Lozan Antlaşması ile belirlenen Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını korumak için Suriye, Irak ve İran sınırları boyunca mayın tarlaları oluşturuldu.
Yüzyıllar boyu birlikte yaşayan bölge halkları bu yapay sınırlarla bölünerek birbirlerinden koparıldı.
Bölgede yaşayan insanlar ekonomik zorlukları aşmak için kaçak yollardan karşılıklı mal ticaretine yöneldiler.
Kaçakçılık bölge halkı için çok önemli bir geçim yolu haline geldi.
Çok sıkı korunan sınırlardan geçmek için hayatlarını tehlikeye atarak kaçakçılık yapan bu insanlar, mayın tarlalarını aşmak için ise eşekleri kullanmaya başladılar.
Bu amaçla bir grup eşeği, önden mayın tarlalarına süren kaçakçılar, eşeklerin geçtiği yerleri izleyerek güvenle işlerini yapmaya başladılar.
Mayın tarlalarına sürülen zavallı hayvanların onlarcası bu yollarda mayına basarak telef oldu. Kaçakçıların mayın tarlalarını güvenle aşmak için önden sürülüp hayatları riske atılan bu hayvanlara “mayın eşeği” denir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçiren Amerikan–İngiliz orijinli Yahudi sermaye grupları yıllardan beri Türkiye’yi mayın eşeği gibi kullanmaktadırlar.
Kore Savaşı’nda, Birleşmiş Milletler Gücü adı altında binlerce Türk askeri hiç bilmedikleri ve kendilerini hiç ilgilendirmeyen bir ateşin içine atıldılar. Savaşta Türk askerleri en zorlu cephelere sürüldüler.
Bu savaşa katılan ve ABD tarafından eğitilen bir kısım subay, Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî kurumlarının bilgisi dışında ABD’nin örgütlediği “Seferberlik Tetkik Kurulu” olarak isimlendirilen ve varlığı 1970’li yılların sonunda ortaya çıkan kontrgerilla örgütlenmesinin içinde görev aldılar.
Bu örgütlenme Türkiye’nin terör çatışmalarına sürüklendiği dönemde provokasyonları yapan, terör gruplarına silah dahil her türlü desteği verme misyonunu hala daha devam ettirmektedir.
Dini siyaset aracı yaparak ortaya çıkan Fetullah Gülen örgütlenmesi de tarikatların hortlatılması da yüzyıllarca birlikte yaşayan Anadolu halklarının ayrıştırılması için Kürtlerin kışkırtılması da bu örgütlenmelerin işidir.
Sol harekette yer alan bazı kişi ve örgütleri organize eden, Kürtlere karşı Türk milliyetçiliğini kullanan, bunun için ülkücüleri sahaya süren, Kürt hareketini PKK altında toplayan, insanları dinci ve laik diye bölen yine aynı merkezdir.
Onlar için makam mevki ve para vererek devşirdikleri kişi ve örgütleri mayın eşeği gibi sahaya sürmek alışılagelmiş yöntemleridir.
Doğanın kuralı gereği, her örgütlenmenin karşısına ayni merkezden organize edilen, karşıtını çıkarmak, dünyaya hâkim olan küresel güçlerin başarılı bir şekilde organize ettiği sistemin sırrıdır.
Algı operasyonları ve provokasyonlarla kitleleri sonu gelmez kavgaların içine sürükleyen bu sistem, kullanıp, işlevini tamamlayan örgütleri de kapatmaktadır.
Türkiye’de işlevini tamamlayan CHP, MHP, AKP, PKK ve tarikat örgütlenmeleri önümüzdeki günlerde sahneden bir bir çekilecektir.
Türkiye’de on binlerce insanın sakat kalmasına ve ölümüne sebep olan terör olaylarını bitirmeye yönelik başlatılan “Barış Süreci” sonunda uzlaşıya varılması sevindirici olmakla birlikte, bunun arkasında da küresel güçlerin olduğunu görüyoruz.
Çatışmayı yaratmak için örgütleri kuranlar, çıkarları gereği süreç tamamlanınca, “barış meleği” olarak ortaya çıkmaktadırlar.
Yüzyıllar boyu birlikte yaşama tecrübesi olan insanların, kendi aralarında barış içinde, kan akıtmadan birlikte yaşamayı beceremeyip, barış yapmak için bile başkalarının talimatına ihtiyaç duymaları gerçekten acıdır.
Bu çatışmalarda ölenler, sakat kalanlar, sönen ocaklar küresel sermaye için sadece zaiyat ve rakamdan ibarettir.
İkinci Dünya Savaşı’nda, Yunanistan’da; İngilizlerle Amerikalılara hizmet eden General George Grivas, Kıbrıs’a gelerek İngilizlere karşı EOKA örgütünü organize ederken, aynı dönemde Türkiye’deki “Seferberlik Tetkik Kurulu” da Rumlara karşı Türk Mukavemet Teşkilatı’nı da örgütledi.
Milliyetçilik ve ırkçılık pompalanan kitleler birbiri ile mayın eşeği gibi çatıştırılırken, hiç kimse İngiliz üslerinin, Yunan askerlerinin ve Türk ordusunun NATO adına Kıbrıs’ta olduğunu tartışmadı.
Son gelişen gündem içinde, Fransa’nın ve ABD’nin de buraya NATO adına geldiğini de hiç kimse görmek istemiyor.
Irkçılık ve milliyetçilikten gözleri kararanlar, çatışmayı yaratanların yine onların uygun göreceği bir çözümü bize dayatacaklarını tahmin etmekten bile aciz kalmaktadırlar.
Mayın eşeğinin bol olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Orta Doğu’da Kürtler yıllarca bu amaç için kullanılmaktadır.
Irak’ta, Suriye’de ve şimdi de İran’da bu konuda ciddi hazırlıklar yapıldığı görülmektedir.
ABD orijinli küresel güçler, çıkarları doğrultusunda, Ukrayna’yı da mayın eşeği anlayışı ile Rusya ile savaşa soktular.
Vekalet (proksy) savaşları olarak bölgemizde yaşanan çatışmalarda İran, Yemen’deki Husiler’i, Lübnan’daki Hizbullah’ı ve Filistin’deki Hamas’ı mayın eşeği olarak öne sürmektedir.
ABD ise Kürtler, birçok Arap ülkesi ve İsrail yanında, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı mayın eşeği olarak kullanmak için Mekke Antlaşması’nı yaptırmıştır.
Yeni dünya düzeninde taşlar yerine otururken, gelişmeleri doğru değerlendirerek eşek olmamak gereklidir.
Eskilerin dediği gibi “eşek olursan, herkes sırtına biner”
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




