Son gelişmeleri özetleyerek başlayalım: Ukrayna sık sık Karadeniz’de resmen ticari veya balıkçı gemilerine dahi saldırılar yapıyor. Üstelik Türkiye karasuları yakınına dek konuyu genişletiyor. Türk gemilerinin de vurulduğu haberleri araya sıkıştırılıyor. Belli ki artık eskiden Türkiye-Rusya merkezli Karadeniz’i, Ukrayna sildirtme peşinde. İlginç olan Ukrayna’nın vurduğu veya açık füzelerle vurduğu gemilerin genelde ya isim konulmayarak veya hiç haber yapılmayarak geçiştirilmesidir.
Karadeniz saldırıları giderek normalleşti. Ancak, geçenlerde başka bir saldırı alanı çıktı: Hazar Denizi. İç deniz olan Hazar’da, Ukrayna bu defa İran gemisini de vurdu. Ölenler var. Bırakın kınama falan yapmayı, haber dahi yapmayan merkezi medya çok. Oysa savaş alanının çok ötesinde, Ukrayna’nın sınırı olmayan ve kendisine destek veren Azerbaycan gibi ülkelerin de kıyısı olan bir denizden söz etmekteyiz.
Tam da bu gelişmelere bakarken, yoğun gelişmeler altında yer bulup yazmayı hesaplarken, önüme bir senatör ölümüyle ortaya çıkan resim düştü: Trump, Netanyahu ve Zelensky. Bunun net ifadesi, Amerika, İsrail ve Ukrayna… Görüşmelerin de olduğu sızdırılıyor. İster istemez, diyalektik yöntemin “her şey birbirine bağlıdır” ilkesi geldi aklıma. Zamanında sorgulama adına diyalektik yöntemi seminer olarak sosyalist kesim hep öğretiyordu.
Nitekim bu yöntemle sorgulamaya başlarken, Hazar, Karadeniz derken cenazedeki üç lider buluşması bir bütünsel açılıma doğru gidiyor. Aklıma hemen Amerika’nın aslında Ortadoğu eyalet valisi gibi davranan Ankara Büyükelçisi’nin dedikleri geldi: “Akdeniz’den Hazar’a” projesi. Demek ki resimler peş peşe gelince, Ukrayna öyle çizilen mağdur ülke gibi değil, emperyalizmin Ortadoğu-Kafkaslar ayağının yeniden hortlatılan güç rolündedir. Ukraynalılar bedel öderken, ülkeden kaçarken, yönetimi durmadan savaşı yayarak, batının açık desteğiyle Rusya’yı oyalamak ve yıpratmak, bölgesel hâle gelip İsrail-Ukrayna eksenini emperyalizmin aşkına kurumsallaştırma görevini çoktan kabul ediyormuş, çoğu da uykuya devam diyor.
Yine son gelişmelerle başka gerçekler de geliyor. NATO zirvesinde Ukrayna’ya destek artırılıyor. Yetmiş milyar dolar silahtan söz ediliyor. Şimdiden bu kaynağı toplama adına devletler askeri harcamalarını %5’e çıkardı. AB daha bir iştahlı. Hele de Almanya aldı başını gidiyor. Öyle gidiyor ki Ukrayna’ya daha fazla silah verme adına, halkından sosyal hakları kısıtlayıp savaş ateşleme görevine sarılıyor. Öyle bir militaristleşme ki artık demokratik haklar değil, Rusya düşmanlığı ile Ukrayna’yı militaristleştirme peşindedirler.
Zaten yakın tarihte roller net. Hitler Ukrayna faşist ordusunu kurdurtup Sovyetleri yıkmak istedi. Amerika’nın ünlü düşünürü Brzezinski, daha Sovyetler dağılmadan seksen başında yayınladığı makaleyle “Ukrayna hamlesiyle Rusya’yı kuşatıp Orta Asya’ya sıçrama” stratejisini anlatıyordu.
