Bu ülkenin ve bu ülke gençliğinin en büyük sorunlarının başında uyuşturucu geliyor.
Üstelik diğer ülkelerdekinden ve bu memleketin güneyindekinden farklı olarak, Kıbrıs’ın kuzeyindeki sol pek üstüne düşmese de uyuşturucu konusu da siyasidir, sınıfsaldır.
İnsana dair her şey gibi bu konu da iki farklı sınıfsal perspektiften ele alınabilir.
Burjuva bakış açısıyla baktığınız zaman uyuşturucu kişisel bir tercih, bir özgürlük gibi görünebilir. “Akşamları keyif için bir sigara içmemin kime zararı var ki?” gibi argümanlar akla yatkın gelebilir… Hatta çok steril bir yerden oldukça kazançlı olduğunu bile iddia edenler bol miktarda çıkacaktır.
Fakat işin bir de toplumsal tarafı söz konusudur. Yoksul kitleler açısından, mücadele eden halklar açısından bambaşka tarafları var; ama sadece bireysel açıdan bakıp işin bu tarafına göz kapatmak solcuların tarzı olamayacağı gibi, bu bireyci burjuva yaklaşıma karşı da mücadele alanı boş bırakılamayacak kadar önemlidir.
Maalesef Kıbrıslı Türk solu uzun zamandır konuya bir liberalden farklı tavır sergileyemiyor. Bu, başka bazı konularda da aynı şekildedir.
Bir yandan çoğu örgüt ve partinin gençlikle bağlarının yok denecek kadar zayıf olması ile gençlik arasında uyuşturucunun bu denli yaygın olması arasında da bir bağ görmek mümkün.
Gençlik uyuşturucu batağına düştüğü ölçüde toplumla bağları zayıflıyor; örgütlülük ve mücadeleden uzaklaşan, bir şeyleri değiştirme iradesini göstermek yerine zihnini uyuşturup keyif peşinde koşan kölelere dönüşüyor.
Devrimcilik ve uyuşturucu bir arada yürümüyor; aksine, birbirlerini ikame ederek doldurdukları alandan diğerini tasfiye ediyorlar.
Bunun en yakın örneği Türkiye’de İstanbul’un Gazi, Okmeydanı gibi gecekondu mahallelerinde görülüyor.
Düne kadar çeşitli devrimci örgütlerin en güçlü olduğu yerler olan bu mahalleler, yakın zamanda bu örgütlerin devlet tarafından buralardan temizlenmesiyle tamamen çetelerin yuvası hâline geldi ve gençler uyuşturucunun eline düştü. Bugün garip isimlere sahip, oldukça tehlikeli ve etkileri buraya kadar uzanan bu yeni nesil çeteler, bu mahallelerde ancak devrimcilerin tasfiyesiyle alan bulabildiler.
Ya da bir zamanlar ABD’de her türlü baskı ve şiddete rağmen boyun eğmeyen devrimci Afro-Amerikan hareketinin sönümlenmesi de Afro-Amerikan kültürünün ve gençliğin, hareketin militanlarının, varoş mahallelerin uyuşturucu ile yozlaştırılmasıyla mümkün olabildi. 80’lerde Malcolm X’ten, Kara Panterler’den etkilenen, toplumsal meselelerden, polis şiddetinden, kadın haklarından, yoksulluktan, eşitsizlikten söz eden rap şarkıları, bugün uyuşturucudan, kadın düşmanlığından, tüketim çılgınlığından ve silahlardan geçilmeyen sözlere sahip.
Bizde ise gençliğin bir kesimi, bireysel ve geçici zevklerin esiri olmuş durumda; tamamen lümpen ve toplumsallıktan kopuk bir biçimde çürüyüp gidiyor.
Özellikle askerdeyken çok daha yakından tanıdığım başka bir kesim ise yoksul varoşların sokaklarında bir alt kültür oluşturmuş; çocuk yaşlardan itibaren bu sokaklarda uyuşturucu batağında umutsuzluk içinde yitip gidiyor ve ciddi bir suç potansiyeli oluşturuyor.
Toplumumuz fuhuş, kumar ve uyuşturucu ile bilinçli ve sistematik olarak yozlaştırılıyor.
Uyuşturucu konusunu salt bireysel özgürlük kapsamında ele aldığınızda yarattığı toplumsal yıkımı ve kararttığı hayatları görmezsiniz.
İşte burada bir seçimde bulunmak, hangi gözlüğü takacağınıza karar vermek zorundasınız:
Burjuva gözlüğünü mü, yoksa işçi sınıfı gözlüğünü mü?
Bu memleketi, bu toplumu, emekçileri, gencecik hayatları önemseyen herkesin; solcuların, yurtseverlerin, devrimcilerin birinci gözlükle işi olamayacağı kanısındayım.
Sistem gençliği resmi tarih anlatısından dinci gericiliğe, ekmeği silah yapıp iş ile, aş ile tehdit etmekten uyuşturucu ile esir almaya kadar bir yelpazede kuşatıyor.
Bizim ise uyuşturulmuş beyinlere değil, iradesini eline alan ve içinde bulunduğu koşullara karşı aklını kullanan gençlere ihtiyacımız var.
Bugün sosyal medyada kaydırdığınız içeriklerde, hayranı olduğunuz şarkıcının sözlerinde, en yaygın kullanılan platformlardaki dizi ve filmlerde yoğun bir uyuşturucu propagandası mevcuttur.
Bu durum planlı bir şekilde normalleştirilmekte ve güzellenmektedir.
Çocuklar ve gençler üzerinde böylesine büyük bir propagandaya karşı propagandaya geçmek gerekiyor.
Uyuşturucunun güzellenerek “havalı” bir şeymiş algısını kırmak gerekiyor. Yoksul mahallelerde gençleri torbacıların elinden kurtarmak, uyuşturucu kullanmalarını engelleyecek kamusal sosyal ortamları inşa etmek gerekiyor. Sistemin gençleri yalnızlaştırmasına ve güvencesizleştirmesine karşı birlik olmalı, dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmek gerekiyor.
Bu rejim, bu sorunların çözümünde güvenilecek en son adrestir. Mafya babalarının bakanlarla, milletvekilleriyle fotoğrafları olan, halk içinde herkesin uyuşturucudan para kazandığını bildiği kimselerin hükümet ve polis tarafından görmezden gelindiği bu rejimde, güvenlik güçlerinden sivil idarecilerine kadar tüm yetkililer suçun parçasıdır. Çünkü bu rejim zaten bu yüzden kuruldu.
Dolayısıyla sorunu yaratan ve sorundan çıkar elde eden çevreler bu sorunu çözmeye yönelik girişimlerde samimi değildirler. Onlar ancak bunu bahane ederek toplum üzerindeki baskılarını güçlendirirler.
Kendi kendimizi, gençliğimizi, toplumsal yapımızı korumak zorunda olan ve bunu yapabilecek olan yine bizleriz. Toplumun ilerici, yurtsever, devrimci güçleri buraya artık el atmak ve sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



