Kıbrıs iktibasYonca ÖzdemirYonca Özdemir yazdı: Canavarlar çağında barışı aramak: 81. BM Genel Kurulu’ndan notlar

Yonca Özdemir yazdı: Canavarlar çağında barışı aramak: 81. BM Genel Kurulu’ndan notlar

Orjinal yazının kaynağıkibrisligazetesi.com

Son haftanın dünya gündeminin ağırlık merkezi şüphesiz New York’taki 81. BM Genel Kurulu’ydu. Gueterres’in başkanlık ettiği son BM Genel Kurulu olan bu toplantı ne yazık ki hiç de barışın hâkim olmadığı bir dünya ortamında gerçekleşiyor.

Bir yandan İran ve Ukrayna savaşları sürerken, öte yandan sağ ve otoriter popülizmin yükselişine ve bunun sonucu olarak liderliğe yükselmiş kişilerin hem dünyayı daha büyük bir kaosa sürükleme hem de BM’yi daha da zayıflatma çabalarına tanık oluyoruz. Diğer yandan da iklim krizi ve yapay zekâ gibi insanlığı tehdit eden tehlikeler giderek büyüyor. Tüm bunlar karşısında BM’nin kifayetsiz kaldığını biliyoruz, ama yine de tüm ülke liderlerinin bu yıllık BM zirvesini ve BM kürsüsünde konuşma fırsatını kaçırmadığını da görüyoruz.

Peki, New York’ta bizi ilgilendiren neler oldu? Önce bu BM zirvesinin genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışacağım, sonra da Kıbrıs özelinde neler konuşuldu ve yaşandı onlara değineceğim.

***

Beklendiği gibi, İran savaşı ve Hürmüz Boğazı BM Genel Kurulu gündemine damga vurdu. Trump, konuşmasında İran’ı anlaşmaya zorlamak için çok sert tehditlerde bulundu. Nükleer saldırı imasıyla İran’ı tamamen yok etme tehditleri savurdu, ama öte yandan da ara seçimler sonrası bir anlaşma yapılabileceğini söyledi. Klasik tutarsız bir Trump konuşmasıydı denilebilir. Fransa ise Hürmüz’de ticari gemilerin geçişini koruyacak uluslararası bir görev için BM Güvenlik Konseyi kararı hazırlamaya başladı.

Trump’ın konuşmasını biraz daha detaylandırmak gerekirse, adeta ara seçimler için yapılmış bir propaganda konuşması gibiydi. Bahsettiği bazı konular uluslararası değil, Amerika’nın iç meseleleriydi ve sürekli kendi döneminin ne kadar başarılı olduğundan bahsederek kendini övdü.

Uluslararası meselelere gelince, Trump, İran’ın deniz ticaretine yönelik saldırılarını kınayan BM kararını övdü ve Gazze planına verilen Konsey desteğine de teşekkür etti. Aynı konuşmada BM bütçesinin küçültülmesini başarı olarak sundu, uluslararası deniz taşımacılığına karbon vergisine karşı çıktı ve BM insan hakları görevlilerini sert biçimde hedef aldı. Yani BM’nin kendisine yarayan kararlarını destekleyip istemediği düzenleme ve denetimlerini ise eleştirdi. Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) konusunda daha da ileri gitti. Mahkemeyi gayrimeşru diye niteledi ve üye devletleri üyelikten çıkmaya çağırdı. Yani adeta, “BM, sadece Amerika’nın yaptıklarını desteklemekle yetinsin; hele evrensel değerlerin uygulanmasını sağlamak gibi işlere hiç karışmasın,” demiş oldu.

Ayrıca Trump konuşmasında gümrük vergileri, askerî güç, ikili ilişkiler ve ABD’nin kurduğu girişimleri sorunları çözmenin başlıca araçları olarak sundu. İklim alanında küresel vergiye, yapay zekâ alanında ise uluslararası düzenleme girişimlerine karşı çıktı. Bu yüzden konuşma Amerika’nın uluslararası arenada kendi hareket serbestisini koruyup diğer ülkeler üzerinde ise baskı kurmaya devam edeceği şeklinde yorumlanabilir.

***

Gelelim bizim coğrafyanın liderlerine…

TC Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 Eylül günü yaptığı konuşmasında BM Güvenlik Konseyi reformu ve uluslararası sistemin adaleti üzerinde durdu; ardından Suriye, Irak, Ukrayna savaşı ve Karadeniz, Körfez, Türkiye’nin bölgesel ilişkileri, iklim ve COP31, gıda israfı, İslamofobi, aile politikaları ve yapay zekâya geçti. Konuşmanın yaklaşık %28’i barış ve güvenlik, %20’si BM ve çok taraflılık, %16’sı bölgesel ilişkiler üzerineydi. Filistin konusu konuşmanın ana siyasi ve duygusal eksenlerinden biriydi. Özetlemek gerekirse, Erdoğan önceki birkaç yılda yaptığı BM konuşmalarının çok benzeri bir konuşma yaptı. Belki de en büyük fark, çevre ve iklim krizine daha fazla yer vermesiydi. Bunda şüphesiz COP31 iklim zirvesinin yakında Türkiye’de yapılacak olmasının payı var.

