....

Para düzeni yaşamı yok ediyor – Aykut Bektaşoğlu

...söz konusu yönetim şablonunun ( KKTC ), laiklik karşıtı...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,933TakipçilerTakip Et
883AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Anısına — Tüm Kıbrıslıların Sevgül’ü

Birkaç yıl önce "Politis"teki büromda telefon çaldı. Hattın öbür...

Vivian Avraamidou Ploumbis yazdı: Siyasetin Başaramadığını Başardı

Dün gece Facebook'ta dolaşırken, birkaç saatliğine de olsa Kıbrıs'ın...

Şener Elcil yazdı: Muhalif Olmak – 2

İnsan onuruna yakışmayacak, her türlü kirli işin ekonomi diye...

Ali Deniz Kılıç yazdı: Sırrı Süreyya’nın ayrımı: Barış başka, çözüm başka mı?

Hansel ile Gretel, ormanın derinliklerine terk edileceklerini anlayınca eve...

Fernando Buen Abad yazdı: Hayal kırıklığı sarmalı: Dünya kupasının anestezi etkisi

Her futbol dünya kupası, gezegen çapında dev bir toplumsal...

Enver Şat yazdı: Elektrik piyasa malı değil, kamusal haktır

Elektrik yalnızca teknik bir konu değildir. Evde, işte, hastanede,...

Yücel Özdemir yazdı: AB’den Ukraynalı erkekleri ‘ölüme gönderme’ düzenlemesi

Ukrayna savaşı yakında dört buçuk yılını dolduracak. Savaşın başından...

Arif Mostarlı yazdı: Carlo Suzzi, nam-ı diğer 43!

17-18 yaşındaki genç adam, gecenin karanlığında sürüne sürüne geldiği...

Canlı yayın