Kıbrıs iktibasYonca ÖzdemirYonca Özdemir yazdı: Gemi faciasının düşündürdükleri: Ya birleşik Kıbrıs olarak AB üyesi...

Yonca Özdemir yazdı: Gemi faciasının düşündürdükleri: Ya birleşik Kıbrıs olarak AB üyesi olsaydık?

Orjinal yazının kaynağıkibrisligazetesi.com

Aradan iki hafta geçti ama gemi faciasının etkisi hâlâ üzerimizde. Tekrar tekrar izlediğimiz videolardaki insanların çığlıkları, korku dolu gözleri, kaybedilenlere dökülen gözyaşları… İnsanın hayatta en sevdiklerini, ailesinden birilerini kaybetmekten daha korkunç bir şey olabilir mi ki? Hem de sorumsuz birilerin lakaytlığı, umursamazlığı ve hataları yüzünden… Yüreği hassas olan herkesi derinden yaralayan ve isyan ettiren günlerden geçiyoruz.

Yani, başka bir konuda yazmak yine mümkün değil. Karma oy kalkmış, iki tarafın cumhurbaşkanları görüşmüş, bakanlar değişmiş… insanların pisi pisi ölümleri karşısında hepsi önemsiz geliyor.

Mahkeme sürüyor, ayrıntılar ortaya çıkıyor, bulunan cenazeler kaldırılıyor, ama kimse kendini daha iyi hissetmiyor. Çünkü insanların bir nebze kendilerini iyi hissedebilmeleri için bu olayın en azından bir ders olması ve bir daha böyle bir olayın yaşanmayacağına dair bir umudun yeşermesi lazım. Lakin kimsede öyle bir umut yok.

Zaten bu arada erkek şiddetine bir haftada iki kadın daha kurban vermişiz. Bu artık kaçıncı oldu bilmiyorum, ama belli ki önceki vakalar hiç ders olmamış ve tekrar tekrar kadın ölümleri vuku buluyor. Yani yaşanan facialar yeni önlemler yaratmıyor ve aynı faciaları tekrar tekrar yaşamaya devam ediyoruz. Ateş düştüğü yeri yakıyor; diğer insanlar ise hayatlarına devam ediyor. Şiddet ve ölüm vakaları gün geçtikçe daha da normalleşiyor. Her yeni güne “Bakalım bugün ne olacak?” endişesiyle uyanıyoruz. Hep bir tedirginiz.

Gemi faciasında gerçekten ucu nereye uzanırsa sonuna dek gidilecek mi? Biliyoruz ki ucu yükseklere uzanırsa, hayır; sonuna kadar gidilmeyecek. Birileri ceza alacak, ama ne acılı aileler ne de bu çarpık sisteme kızgın bizler tatmin olmayacağız. Çünkü biliyoruz ki gerçekten bir şeylerin düzelebilmesi için sistemi yamalamak değil, derinden değiştirmek gerekiyor.

***

Peki farklı olabilir miydi? Olabilirse nasıl olurdu? Mesela 2004’te Annan Planı’na Rumlar da evet demiş olsaydı ya da 2017’de Crans-Montana müzakereleri başarıyla sonuçlansaydı, yani bugün birleşik Kıbrıs’ın bir parçası olarak Avrupa Birliği’nin (AB’nin) içinde olsaydık, bu facia yine olur muydu? Aynı soruyu, hemen kazanın akabinde, eski Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı sormuştu. Haksız da değildi, çünkü insan sormadan edemiyor: Başka türlü olabilir miydi? Ona cevap olarak Bilge Azgın dostum da bir şeyler yazmıştı. Ben bu yazımda bu konuya biraz daha derinlemesine girmek istedim. Federasyon ve AB bizi ne kadar düzeltebilir?

***

AB müktesebatı, AB’nin yürürlükteki tüm hukuk kuralları, politikaları, standartları ve yükümlülüklerinin bütünüdür. Üye ülkelerin kendi mevzuat ve uygulamalarının AB’ninkilerle uyumlu olması gerekmektedir. Çözüm sonrasında AB içinde olsaydık, AB müktesebatı bugün Kuzey’de de uygulanıyor olacaktı.

