yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Bilgisizlik, çıkarla kaynaşınca

Özkan Yıkıcı yazdı: Bilgisizlik, çıkarla kaynaşınca

Hafta başı tatilde olan meclisimiz toplandı. Bir sürü karar geçirdi. Tabii sanki yer yerinden oynayacak şeklindeki protokol da araya sıkıştırıldı. Fiberoptik ek protokolü meclisten geçti. Gürültülü bir tartışma oldu. Onca sert ve karşıt sözler ayıklanıp anlamlarıyla da yaklaşınca, onların konuşulan şeklinden çok daha anlamsız hâliyle de ne yazık karşılaştım. Halbuki epey zamandır konuyla alakalı protokol görünürde epey tartışıldı. Tartışıldı da tartışma içeriği dahi biraz yaklaşınca bambaşka mesaj verir. Zaten onca gürültüye karşın en basitiyle bir protesto dahi olmaması, her şeyi anlatmaya yetip artıyor.

Bir ekle konuya devam edeceğim. Birkaç makalemde yazdım: bugün belirli insanlar, telefonlarının kesik olduğunu söyler. Fakat, öyle bir alıştırma teslimiyeti oldu ki ne telefonu kesik olan ne de hesapta bunu tamir edecek daire konuya yoğunlaşmıyor. Ben ısrarla şunu hep uyardım: böylesi davranışlar devam ettikçe, yarın ilgili yapıda özelleştirme adıyla peşkeş çekilip konu daha bir dış bağımlı hâle getirilecek diye yazdım.

Nitekim öyle de oldu. Aslında dünyanın başka yerinde böylesi girişim, kamuoyunda epey konuşulur. Tepkiler konulur. Ama gürültülü bir hâlde meclisten geçerken, bir anlamda taraf olan lafı dahi geveleme aşamasına getirdi. Sendika ve ana muhalefetin şu cümleleri acı itiraftır: “biz protokole karşı değiliz. Sadece bazı aksaklıklar vardır. Uygulanan yöntem eksiktir deniliyordu. Ne yazık son K. Kıbrıs gerçeğinde bu siyaset teslimiyet muhalif şekli epey yaygınlaştı. “biz karşı değiliz. Ama, yanlış uygulamalar var. bazı konulara önem verilmedi” gibi savunma refleksi her şeyi anlatmaya yetiyor. Basit yurttaş ifadesiyle “onlar olsa da aynı kural işledi” akla getirilirdi.

Bir önemli gerçeği hemen yazalım: bizde aslında birçok konuda olduğu gibi, kamusal alan kuramı da uygulanmadı. Dilenen şekliyle de kullanıldı. Hatta kamusal alan ifadesinin çok kötü ve başarısız imgesiyle de damgalandı. Halbuki kamusal alan veya kamusallaştırma çok önemli bir kavramdır. Halk adına olandır. Genişlettirildikçe de olayda daha eşit ilkesi ile halk çıkarı ekseninde geliştirilir. Bu tür kamusal yapılar ve etkin alanlar bizde pek olmadı. Zaten sömürgesel gerçekle de bağdaşmaz.

Bu kuramın yanlış algısıyla konu başlanır. Hatta devletin bu işi yapamayacağı da eklenir. Bizdeki tıpkı bağımsızlık ve ulusal çıkar kuramları gibi, kamusal alan da sömürge tipi teslimiyet işbirlikçi çıkar ilişkisiyle belirlendi. Hatta özerk olan kooperatifler gibi yapıları da özerkliği kaldırtıp arpalık hâle getirip satışını da kamusal başarısızlık olarak sunulduğu akıldadır.

Aynen telefon konusu da öyle. Hatta garip ama tam da bize uygun yandaş kuralıyla paylaşım ekonomik ilkeyle uygulandı. Hatırlayın zamanındaki telefon dairesini. Benzer yapıları da yanına koyun. Torpil ile işe almaktan, daire çalışanına en basitiyle dilediği her yere bedava denecek telefon etme ayrıcalıkla siyasetin kendi lehine kullanılan bir arpalık hâlindeydi. Öyle olunca da tıpkı Ahmet amcanın yaptığı gibi gelirine de el koyup havuzlandı.

