Salı günü, Türkiye yerel seçimler üzerinden genel politik uygulama yaşadı. İki liderin adeta ortak yeri olan hapishane gerçeği ile yüklüdür. Birisi doldurduğu ve yetmeyip daha da uzatılıp hapiste bırakılan belediye başkanı sonunda serbest kaldı. Ötekisi ise son yerel seçimlerde olmaz denileni hem de tüm alicengiz oyunlarına rağmen Üsküdar’da belediye başkanlığını kazandı. Üstelik kazandıktan sonra birçok dosya ile eski yönetimin yolsuzluklarını savcılığa bildirdi. Ama burası Türkiye: yeni başkan daha koltuğunu ısıtmadan önce gözaltına sonra da tutuklandı. Fakat, Türkiye’de oyunlar bitmez: belediye meclisi yeni başkan seçimi yaptı. Muhalefet kazandı. Klasik mahkeme kuralı işledi: seçim iptal edildi. Dedik ya: Alicengiz oyunları bitmez. Belediye meclis üyelerinden bir kısmı tutuklanmaya başlandı. Fakat ilan edilen seçim gününde seçim yine de garanti değildi. Sonuçta transferler ve tutuklamalarla sayılar ters düz edildi. Üstelik seçim anında da kimine göre iki fire daha verilerek seçimi AKP adayı aldı. Yani atı alan Üsküdar’ı geçemedi ise de, Türkiye’de oyun bitmezdi. Öyle de oldu. Üsküdar’ı geçemeyen at yerine Üsküdar şarkılarıyla yapılan oyunla zapt edildi.
Tabii ki bu haberler Kıbrıs’ta pek ilgi görmez. Hele de “aman dokunma ile sayenizde efendimcilik” kültürü artık doğalı da üstüne çıkınca, gayet doğaldır. Ama hep unutulan şu var: susanız da, kafanızı kuma gömmeniz de gelen fırtınayı durduramaz. Zaten etrafta bolca gezen Üstel’in nasıl başbakanlığa, Tahsin’in dışişleri makamına oturtulduğu akılda tutulması gereken önemli siyasal derstir. Hele de bir gün atanıp ertesi gün tepetaklak koltuktan uçurulanların hâlâ konuşmaları da başka bir arıza.
Üstel İstanbul Ankara demeden Cevdet Bey’in bıraktığı Lefkoşa elçilik ziyaretinden sonra bir dolaşım yaptı. Üstel övgülerle bir şeyler, ötekisi de talimatla başka enstrüman çalarken, Türkiye iki belediye başkanının paradoksal hapishane hikâyesini yaşıyordu. Diyarbakır’da ikibinondokuzda seçilen ve ilk yaptığı uygulama ile görevi aldığı Kayyumun ne denli lüks yatırım ile yolsuzluk yaptığını açıkladı. Ama bu ömrünü de belediye başkanlık eş başkan konumunu çok az olmasını getirdi. Hapse atıldı uydurmalar gırla. Hele de klasik laf “terör örgütüne üye” cümlesi bolca işlendi. O zaman bu köşede yazdım: Türkiye batı kesimi doğuda olan belediyeler kayyum atamalarına göz yumup geçiştirmesin: sıra onlara da gelecek. Selçuk Mızraklı mahkûm edildi. Davayı biraz izleyenler şu uydurma ama temel kriterli gizli tanıklı yargının ne menem olduğunu anlardı. Üstelik yetmedi: mahkûmiyet dönemi doldu. Ama serbest bırakılmadı. Bu dünyada pek rastlanan bir şey değildi. Sonuçta epey zaman daha tutuklu bırakıldıktan sonra serbest bırakıldı.
Aynı anda bu defa Üsküdar’dan yol gidiyordu. Yolda mendil değil tutuklanan seçimle kazanan belediye başkanı vardı. Başkan seçimle yenilmez denilen karşıtını yendi. Sonra yapılan yolsuzluk dosyalarını savcılığa gönderdi. Ama gönderilen onlarca dosya değil iddianame hâlâ belli olmadığı için hangi gizli tanığın dediklerini bilmediğimiz hapishane dönemi başladı. Yerine seçim yapıldı. Muhalefet adayı yeniden kazandı. Kazandı da unutuluyor: YSK açıklanan seçimleri dahi bir sulh mahkemesinin hem de anayasaya rağmen ret edildiği bir ülkeden söz etmekteyiz. Seçim yok sayılıp tekrarlandı. Klasik güncel yeni yöntemler olmaya başladı. Tutuklanan veya transferler..
Sonuçta istenilen sayıya ulaşıldı. Seçim yapıldı muhalefet iki fire daha verip Üsküdar da kayyumla değil savcılık yargı operasyonuyla ele geçirildi.
İki örnek de adeta birbirini tamamlıyor. Ama darbeyi yiyen kesimler hâlâ birbirine yakınlaşmadan çok uzak. İki kanalı izledim. Biri ötekinden farklı konuyu ele aldı. Önem sırasına koydu. Olan resmen siyasetin ta kendisidir. Mehmet Teskan gayet açık şekilde sordu: bundan sonra yapılacak belediye meclisi üyeliğine dahi aday olmak düşünce kaldırmaktadır. Çünkü tutuklanma kolaylığı var. İmza atılan önemli yerlerde de görevlendirmeye de rıza etmek zorlaşacak. Bu da istenilen bir gerçek.
Fakat en ilginç sorgu şu: son yıllarda özellikle belediye başkanları sık sık tutuklandı. Kayyumlar atandı. Alicengiz oyunlarıyla üyeler transfer veya kabul etmezse hapse gönderilerek Üsküdar gibi ele geçirildi. Soru şu: son adı DEM olan partiye de baskılar yapıldı. Ama onlardan öyle kolay kolay istifa edip AKP’ye geçmedi. Oysa CHP veya son Yeni Partiden geçişler bolca oldu. Belediye başkanları hem de en sert sözlerle direnir gibi olurken birden AKP kapılarında hizmete hazır hale geldi. Bu durum oldukça konuşulmalıdır. Hele de K. Kıbrıs’ta düşünülmenin ötesine de gidilmelidir. Seçilen ve kolayca başka karşıta geçmek başta seçmeni etkiler. Siyasal moral kırıklığı ile siyasal koşulu kabule taşır.
Konuyu hafife almayın: UBP hem de Y.67 oyla seçtiği başkanı bir gecede teslim edip atananı kabullendiği dönem pek fazla uzakta değil. Makama oturtmayıp Antalya’ya çağrılarak makama oturtulan şahıs ise durmadan küfretmekle meşguldur. Hele de partiden partiye geçişlerin bilançosu bizde kabarık. Tabii teslimiyeti partinin kendisi almamışsa…
Kısaca, Türkiye’den iki resim çektim. Alan belediyeler. Seçim kazanıp başlarına nelerin geldiğini sonucuyla özetledim. Tam da bizim burada teslimiyet hamasi havası eserken bu makaleye karar verdim. Dedik ya: Türkiye’de olanlar bizi ilgilendirmez değil, resmen fırtınası bazen burada hortumlaşır. Sustukça da şu sözler dudaktan dökülmekten öteye gitmez: “kardeşin duymaz eloğlu duyar”.. Eloğlu söylenince de biz de kızarak inkâra sarılırız. İnanmayan güncel demeçlere baksın.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