Bunu yaşanan gemi faciası özelinde düşünürsek, Kuzey Kıbrıs’ın AB içinde olması durumunda Girne Limanı AB’nin bir limanı olacaktı. Yani, AB’nin liman denetimlerine, gemilerin teknik yeterliliği ve mürettebatın eğitimiyle ilgili kurallara, daha düzenli ve belgeli denetim süreçlerine ve Avrupa Deniz Güvenliği Ajansı’nın teknik desteği ve veri sistemlerine daha doğrudan tâbi olacaktı. Dolayısıyla geminin yaşı, bakım durumu, gövde sağlamlığı, kurtarma donanımı veya mürettebat yeterliliği konusunda ciddi bir eksiklik varsa, AB mekanizmaları belki geminin sefere çıkmasını engelleyebilirdi. Kısacası, AB içinde olmak Kuzey’deki limanları daha geniş bir Avrupa düzenleme, bilgi paylaşımı ve hesap verebilirlik ağına bağlayabilirdi. Bu da, kesin olmasa da, bir koruma sağlayabilirdi.

Mesela, kaptanın Honduras’tan aldığı kaptanlık lisansı AB standartlarına göre geçerli sayılmayacağı için kaptan, çok büyük ihtimalle, daha işinin ehli biri olurdu. Sırf bunun dahi 28 canın kaybedilmemesi sonucunu doğuracağının farkında mısınız?

Ama şunu da söylemek zorundayım ki AB üyesi olmak da tüm sorunlara çare değil. Nitekim AB standartları koyar ama uygulama kısmını yine üye devletlere bırakır. Bu yüzden, AB’ye rağmen, kuralların nasıl uygulandığı ülkeden ülkeye değişiyor. Almanya’nın disiplinli ve etkili devleti kuralları harfi harfine uygularken, Avrupa’nın güneyindeki ya da doğusundaki ülkelerde aynı disiplin ve etkinliği hâlâ göremezsiniz. Ama yine de bu ülkelerde bile, emin olun, standartların yükselmesi sebebiyle pek çok can kurtulmuştur. Kimi canlar ise standartların yeterince etkili bir şekilde uygulanmaması sebebiyle zarar görmeye devam etmektedir.

Kıssadan hisse, “AB üyeliği faciaya engel olur muydu?” sorusuna kesin ve net bir cevap vermek mümkün değil. Bu konuda sadece AB değil, yerel makamların kapasitesi, ciddiyeti, özerkliği ve siyasi müdahalelerden ne ölçüde uzak olduğu da belirleyici. AB içinde olsa da, Kuzey’deki gevşek denetim ve kayırmacılık nedeniyle bazı facialar yine yaşanabilirdi. Ancak belirli standartların benimsenmesi ve denetimlerin güçlenmesi de kaçınılmaz olurdu. Küçük görünen bu iyileştirmeler ise kritik anlarda hayat kurtarabilir.

***

Örneğin, 28 Şubat 2023’te Yunanistan’da meydana gelen tren kazasını hatırlayanlarınız var mı? Atina’dan Selanik’e giden yolcu treni, yanlışlıkla karşı yönden gelen yük treniyle aynı hatta yönlendirilmişti ve iki tren kafa kafaya çarpışmıştı. Çoğu üniversite öğrencisi olan 57 kişi hayatını kaybetmişti ve bu olay Yunanistan’da bir infial yaratmıştı, tıpkı bizdeki gemi faciası gibi… Oysaki Yunanistan bir AB üyesi.

Kazadan sonra Ulaştırma Bakanı istifa etti; ülke çapında büyük protestolar ve grevler düzenlendi. Hükümet, sorumluluğu başlangıçta büyük ölçüde “insan hatasına” bağladığı için ağır biçimde eleştirildi. Ayrıca kaza yerinin hızla temizlenmesi ve yük treninde beyan edilmemiş yanıcı maddeler bulunduğu iddiaları, delillerin örtbas edildiği şüphesini doğurdu. Kurbanların aileleri soruşturmanın yavaş ilerlediğini ve üst düzey siyasi sorumluların korunmaya çalışıldığını savundu.