Elbet K. Kıbrıs gerçeği vardır. Ganimet tipi paylaşımla yağmalama, ekonomik paylaşımda yandaşa göre olma gerçeği, sonuçta kurumsal yapının gelişmesi değil yağmalanıp çöken kurum hâline getirildi. Giderek para aldığı müşterinin bile telefonunu tamir etmeyerek de daha bir dıştalanma olgusunu da tetikledi.

İletişim ağı iyi bir kâr alanıdır. Özellikle seksenlerde kapitalist yapı neoliberalleşme ile serbest piyasa dönüşümü yaşarken, kamusal etiketli yerlerin de sermayeye açılması süreci hızlandı. Kamusal yapılar artık hantallaştırılarak daha ucuz şekliyle de sermayeye devredildi. K. Kıbrıs bazı konularda geç kaldı. Ama yapılar görevlerini yapmayarak, zaten özel açılıma alan açtılar. Cep telefon şirketleri durumu en kolay anlaşılacak gelişmedir.

Sonuçta, bu alanlar kârlı. Üstelik yeni teknolojik yatırımla da işler daha bir balı biçime gelir. Telefon yapıları sermayenin iştahlarını hep tetikledi. Üstelik uluslararası sermaye de daha kolay kâr edinme yoluyla ele geçirmekteydi. Ülkemizde yaşanan yağmalı ganimet döneminden sonra biriken kendince güdük burjuvalar bu resmi hiç okumadı. Gerçekler yerine hamasi duruşlarla işbirlikçi olarak hayatta kalma peşindeydi.

Türkiye sermayesi de giderek hem de siyasal ilhaklaşma amaçlı bu yönteme geçti. Yerel kuruluşlar ya batırılarak alan açma veya işlemez hâldekini ele geçirip kendince kullanma kurallarını kullandı. Ama araştırma pek yapılmadığı ve konu ilhaklaşma politika ekseniyle konuşulduğu için sadece “Türkiyelişme” sınırıyla olay açıklandı. Teslimiyeti başka isimlerle sunuldu. Hatta gelecek sermaye kesiminin ne olduğunu dahi bilmeden, teslimiyet övgüsü dizileri yapıldı.

Hemen pazartesi şekliyle geçen gürültülü ama sığ tartışmalı örnekle olayı kavrayalım. Örnek, onca “gelip de kurtaracak” anlayışla propaganda yapılırken olayı sahiplenen Telekomun ne olduğu sorusu dahi sorulmadı. Refik Hariri nedir sorgusuyla konuşturulmadı. Kurumun ilk özelleşme hâlindeki olanlara dokunmak dahi imkânsız. Sonrası mı Hariri’nin nasıl bir kârla ayrılması hiç ama hiç bilinmesi istenmiyor. Daha günceli ile önümüzdeki yılki Türkiye’de Telekomun üzerinden planlar da seslendirilmedi. Sadece “Türkiye’nin sayesinde” denilip de en ufak bilgiyi öfkeyle karşılama davranışıyla sığlaştırıldı.

Girişte de belirttiğim gibi: onca sert sözlere karşın ne kuruluştan bir protesto eylemi ne de meclis konuşmalarında konunun özüyle eleştirilmesi yapılmadı. Sanki kamusal alanlar çok çirkef olup yabancı sermaye teslimiyeti ile güllük gülistanlık olacak havasıyla gürültüler yapıldı. “Karşı değiliz, ama uygulanan bazı yöntemler yanlıştır” demenin ötesine gidilmedi.

