Görünen o ki, hareketli bir yıl yaşanacak. Önümüzdeki iki üç ay Kıbrıs pazarlıkları ile ilgili beklenmedik şeyler yaşanabilir. Emperyalizmin kurguladığı Ortadoğu süreciyle uyumlu bir düzenleme açığa çıkarılabilir. Bu duruma bir “akort düzenlemesi” de diyebiliriz. Yani ayar verme. Fakat illa ki herhangi bir birleşme yanlısı, federasyon savunucusu, konfederasyoncu, iki devletçi veya barışçı kesimlerin özlemlerinin hayata geçmesi şeklinde olmayabilir. Olmaz. Bunun sebebi, yapılacak olan şeyin, bahsettiğim bu hayalleri besleyenlerin hiçbirinin asıl belirleyici olmamalarıdır. İrade değildirler. Bu yüzden yaşanacaklara paralel olarak muhalefet güçlerinin kendini birleştirerek yaşamsal taleplerini güçlendirmeleri ve sokakta olmaları gerekir. Halkın planı henüz yapılmamış olandır.
Yani iktidara karşı hiçbir zaman olunmadığı kadar demokratik talepler etrafında bileşilmeli, sokağı yaşam biçimi hâline dönüştürmeli. Yaşanacak süreç başka şeyler konuşulmasına zemin sayılmalıdır.
Bugüne kadar kim bu adaya elini uzattıysa sermaye ekonomisini büyüttü. Olası değişiklikler sayesinde bütün güçler, ada ekonomisinin nasıl şahlandırılacağından bahsederler. Fakat yaratılmış ekonomilerle, yüz milyarlara varan bir ekonomi ada üzerinde zaten döndürülmektedir.
Akıl almaz servetler oluşturulmuş, para yığınakları, kumar ve her tür ekonomi büyütme saldırıları ve buna uygun nüfus hareketleri yaratılmıştır. Dahası ne olabilir? Bu büyüme dedikleri neyin nesi? Göç eden toplum, dağılan sosyal yapı, imha edilen kamu ruhu, eğitimin metalaştırılması, sağlık organizasyonunun yapılamaz hâle gelmesi ve sıradan güvenliğin sağlanamadığı bir ortamdayız. İşte büyüme denilenin toplumsal karşılığı budur.
Bu koşullarda daha da büyüme pazarlıkları ufukta görülebilir. Donald Trump Filistin barışı önerirken büyük bir ekonomi önermekteydi. Arkadaşı ile kendini plajda buzlu şapkalı meyve suyu içip güneşlenirken kurgulamıştı.
Birisi size ekonomik büyümeden bahsederse orada bir hinlik şüphesi vardır. Buna ek olarak bir de barış ve demokrasi vaadi varsa orada bir durmalı.
Denir ya, her hesaplı çıkışın karşısında bir de halkın hesabı olmalı. O yüzden oluşmakta olan pazarlık sürecinde kamuflaj olarak kullanılacak “barış, demokrasi, refah ve büyüme” söylemleri zemin sayılmalı. İşte o yüzden sokak yaşam biçimi hâline dönüştürülmeli. Sokağa sahip olan son sözü söyler.
Barış ve demokrasi, asıl sahibi olan halkın elinde yükselecek: bu zemin, bunlarla sorunu olanlara terk edilmemeli. Önümüzde yaşanacak seçim süreçleri, söz söyleme hakkının tartışma konusu olacağı bir dönem olacak. Yalnızca genel değil yerel seçimlerin de yapılacak olması yerel yönetim ve kamunun tartışılacağı ortamları yaratacaktır. Muhalif belediyelerin bile şirketler gibi çalışması, ihale yöntemleriyle ucuz emek kullanımıyla büyütülen sermayeler yaratmaları, sol söylemle karşılanmalıdır.
Bölge sorunlu… Bu adayı koruma kalkanı altında sanmayalım. Her şey bir yana Türkiye ile yapışık hâlde iken, tek çıkışın demokrasi mücadelesinde olduğunu biliyoruz. Mutlaka asgari demokrasi koşulları gelmeli. Ve bizde var olduğu yanılsamasında olduğumuz bu koşulların mücadelesi içinde, sokakta olmamız gerektiğini sıkılmadan tekrarlamalıyız.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