2025’te yayımlanan resmî rapor, olayın yalnızca bireysel hatadan kaynaklanmadığını; çalışmayan veya tamamlanmamış sinyalizasyon sistemleri, personel yetersizliği, yetersiz eğitim ve demiryollarının yıllarca ihmal edilmesi gibi sistemik sorunların da kazayı mümkün kıldığını ortaya koydu.

Özellikle kazanın ikinci yıl dönümünde, yüz binlerce kişinin katıldığı gösteriler ve genel grev yapıldı ve bu facia Miçotakis hükümetine karşı daha geniş bir güven krizine dönüştü. Hükümet hakkında güvensizlik önergesi verildi, ancak hükümet iktidarda kaldı. Sonrasında demiryollarının yenilenmesi ve güvenlik sistemleri için yeni yatırımlar açıklandı; fakat hukuki ve siyasi sorumluluk tartışmaları hâlâ devam ediyor.

Ne kadar tanıdık bir hikâye değil mi? Görüldüğü üzere, Yunanistan devleti de AB üyesi olmasına rağmen ciddi zafiyetlerden muaf değil. Peki, AB üyeliği bu faciayı neden engelleyemedi? Bunun birkaç nedeni var:

Öncelikle, AB üyeliği otomatik olarak güçlü bir devlet kapasitesi yaratmıyor. AB ortak güvenlik standartları koyabilir ve altyapı yatırımlarını finanse edebilir; ancak demiryolunun günlük işletilmesi, bakımı, personel politikası ve kuralların uygulanması esas olarak yerel kurumların sorumluluğunda.

AB’ye üye olmak onun verdiği fonlardan yararlanmak anlamına da geliyor. AB fonları sayesinde ulaştırma dahil altyapı projelerini yapmak daha kolay; fakat bu fonların varlığı, altyapı projelerinin zamanında tamamlanacağı anlamına gelmiyor. Nitekim Yunanistan’da AB tarafından finanse edilen sinyalizasyon ve uzaktan kontrol sistemlerinin kurulması yıllarca gecikmişti. İhaleler, sözleşme değişiklikleri, kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluk ve idari yetersizlik nedeniyle sistem kaza tarihinde tam olarak çalışmıyordu.

AB, üye ülkelerin ekonomilerini istikrara kavuşturmayı amaçlayan kriterleri de belirler ve özellikle Avro Bölgesi ülkelerinin bütçe açıkları, kamu borçları ve enflasyon gibi göstergelerini izler. Ancak bu mekanizmalar, Yunanistan’ın 2010’da büyük bir ekonomik krize girmesini engelleyemedi; tabii bunda ülkenin ekonomik verilerini AB kurumlarıyla dürüst ve şeffaf biçimde paylaşmamasının da payı vardı. Ardından yaşanan borç krizi devlet kapasitesini daha da zayıflatırken, 2010 sonrasında uygulanan kemer sıkma politikaları demiryollarındaki personel ve yatırım yetersizliğini ağırlaştırdı. Bununla birlikte, demiryollarındaki bakım ihmali, liyakat ve denetim sorunları ile siyasi sorumluluk esas olarak Yunan hükümetlerine aitti.

Ayrıca AB denetimi çoğu zaman yavaş ve tepkisel işliyor. Nitekim Avrupa Komisyonu, kazadan yalnızca 13 gün önce, demiryolu altyapısının yönetimine ilişkin AB yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle Yunanistan’ı AB Adalet Divanı’na sevk etmişti. Bu durum, bir denetim mekanizmasının var olduğunu ve kurumsal sorunların önceden bilindiğini gösteriyordu; ancak bu doğrudan yaklaşan bir kazaya yönelik bir uyarı değildi. Ne yazık ki gerekli önlemler alınamadan kaza meydana geldi.

