Pazartesi sabahı, bizim gibi yerel medya dışında kalanlar önemli bir seçim sonucunu yorumluyordu. Macaristan’da gerçekleşen seçimlerde on altı yıllık otoriter lider Orban kaybetti. Öyle bir kaybediş ki, muhalif lider Macar partisi adeta anayasayı değiştirecek sayıda vekil çıkardı. Bir anlamda, kimine göre yeni faşizmin önemli simgelerinden biri olan Orban dönemi de noktalandı.
Seçimi gündemleştiren önemli etkenler de vardı. Örneğin, pek görülmeyen biçimde hem Putin hem de Trump Orban’ı destekledi. Benzer yönetim biçimlerini savunan liderler de aynı tutumdaydı. İtalya’dan Arjantin’e, Slovakya’dan Sırbistan’a nice lider Orban yanlısıydı. Hatta Amerikan başkan yardımcısı Macaristan’a gidip mitinge katıldı ve konuştu.
Başka bir açıdan: Seçimi kazanan Peter Magyar, Orban’ın partisinden ayrılan bir kişidir. Yaklaşık iki yıl önce ortaya çıkan bazı skandallar sonucu partiden kopup yeni parti kurdu. Kendisinin kimliği muhafazakâr ve milliyetçi idi. Farkı, siyasal genel eleştiri yerine kişisel ve iktidarın bazı uygulamalarıydı. Yolsuzluk gibi olgular öne çıkarıldı. Bir de önemli konu şuydu: Orban Rusya ve Amerika tarafından desteklenirken, Magyar ise AB yanlısı olduğunu söylüyordu. Ama nedense örneğin İsrail konusunda fazla gürültü çıkmadı. Halbuki Orban, ideolojisi gereği Netanyahu’yu destekliyordu. Öyle ki, Uluslararası Ceza Mahkemesi tutuklama kararı alırken, Orban Netanyahu’yu Macaristan’a çağırıp buna resmen uymayacağını ilk ilan eden başkanlardan biriydi.
Önceki yazılarımda konuyla alakalı birkaç makale yazdım. Orban’ın diktatörlüğü üzerine önemli kararları da belirttim. Meclisi işlevsiz hâle getirip bürokrasi ve yargıyı kendine uydurarak öylesi bir devlet yapısı kurdu. Kendi başbakandı. Erdoğan gibi anayasal değişimle başkan olup tek adam sürecine girmedi.
Konu Orban olunca elbet uluslararası durum kadar, bazı ülkelerin kendilerine algı oluşturma fırsatı da oldu. Örneğin Türkiye’den kimi çevreler bunu kullandı. Çünkü Orban’ın Erdoğan’la iyi ilişkileri vardı. Sıralanan bazı eleştiriler ise Macaristan yerine adeta Türkiye’yi koyan bir imaj taşıyordu. Aynen muhalif lider Magyar’ın sunduğu seçenekler gibi. Magyar, yolsuzlukla mücadele edeceğini, AB kurallarının uygulanacağını, iki dönemli başbakan olma ilkesini koyacağını, oluşturulan radyo televizyon haber yapısının dağıtılacağını, yolsuzluğa karışan bürokratları görevden alacağını söylüyordu. Fakat girişte de belirttiğim gibi, Magyar iki yıl önce Orban’ın yanından ayrıldı. Seslendirdiği politikada aynı çizgiyi tekrarladı. Muhafazakâr olduğunu, Macaristan milliyetçiliğini savunduğunu söyledi. Bunlar bir anlamda yıpranan Orban karşısında karşılık buldu. Öyle buldu ki seçime katılım dahi yüksekti. Yüzde 80 oranına erişti. Hem de vekillerin üçte ikisinden fazlasını alıp anayasa değişimine de olanak sağladı. AB savcılığının soruşturma için Macaristan’da ofis açtıracağını da savunuyordu.
Şimdilik fazla konuşturulmayan bir gerçeğe de dokunacağım: Son Macaristan olayı önemlidir. Üstelik Macaristan örneği, AB üyesi olan bir ülkede yaşanıyor. Bu yüzden Macaristan’daki Orban yönetimi, AB dışındaki benzer ülkelere göre endekslerde daha iyi durumdaydı. Sanırım Türkiye’yi Macaristan’la kıyaslarsak bunu yakalarız. Durup dururken tüm muhalif belediyelere operasyonlara rastlanmadı. Seçim gecesi torbalar üzerine yatılıp kullanılan oylar korunmaya çalışılmadı. Yargının ele geçirilmesine karşın yine de endekste Macaristan daha iyi konumdaydı. AB üyesi oluşu ve halkın belirli tepkileri sonucu bazı adımlar tam atılamadı. Hem de Orban’ın elinde anayasayı değiştirecek gücü olmasına rağmen.
Önemli başka nokta da genelin aynasıdır. Genellikle son dönemde adeta gerici partilerin seçeneklerle siyasallaştığını görüyoruz. Merkez partilerin çökmesiyle de bu boşluğa, karizmatik liderlik etrafında benzer muhafazakâr partilerle siyasal denklem kuruldu. İlk önemli deneme Fransa’da Macron tarafından yapıldı. Şimdi Macaristan’da bu defa aynı muhafazakâr eksenli Magyar’la yaşanıyor. Ancak genel kaçınılmaz durum da var: Dünyada hem sağ içinde dahi anti-Amerikancılık epey yükseldi. Öyle yükseldi ki son Macaristan olayı ile AB-Amerika-Trump ortamı yaşandı. Bu da gelecek için aşılmaz ve sıkıntılı seçenekli darmadağın bir sonuçlar yoluna sokuldu. Yükselen faşist partiler, muhafazakâr otoriter liderler gibi değişik faşist seçenekler kitlelerin karşısına getirildi. Amerikan hegemonya kırılmasının AB içi turnusolü olan Macaristan seçimleri, sonuçta sistemsel seçenek çıkarmadı. Ama otoriter liderin gidebileceğini gerçekleştirdi. Hem düşünülecek hem de eleştirilecek ama net açılım olmayan acayip bir tablo oluşturdu. Ukrayna savaşının bunu tetiklediği, İsrail ekseninin ise Amerika’ya varan zincirin kopması olanağının da Avrupa ayağına konduğunu görüyoruz.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



