Birleşmiş Milletler’den yapılan bir açıklamaya göre, savaşlar, etnik ve dini çatışmalar, iklim değişiklikleri ve ekonomik sebepler yüzünden 115 milyon insan yerinden edilmiş, göçmen durumuna düşerek, başka ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmıştır.
Geçtiğimiz yüzyılda göçmenlik ve siyasi sığınmacılık konusu çokça istismar edilmiş olup, yeni dünya düzeninde etnik ve dini ayrışmanın yarattığı çatışmaların adım adım sona ermesiyle, ters yönde göç başlamıştır.
Afganistan, Irak, Suriye buna gösterilecek en güzel örneklerdir.
Özellikle Türkiye’yi yakından ilgilendiren PKK konusunda atılan adımlarla birlikte, Türkiye’den Avrupa’ya yönelik yıllardan beri devam eden siyasi sığınma ve göç konusunda da ters adımlar atılmaya başlanmıştır.
Etnik Kürt kimliğine sahip insanların yanında, tarikat üyeleri ve ekonomik menfaat sağlamak için göçmenliği kullananlar da geri gönderilmektedir.
Suriye’den göç ederek, Almanya’ya sığınan üç eşli, 25 çocuklu, 33 torun sahibi vatandaşın Alman devletinden ayda yüz bin euro sosyal yardım alması, geçtiğimiz hafta Avrupa’da gündemin ana konularından biriydi.
Yaşlanan Avrupa nüfusunun yarattığı emek açığını kapatmak için sermaye sahiplerinin baskısı ile bilinçli bir şekilde göz yumulan göçmenlik konusu, ileriki günlerde farklı bir boyut kazanmaya devam edecektir.
Yalnızca savaşlar ve çatışmaların bitmesi değil teknolojinin gelişmesi ile birlikte, üretim araçlarının otomasyona geçmesi, fabrikalarda mesai, izin, maaş, sendika istemeyen robotların, işçilerin yerini alması, Avrupa’da üretim yapan büyük şirketlerin fabrikalarını, Çin, Hindistan gibi ülkelere kaydırması, Çin gibi ülkelerin Afrika kıtasında yatırımlara yönelmesi ve yabancı düşmanlığı ile göçmen karşıtı siyasi hareketlerin yükselişi ters göçün ana nedenleri gibi görünse de esas sebebi yeni dünya düzeninde aramak gereklidir.
Avrupa, göçlerle gelenlerin sorunlarını bünyesine almaktan kaçınan bir sürece girmiştir. Suriye savaşı devam ederken, Avrupa Birliği’nin, göçmenleri engellemesi için Türkiye’ye her yıl milyarlarca euro ödeyip onu “Avrupa’nın jandarması” yapmasının altında bu fikir yatmaktadır.
Küresel sermayeyi elinde tutanlar bugüne kadar, savaş ve etnik çatışmalar çıkararak silah satmak yolunu seçerken, yeni küresel güçler her bireyi bir tüketici olarak değerlendirmekte ve teknoloji satarak ekonomik çıkar sağlamayı tercih etmektedirler.
Dünya nüfusunun 8.3 milyar olduğunu düşündüğümüzde elimizde tutuğumuz cep telefonlarına aylık ödenen paranın büyüklüğünü yapay zekâ bile hesaplayamaz.
Savaş çıkarıp, göç almaktansa siyasi istikrarla insanları yaşadıkları yerde tutmak ve onlara teknoloji satıp paralarını almak tercih edilmektedir.
Enerji kaynağı olmadan teknolojinin kullanımı mümkün değildir.
Yaşanan tüm gelişmeler, küresel güçlerin enerji kaynaklarını kontrol etme ve siyasi istikrar sağlama üstünden yeni dünya düzenini oluşturma sancılarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeleri bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir.
Avrupa’nın, İran – İsrail – ABD savaşına dahil olmamasını, Yahudi küresel güçlerle olan rekabete bağlamak gereklidir.
Suudi Arabistan ile Yemen arasında devam eden çatışmada tehlike altında bulunan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı dünya petrol ihtiyacını karşılayan çok önemli ve stratejik bir yerdir.
Suudi Arabistan’ın “imdat” çağrısına ne ABD ne de “İslam NATO”su diyerek Mekke’de şatafatla ittifak anlaşması yaptığı Türkiye ile Pakistan koşmazken, Fransa ve İngiltere hemen destek vereceklerini açıkladılar.
Burada korunacak olan, Araplar değil petrol varilleri, yani enerjidir.
Siyasi istikrar konusunda da adımlar hızla devam etmektedir. Orta Doğu‘da taşlar yerine otururken, küresel güçlerin Orta Doğu taşeronu Türkiye’yi yeni döneme taşıyacak anayasa değişiklikleri de önümüzdeki günlerde gündemin birinci maddesi olacaktır.
Küresel güçler Erdoğan sonrası süreçte istemedikleri siyasetçilerin dosyalarını bir bir açmaktadırlar.
Hakan Fidan için Kaşif Kozinoğlu dosyası, Selçuk Bayraktar için Somali’ye satılan insansız hava araçları dosyası, Adalet Bakanı Akın Gürlek için Sermaye Piyasası Kurulu’nda görev yapan eşi üstünden, İstanbul Borsası’ndaki Tera Şirketi vurgunu gündemdeki yerini korurken, Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum, Erdoğan sonrası döneme hazırlananlara mesaj vermek için ayakta durmakta zorluk çeken Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olacağını duyuruyordu.
Türkiye’de siyasi istikrar, her ne sebeptense hep hapiste yatan siyasetçilerle yakalanmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın da hapisten çıkarak başbakan olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.
İstikrarı konuşmuşken, enerjiyi de atlamayalım.
Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Türkiye’den Kıbrıs’a yapılması planlanan doğal gaz hattının sadece adaya doğal gaz götürmek için değil, doğu Akdeniz’de çıkacak gazı Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya taşımak için inşa edeceklerini açıklamasını da gözden kaçırmamakta yarar vardır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




