“Filler tepişir, çimenler ezilir” sözü dünya siyasetinde yaşananları özetler niteliktedir.
Özellikle Yahudi ve Katolik küresel güçlerin kendi aralarındaki rekabetin sonucu devam eden sancılı süreç, yavaş yavaş dünyayı yeni baştan şekillendirmeye başlamıştır.
İki hafta önce, CIA Başkanı John Ratcliffe, sürpriz bir ziyaretle Moskova’daki mevkidaşı, SVR Başkanı Segey Narişkin ile gizli bir görüşme gerçekleştirdi.
John Ratcliffe, Letonya üzerinden Rusya’ya gittiği için, olayın basına sızdırılmasından dolayı, Letonya Dışişleri Bakanı açıklama yaparak ziyareti doğruladı.
NATO ve Avrupa ülkelerinin desteklediği Ukrayna ile savaş devam ederken, NATO’nun en büyük gücü olan ABD’nin önemli bir yetkilisinin, Rusya ile resmi temasta bulunması gerçekten sorgulanması gereken bir konudur.
Ne ilginçtir ki, ayni günlerde Papa’nın Devletlerle İlişkilerden Sorumlu Sekreteri Başpiskopos Paul Richard Gallagher de Moskova’yı ziyaret ederek Rusya Federasyonu Dışişleri Başkanı Sergey Lavrov ile özel bir görüşme yaptı.
Tüm bu ziyaretlerin hemen öncesinde ise Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin’in “Ukrayna’da sınırlı nükleeer silah kullanma ve İngiliz üslerini vurma” açıklaması ciddi bir gündem yaratmıştı. ABD ve Avrupa ülkeleri dururken “neden İngiltere?”
Ukrayna savaşının çıkarılıp, Rusya’nın ortadoğudan sökülmesi planı bildiğiniz gibi İngilizler’in, ABD ile kordineli bir şekilde yürüttükleri bir stratejidir.
Suriye’deki iç karışıklıkları çıkaran, oradaki dinci çeteleri Türkiye üstünden örgütleyip silahlandıran, Ukrayna ile Rusya arasında başlatılan savaşın arkasında İngiliz ve ABD gizli servisleri vardır.
Rusya – Ukrayna arasında devam eden ve yüzbinlerce insanın ölümüne neden olan bu anlamsız savaş, yüzyıllar boyunca, ortak kültürü paylaşarak yaşamış iki milleti birbirine düşman etmiştir.
Son dönemde İngiliz teknolojisini kullanarak üretilen insansız hava araçları ile yapılan saldırılar Rusya içlerine kadar savaşı taşıyarak, özellikle petrol rafinerilerini hedef almıştır.
Petrol zengini Rusya’nın üretimi yarı yarıya düşmüş, akaryakıt sağlama zorluğu nedeni ile akaryakıt karneye bağlanmıştır. Yaşanan yakıt sıkıntısını aşmak için Rusya, Hindistan, Beyaz Rusya ve hatta Türkiye’den mazot ve benzin ithal eder duruma gelmiştir.
Dünyanın tahıl deposu olarak bilinen güney Rusya’da çiftçiler mazot sıkıntısı yaşadıklarından, çok kısa olan yaz mevsiminde ürünleri hasat edememe ile karşı karşıya kalmışlardır. Ürünün tarlada kalması demek, Rusya tahılına bağımlı birçok ülkenin açlıkla karşı karşıya kalması ve tahıl fiyatlarının astronomik artışına neden olacaktır.
ABD ve Avrupa ülkeleri Ukrayna’ya destek olup arkasında dururken, neden İngiltere hepsinden daha fazla öne çıkıp, Rusya’nın hedefi oluyor?
Bu sorunun yanıtını, İngiltere’yi hangi güçlerin yönettiğinde aramak gereklidir. İngiltere’yi İngilizler değil, Yahudi küresel güçler idare etmektedir.
Dünyanın birçok ülkesinde güç kaybeden Yahudi sermayesi, İngiltere’de hala daha etkindir ve dünya siyasetine İngiltere üzerinden şekil vermeye uğraş vermektedir.
Bilindiği üzere yakın geçmişte, İngiliz İşçi Partisi liderliğine seçilen Jeremy Corbyn’i bile Filistin Sorunu konusunda yaptığı açıklamalar nedeni ile “Yahudi Düşmanı” ilan eden bu güçler, onu hakkı ile seçildiği parti başkanlığında düşürüp, partiden atılmasını sağlayan kampanyayı organize etmişlerdi.
Yahudi sermayesinin desteğini almayan sol veya sağ hiçbir siyasi yapının İngiltere’de yönetime gelmesi şu aşamada mümkün değildir.
Gazze soykırımında, İngiltere’nin “kendini savunma hakkı” yalanı üzerinden, İsrail’e açık destek vermesi ve Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin Orta Doğu’ya saldırı amaçlı kullanmaya açmasının arkasında yatan gerçek budur.
İran Savaşı ile bataklığa saplanan İsrail ve arkasındaki Yahudi sermayesi savaşı Rusya’ya kaydırıp, İran’a olan desteği kesmek ve rekabet ettiği Katolik sermaye gruplarını geriletmeyi amaçlamaktadır.
Onlara hizmet eden ABD Başkanı Donald Trump da İsrail’in arkasından sürüklendiği İran Savaşı nedeni ile ciddi bir çıkmazın eşiğine gelmiştir.
Önümüzdeki Ekim ayında İsrail’de yapılacak seçimde Netanyahu’nun iktidarda kalması mümkün görünmezken, ABD seçimlerinde de Yahudi sermaye gruplarının desteğindeki Donald Trump’ın da kamuoyu desteğini yitirdiği açıktır.
Irkçı, milliyetçi söylemleri ile savaşın çıkmasına önemli katkı koyan Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski’nin de bir Yahudi olduğunu ve bu güçlere hizmet ettiğini düşünürsek, giderayak kimlerin dünyayı karıştırmak istediğini daha iyi anlayabiliriz.
Küresel sermaye grupları arasında devam eden vekalet savaşlarında, önemli olan perdenin önü değil, perdenin arkasında olanlar ve ne planladıklarıdır.
Vladimir Putin’i nükleer silah kullanmaya ve İngiliz üslerini vurmaya varacak kadar kızdıran İngilizlerin, Kıbrıs’ta da üsleri olduğunu tekrardan hatırlatırım.
Türkiye’nin 1950’li yıllardan sonra Kıbrıs ile ilgilenmesini sağlayan ve 1974 yılında adaya askeri müdahalesine göz yuman da İngilizler olup, Türkiye onlar adına Kıbrıs’ta emanetçi olarak bulunmaktadır.
ABD’nin, İngilizlerin yaptıkları ile ilgili olarak dünya savaşını durdurmak için Rusya’nın ayağına gitmesi ve aynı günlerde ruhani olduğu söylenen papalık temsilcisinin de Ruslarla görüşmesi İngiltere’nin ayrıştığını açıkça göstermektedir.
Kıbrıs sorununu da bu ayrışma üzerinden değerlendirmek gereklidir. Dünya hukukun gücü ile değil, güçlünün hukuku ile idare edilmektedir. Güçlünün yanında duran, Kıbrıs sorununu da her zaman olduğu gibi kendi çıkarlarına göre çözecektir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