Kısaca söylemek gerekirse, AB her derde deva değil. Ama bazı şeyleri iyileştirdiği de yadsınamaz. Çünkü AB uyulması gereken asgari güvenlik standartlarını belirler, güvenlik sistemlerinin kurulması için finansman sağlar, eksiklikleri denetleyip uyarılarda bulunur ve   kurallara uyulmadığında hukuki süreç başlatabilir. Ancak uygulama sorumluluğu hâlâ üye devletlerdedir.

Dolayısıyla, “AB’ye girersek bu tür kazalar yine önlenemez” demek doğru değildir. AB standartları, kuralları, denetim mekanizmaları ve mali destekleri kazaların önlenmesine katkıda bulunabilir. Ancak “AB bizi tamamen korur ve artık hiçbir kaza yaşanmaz” demek de yanlış olur.

***

Daha önceki yazımda da belirttiğim üzere, güvenlik, yani vatandaşlarının canını korumak, bir devletin en birincil ödevidir. Sadece tank, tüfek ve askerle güvenlik sağlanmaz. Bir düşünün, bu topraklar kaç can verdi “kaza” denilen ihmalkârlık kaynaklı facialarda? Buna sadece son gemi kazasında ölenler değil, her gün trafik kazalarında ve iş kazalarında ölenler ile sevgili veya koca şiddetine kurban giden kadınlar da dahil.

Çarpık sistemimiz kolay kolay düzeleceğe benzemiyor. Hükümetler gelip gidiyor, ancak sorunlar çözülemiyor. Dahası, giderek karmaşıklaşan toplumsal meseleler önümüze yeni zorluklar çıkarıyor: yabancı göçmenler, iklim krizi, organize suçlar… Devlet bu yeni sorunlar karşısında giderek daha yetersiz kalıyor; yetersiz kaldıkça da meşruiyetini kaybediyor. Bu nedenle artık seçimler bile insanlarda heyecan yaratmıyor. Şimdi “Kıbrıs sorununu çözüp AB’ye girelim” desem, o da bizim elimizde değil. Öyle bir tıkanmışlık içindeyiz…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Yonca Özdemir yazdı: Guterres’in Kıbrıs Ziyareti Dağ Fare mi Doğurdu?

Bildiğiniz üzere, BM Genel Sekreteri António Guterres geçtiğimiz hafta...

Yonca Özdemir yazdı: Amerika’da yeni sol dalga ve Trumpçı popülizmin geleceği

Dünyanın dört bir yanında yerleşik siyasi düzene karşı büyüyen...

Yonca Özdemir yazdı: TC Yardımları, kamu sektörü ve bağımlılık: Yardımların yarattığı ahlaki tehlike

Türkiye’nin KKTC’ye yaptığı yardımlar oldukça tartışmalı bir konu. Bir...

Yonca Özdemir yazdı: Yükselişten düşüşe AKP hikâyesi-I: AKP rejiminin kuruluş aşamaları

AKP iktidarının Türkiye’de CHP’ye yönelik başlattığı operasyonların bayram öncesinde...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
956AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...

Neşe Yaşın yazdı: Yaslı Deniz Manzarası

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken...

Fehim Taştekin yazdı: Yalınayak kamalılar, biçare ağalar

İran’ın müttefiki Ensarullah hareketinin liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri karşı...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Vijay Prashad yazdı: Göçmen karşıtlığının arkasındaki ekonomik gerçekler ne?

Bugün dünyanın neresine gidersek gidelim, Küresel Kuzey'den Küresel Güney'e,...

Aras Coşkuntuncel yazdı: Neoliberalizm, 11 Eylül ve faşizm

25 yıl önce uçaklar ikiz kulelere çarpınca hemen anlaşılan...

Murat Çakır yazdı: Seçimlerle değiştirilemeyenlere dair…

Kurt Tucholsky’nin “seçimler bir şeyi değiştirebilseydi, çoktan yasaklanmış olurlardı”...

Canlı yayın