Yurdunu sevmek, onu savunmak demektir.
Yurt savunması, gerek ona yönelen saldırılara karşı bağımsızlığı savunma, gerekse yurdun ve yurdu oluşturan yurttaşların çıkarını savunmak anlamlarına gelir.
Çağımızda hangi ülkenin yurttaşı olursanız olun, yurtseverliğin şartı anti-emperyalist olmaktır. Çünkü ülkelerin bağımsızlıklarını, toprak bütünlüklerini, halkların özgürlüğünü tehdit eden başlıca unsur emperyalist dünya sistemidir.
Emperyalist sömürüye karşı çıkmadan yurtsever olunamayacağı gibi, yurttaşların çoğunluğunu oluşturan emekçi kitlelerin sömürüsüne; kapitalist sömürüye de karşı çıkmadan yurtsever olunamaz.
Yurtseverlik, milliyetçiliğin aksine, sınıfları görünmez kılarak bütünleşmiş bir halkın çıkarlarının ortaklığından dem vurarak emekçi sınıf ve katmanların, egemen sınıfın arkasında saf tutmasını sağlamaya, yani sınıf uzlaşmacılığıyla sömürünün devamına hizmet etmez.
Yurtsever, yurdu oluşturan yurttaşları da seven, onlardan yana tavır alana denir.
Aynı yurdu paylaştıkları fakat halkın çıkarlarıyla uzlaşmaz olan kendi şahsi çıkarlarını önemseyen, yurdu dış bağımlılığa mahkûm etmek ve halkın ve kaynakların sömürüsü pahasına emperyalistlerin, dış sermayenin taşeronluğunu, işbirlikçiliğini yapan bir avuç asalak sermayedar, yurtsever olamaz.
Kamusal kaynakları çarçur eden, özelleştirme adı altında halka ait olanı satan, sendikalaşmaya karşı çıkarak emekçileri yalnızlaştırmak, savunmasız hâle getirmek ve sömürmek isteyen, emperyalist odakların planlarının hayata geçmesi için üstüne düşen rolü oynayan bir azınlık olan sermaye sınıfının yurtseverlikle yakından uzaktan ilişkisi olamaz.
Dünyanın her yanında burjuvazi, emperyalizmin tarafında yer almış, ülkesinin parsellenmesinde, halkın sömürülmesinde, yeri geldiğinde sınırlarının delik deşik edilerek yabancı postallar altında işgal edilmesine çanak tutmuş, işbirlikçilik yapmıştır.
Kapitalizm, emperyalist aşamaya yükseldiğinden bu yana durum budur ve başka türlüsü de mümkün değildir.
- yüzyıldan itibaren de tüm ülkelerde yurtseverlik sınavını başarıyla verenler devrimciler, sosyalistler olmuştur.
Emperyalizme, faşizme, işgallere karşı, halkın egemenliğini, yurdun bağımsızlığını, demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği savunan, bu uğurda zindanlara atılan, işkenceler gören, her türlü baskıya maruz kalan ve canını dahi veren hep sosyalistler olmuştur.
Yurdumuz Kıbrıs’ta da tablo aynen bu şekildedir.
“Bu memleket bizim” diyenler, “talimatla yönetilmeye hayır” diyenler, “bağımsız Kıbrıs” diyenler hep sosyalistler, bu toprakların devrimcileri olmuştur.
Grev alanlarında, polis barikatlarında, mahkemelerde emekçi halkın çıkarları için ve bu toprakların özgürlüğü için mücadele verenler, bu ülke için bedel ödeyenler, halkın olanı satmaya kalkanların karşısına dikilenler, işgalcilere karşı özgür vatanı haykıranlar, faşist kurşunlara karşı geri adım atmayanlar tarihimiz boyunca ve hâlâ Kıbrıslı devrimcilerdir, sosyalistlerdir.
Yani “yurtseverlik” öyle bol keseden her önünüze gelene yakıştırabileceğiniz bir nitelik değildir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