Ben makale yazmaya başladığımdan beri özellikle ekonomik alanda özelleştirmelerle örnekler bolca yazdım. Neoliberal gerçekle olanları hep sundum. Ama şu yanlışı yapmadım: kamusal alan olmayıp ganimet tipi, arpalıklaşan rant siyasetli gelişmeleri kamusal hak diye savunmadım. Zaten girişte de belirttiğim için kurumların yapısı buna yanıtı verir. Yapılan el değiştirme ile ele geçirme oluyor. Ama onca yanlıştan sonra hele en basit işlemeyen hat düzeltilmesi dahi yapılmadığı zaman, bir tüketici kişi kamusal bakışlı insan olunca sinirden istemese de “özelleşsin” deme noktasına gelinir. Kaç kişi günümüz telefon dairesinin işlevini savunabilir. Hele de arızalı telefonu durup da yine de para ödeme acayipliği de yaşanırken.

Gerçek şu: bizdeki kamusal alan anlayışı, kuramın özellikleriyle uymuyor. Kamusal değil arpalıklaşan, hantallığa bürünen, kendi görevini unutan bir devlet arpalık şekliyle şekillenir. Yatırım da yapılmayınca, sanki kâr amacıyla gelecek sermayenin kamusal rol yapma olasılığı ile de aldatılıyor. Bir anlamda ünlü bir gazetecimizin yazdığı şu itiraf çarpıcıdır: “madem bana yurttaş olarak davranmıyorsunuz. O zaman beni müşteri görün. Müşteri hakkıyla davranın” bu önemli bir pratiğe vuran sıkıntının ta kendisidir.

Onca lafa aslında gerek yoktu: fiberoptik protokol ek anlaşması gürültüyle geçti. Hiç kamusal alan olarak gelişsin diyen olmadı. Eleştiriler dahi “ama” ile başlayıp karşı olunmadığı fakat sırf karşıtı eleştirme adına da bazı “uygulamalar” deyip kendince eleştiri ve muhalefet yapılıyor. Tekrar basit bireysel durumumu aktarayım: ev telefonu arızalı, aylardır sürüyor. Bazı arkadaşları dahi katarak, kimini daireye gönderip tanıdıkları, kimisini de destek amacıyla arıza bölümüne yazdırtım. Beş ayı geçti. Hâlâ ses seda yok. Tam da bunlar olurken de telefoncu bazı “kardeşlerimiz” bir şeyler mırıldanıyor. Ama o da belli değil, özüne değil de “biz karşı değiliz” teslimiyet girişiyle laf yapıyor.

Gelinen aşama bu. Bilgisizlik üstüne krema gibi çıkar konulursa, yandaşlama kuralı ile çalışılıp fırsat rantı yenilirken, sonuç buraya gelir. Daha utanmazlık olanı, sıkılmadan ezberlenen ve teslimiyeti bilgisizliği örtme adına da “dünyanın uyguladığı en iyi yöntem” deme pişkinliği de yaygındır. O zaman da ülke gerçeklerini göz ardı edip çıkarla davranılırsa, böylesi acayip durumu normalmiş gibi kabullenip sessiz sedasız devam denilme normalliği oluşur.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: İngiltere nereye doğru gidiyor?

İngiltere'nin Kıbrısla alakalı önemi desem, artık K. Kıbrıs'ta nüfusun...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gözden kaçırılırken, gündeme düşen gelişmelerden

Günümüz politik gündem oluşturmada, resmi genelden yerele medyalar hep...

Özkan Yıkıcı yazdı: Eylül ayı tortuları altında semptomlar

Bu yazımı kısa bir eylül ayının önemli yakın tarih...

Özkan Yıkıcı yazdı: Siyasal tarihin önemli günü: 11 Eylül

Aklıma geldiği her yıl dönümünde, yazacak kitaplar dolu bilgi...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
958AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: İngiltere nereye doğru gidiyor?

İngiltere'nin Kıbrısla alakalı önemi desem, artık K. Kıbrıs'ta nüfusun...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...

Neşe Yaşın yazdı: Yaslı Deniz Manzarası

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken...

Fehim Taştekin yazdı: Yalınayak kamalılar, biçare ağalar

İran’ın müttefiki Ensarullah hareketinin liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri karşı...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Vijay Prashad yazdı: Göçmen karşıtlığının arkasındaki ekonomik gerçekler ne?

Bugün dünyanın neresine gidersek gidelim, Küresel Kuzey'den Küresel Güney'e,...

Canlı yayın