Belli ki genel Amerikan Ortadoğu projesi sıkıştı. Üstelik Trump da sorgulanan lider halindedir. Savaş ikilemini hep emperyalizm uyguluyor. Saldırganlığın tırmandırılması ve ikili propaganda. Hele de savaş halindeki uçuşan yalanlarla, kolayca propagandayla “haklılık oluşturma” provokasyonlarıyla alan genişlemesine de direkt benzin dökme durumu var.
Gelişmeleri yeri geldikçe yazdım. Önemli hamlelerde de durup uyardım. Hele de Hürmüz Boğazı’ndan sonra Bab el-Mandeb yolunun da ateş çemberine girmesi savaşın genişlemesini kaçınılmaz kılıyor gibidir. Yine yapılan habercilikte Amerika’nın mühimmat sıkıntısı çektiği de belirtildi. Doğru yanlış, bence net değil. Fakat herkes yine “yumuşama” beklerken, Amerika İran’a karşı saldırılarını yoğunlaştırdı. “Taş üstüne taş bırakmama” lafları havada uçuşuyor.
Ancak yeni alan açılacak koşulların da taşlandığını, iki yazı öncesi Suudi-Yemen ekseninde belirtmiştim. Burada da direkt aslında Yemen’in başkentini de kontrol eden Husilere çıkarma peşinde. Halbuki geçici ama dört yıl sürer gibi olan bir ateşkes vardı. Suudiler özellikle Amerika’yla nükleer içerikli yeni siyasal sıçramayı yapınca, korkular pratikte yansıdı. Suudiler Yemen’in başkenti Sana’yı da bombalayan bir saldırı başlattı. Yemen’den de Suudilerin petrol tesislerine karşılık geldi. Fakat Suudiler başka müdahaleler de yaptı. Irak’taki Haşdi Şabi örgütüne bomba yağdırdı. Bu bir ilkti. Bir anlamda Irak’a mesaj ve Şiilere de uyarıydı. Net olan Suudiler, Amerika’yla yaptıkları anlaşma gibi gelişen durumdan saldırganlık girişimiyle yol açmaya uğraşmaya giriştiler.
Suudiler bu kadarla kalmadılar. Amerika adına ama Amerika’nın adını kullanmadan bölgesel Bab el-Mandeb, daha geniş Kızıldeniz ittifakı girişimine hız verdiler. Türkiye dahil olumlu yanıtları da hızla aldı. Tabii Türkiye’nin gündemine hâlâ konu düşmedi.
Böylesi tırmanmayla Suriye’de Amerikan yetkilileri iktidara taşıdıkları cihatçı Şara’dan, Lübnan’daki Hizbullah’ı “tertipleme” görevi için uğraşıyorlar. Tüm bunlar yayılırken, savaş şimdiden Hazar’dan Akdeniz’e, Kızıldeniz’den Karadeniz’e dek geniş bir alana yayılıyor. Amerika ise daha bir sertlikle İran’da “taş üstüne taş bırakmama” saldırganlığını sürdürüyor. Belli ki emperyalist genel yapı bazı durumları kabullendirmek için hâlâ şiddet kullanmaya devam ediyor.
Tabii ki bu arada önceki Ukrayna yazımdaki buluşmayı da akıldan çıkarmayın. Amerika’da Trump, Netanyahu ve Zelensky… Bunlar tesadüf değil, iklim yakıcılığı ile savaş alevinin sardığı geniş bölge geleceğinde önemli gelişmelerdir.
Tabii ki İsrail’de bu defa Batı Şeria’da yerleşimciler ve İsrail askerlerinin Filistin sürgünleştirme katliam hamleleri haber dahi olmuyor. Gazze’deki mülteci çadırların vurulması ise duyulmaya ihtiyaç bile duyulmama gerilemesine giriyor. Fakat, Ortadoğu bölgesel genişlemeyle yanmaya devam ediyor. Yandıkça da peşinden iklimlerin kavurması, zamlarla ceplerimizin delik deşik olması Amerikan paranoyal siyasetinin insanlığa ödülü olmaktadır.
Tam da böylesi gelişmeler olurken, birden Mısır’da bir yangın ve ardından doğal gazla alakalı denilirken gemilerin de hasar gördüğü haberi yaşandı. Öyle bir tesadüf ki değmeye gitsin. Üstelik bizimle de alakası var. Kıbrıs Afrodit deniz fay hattından çıkacak doğal gazın, Mısır limanlarından Avrupa’ya taşınma anlaşması da duyuldu. Mısır bu arada Ortadoğu yangınından tarafsızmış gibi durmayı da deniyor. Ama iş Kızıldeniz’e gelince, hele içine Suudiler de güç olarak katılınca, işler karıştı. Tabii akla provokasyon da geldi. Çünkü daha önce de yaşadık. Birçok saldırı propagandası sonrasında aslında tam aksi bir saldırgan açığa çıktıkça, birden propaganda bitiyordu. Örneğin sık sık Türkiye üzerinden İran İHA’ları denilirken, Irak’taki çöldeki İsrail kuruluşlu üs çıkınca, birden bu tür gelişmeler bıçak gibi kesildi. Onun için Mısır saldırısı sorularla dolu. Provokasyon olduğu kesin. Hele de Kızıldeniz kontrolü Suudi merkezli ittifak da gündemleşince, kamuoyunun hazırlanması bakımından propaganda için güzel bir malzeme hâlidir.
Elbet Mısır korkmakta haklı. Hele de özellikle Akdeniz limanlarının ulaşımdaki rolü, Kızıldeniz kıyısı ile Süveyş Kanalı gerçeği, bazı konularda duyarlı olmasını normal kılar. Hele de kendine karşı saldırı ile propagandayla karşı düşman yaratma komplolarını gerçekleştirme şansı çok. Unutmayın: Mısır rejiminin oluşmasında direkt Amerikan katkısı da var.
Mısır’ın önemi şu: ne isterse olsun, bölgenin önemli devletidir. Arap ülkeleri içinde yeri bir başkadır. Tarafsız gibi durup sıcak savaş dışında kendi ekonomik çıkarlarıyla kazanca çevirme peşinde. Hele de Akdeniz’deki doğal gazın Mısır üzerinden taşınması veya gemicilik-denizcilikteki rolleri nedeniyle sıcak savaş işine gelmiyor. Ama bölgedeki Amerikan blok ittifakı için bulunmaz nimettir. Üstelik Müslüman dünyanın akışlarına da hizmet edip İsrail’in de önemini Mısır’ı katarak örtme kolaylığı da olacak.
Bu nedenle, Mısır’ın işi zor. Bu öyle tesadüf falan da değil. Propagandanın savaş halinde yalanlarla bilgisizliği çok kolay ısıtması söz konusu. Tabii Mısır’ın Amerikancılık gerçeğini de unutmayalım. Suudiler son ittifak ortaklığıyla zaten Pakistan’dan Türkiye’ye varan geniş bir Bab el-Mandeb ittifakı kurmanın ilk adımından olumlu karşılık da aldı. Ama Trump’ın biraz da acelesi var. Hem Avrupa’yı yine kullanma, hem de en azından Amerikan muhalefetini uyutma açısından şu Ortadoğu’da yutturacağı bir zafere önemli şekilde mahkûm gibidir. O da propaganda ile yıkımlarla oluşacak faciadan “kazandım” havası olacak. Mısır bu nedenlerle bir anlamda tam da iki yol çizgisine çekiliyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