Sovyetler dağıldıktan sonra batılılar hiç rahat durmadı. Verilen sözlere rağmen Rusya’yı kuşatma hareketine hızla giriştiler. Ukrayna’da her seçimde kazanan Rusya yanlısı partileri devirmek için kökleri kendilerine bağlı faşist hareketlerle iki defa darbe yaptılar. Turuncu Devrim adıyla Soros planının ilk uygulandığı yer oldu. Bunlar da yetmedi. 2014 yılı faşist darbeyle devrilen Rusya yanlısı politikacıların kaçmasıyla çıkan iç savaşta, yine altı batılı ülkenin yardımıyla sırf Rusya yanlılarının Kiev’i almaması adına anlaşma yaptırıldı. Amaç, kaybetmeyi engellemekti. Nitekim, sonradan Alman o dönem başbakanı Merkel, anlaşmanın toparlanmak için yapıldığını belirtti. Amacın barış değil, yenilgiyi engelleyerek kendi yandaşlarını güçlendirmek olduğu itirafını yaptı. Bunlar hep yaşandı. Tabii anlaşma ve sözlere rağmen de Ukrayna’yı NATO’ya alma girişimleri geliştirildi.
Ancak propaganda hep işledi. Faşist Ukrayna hareketini mağdur şekliyle reklamlaştırdılar. En önemlisi şu: Rusya’nın Ukrayna’ya girmesinden sonra Türkiye’nin de katkısıyla İstanbul’da konferans yapıldı. Toplantıda anlaşma noktasına gelindi. Birden sinsi gizli oyun kuralcısı İngiltere devreye girdi. O dönemin İngiltere Başbakanı Boris Johnson İstanbul’a gelip Ukrayna lideri Zelensky’nin anlaşmayı imzalamasını engelledi. Böylelikle sonlanıyor denilen savaş alevlendi.
Eklemeden olmaz: İngiltere, eğer Rusya Ukrayna’ya girmese Rusların tuttuğu Sivastopol limanı karşılığı Odesa’da deniz üssü kurulacağını da ortaya çıkarmıştı. Fakat, bunlar daha saman alevi olmadan, karşı propaganda saldırganlığıyla geçiştirildi. Ukrayna’da direkt İngiltere hesapları olmasına karşın, hâlâ bunları da pek konuşan yok.
Tekrardan günümüze gelelim. Son günlere bir daha bakalım. Amerika’nın Ortadoğu eyalet valisi gibi davranan Barrack, açıkça bölgenin siyasal resmini monarşi yönetimleriyle isimlendirdi. Hazar’dan Akdeniz’e çizgisini de çekti. Bunlar konuşturulurken, bir senatör cenazesinde üç lider sırıtıyordu: Trump, Netanyahu ve Zelensky. Aynı anda hareket hâlindeki yer Hazar Denizi idi. Oradaki ulaşıma yönelik İHA saldırıları oldu. İran gemisi vuruldu. Halbuki Ukrayna İran’la savaş hâlinde değildi. Ölenler oldu. Batılı ajanslar pek dokunmadı. Tabii son aylarda Karadeniz’de durmadan gerek açık deniz gerek karasuları yakınlarında gemiler vuruluyor. Salt balıkçı tekneleri değildi hedefte. Ticari veya yük gemileri de vuruluyordu. Çoğunu Ukrayna yapmasına rağmen, Türkiye dahil vurulan gemiler ve ölen yurttaşlar olmasına karşın, kınama bile yapılmadı. Hatta Karadeniz o denli batılıların hegemonya alanı hesaplarına girdi ki İstanbul’da Karadeniz kıyısındaki Beykoz’da askeri üs kurulmaya girişildi.
Herhalde son günlerin gelişmeleri, geçmişten gelen birikimler, “nasıl bir Ukrayna” sorusuna yanıt vermeye adaydır. Üstelik hamle yerleriyle ortaklaşan siyasal resimler, NATO’dan üçlü zirveye dek gelindi. Ortak askeri planlarda Ukrayna’ya da görev verildi. Varsın Ukraynalılar ölsün. Ülkelerinden kaçıp dış ülkelerde ezilen kadın veya emekçi olsunlar. Bunun hiç anlamı yok. Ama Ukrayna artık Hazar Denizi’ni vuruyor. İsrail ile Türkiye ilişkileri ortak askeri alana da çoktan geçti. Hitler’in başarısız olan girişimi, Brzezinski’nin planı ve şimdi Rusya’yı kuşatma ile Asya’ya açılma planında Ukrayna hep oyuncu rolünü gerçekleştirmeye çalıştı. Kendi halkına bedel ödeterek de devam ediyor.
Kıbrıslı belki de bu konuların çoğunu bilmez. Ama memleketinde Ukraynalı ve özellikle Ukraynalı kadın görünce, bir başka düşünceyle bakıyor. Burada ve başka yerlerde Ukraynalılar oldukça zor koşullarda yaşam kavgası verirken, liderleri Zelensky, batının ateşlemesiyle bölgesel siyasal merkeze oturmaya hız vermektedir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