Erdoğan’ın 34.5 dakika süren konuşmasında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusu yaklaşık 1 dakika sürdü. Erdoğan Ege ve Doğu Akdeniz’deki sorunların iyi komşuluk ilişkileri ve uluslararası hukuk temelinde çözülmesini istediğini söyledi. Türkiye’nin önerdiği Doğu Akdeniz Konferansı’nın ortak bir zemin sağlayabileceğini söyledi. Ardından Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tanınması ve karşı karşıya oldukları izolasyonun sona ermesi çağrısını yineledi. Uluslararası toplumu KKTC’yi tanımaya ve onunla siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurmaya davet etti. Yani, 2025’te Tufan Erhürman çözüm yanlısı bir çizgiyle cumhurbaşkanı seçilmesine rağmen, Erdoğan BM konuşmasında federal müzakerelerin yeniden başlamasına destek vermedi. Pek dile getirilmese de, Türkiye ve KKTC liderlerinin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumları tam olarak örtüşmüyor. Hoş, örtüşse bile Hristodulidis’le uzlaşmak daha da büyük bir sorun.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis ise 25 Eylül’de yaptığı konuşmasında Kıbrıs meselesini çözülmemiş bir sorun olarak niteledi ve Türkiye’yi 1974’ten beri adada işgali sürdürmekle suçladı. BM Genel Sekreteri’nin müzakereleri yeniden başlatma çabalarını desteklediğini ve hedefin ilgili BM Güvenlik Konseyi kararları uyarınca adanın yeniden birleşmesi olduğunu söyledi. Ayrıca Kıbrıs ve İsrail’e uzanacak elektrik bağlantısından söz etti. Miçotakis ayrıca son yıllarda Türkiye ile ilişkileri iyileştirme ve iletişim kanallarını açık tutma çabalarından söz etti. Türkiye ile ilişkileri gerçekten geliştirmek niyetinde olmalı ki bu beklediğimden daha yumuşak bir konuşmaydı.

Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı Hristodulidis ise 23 Eylül’de konuştu; yani Erdoğan’dan sonra, ama Miçotakis’ten önce. Hristodulidis’in konuşması Erdoğan’a daha doğrudan bir yanıttı. Erdoğan’ın bir gün önce egemenlik, toprak bütünlüğü, işgal ve mülteciler hakkında söylediklerini hatırlatarak Türkiye’nin Kıbrıs’taki tutumuyla bunların çeliştiğini savundu. İşgal, yerinden edilenler, Maraş ve kayıp kişiler üzerinde durdu. Çözüm olarak siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu gösterdi; müzakerelere kaldıkları yerden dönmeye hazır olduğunu söyledi ve Erdoğan’dan buna onay vermesini istedi.

Üçlü görüşme yapmak ve yeni bir 5’li görüşmenin yolunu açmak umuduyla gidilen New York’ta bu iki beklenti de gerçekleşmedi. Yani, bu toplantı bizim için hiçbir kazanç sağlamadı diyebiliriz. Hristodulidis basın aracılığıyla Erhürman’ı masadan kaçmakla suçladı. Bir diğer ilginç icraatı da BM merkezinde dağıttığı bir mektupla Erhürman’ın BM üyesi devletlerin temsilcileriyle görüşme yapmasını engellemeye çalışmak oldu.

Tufan Erhürman ise New York’taki temasları kapsamında BM yetkilileri ve kişisel temsilci Maria Angela Holguin Cuellar ile bir araya geldi. Guterres ile planlanan görüşmesi 26 Eylül’de gerçekleşti. Toplantı sonrasında konuşan Erhürman, “Toplantının sonucunda herhangi bir güven sağlayıcı önlemde hemfikir olunmadığı ortaya çıktı. Dolayısıyla 2+1 toplantı ihtimali de ortadan kalktı,” ifadelerini kullandı.

Bu BM zirvesinin ilginç bir gelişmesi de Netanyahu’nun Türkiye’yi yermek maksadıyla Rum tarafına ve Yunanistan’a verdiği destek oldu. Netanyahu konuşmasında İsrail’in Gazze’deki askerî harekâtını savunup Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetine ilişkin eleştirileri küçümserken, “Türkiye, AB üyesi Kıbrıs’ın kuzeyini hukuka aykırı biçimde işgal ediyor ve NATO üyesi Yunanistan’a karşı düzenli olarak ihlallerde bulunuyor,” dedi. Netanyahu’nun bu konuşması, sanırım BM kürsüsünden Türkiye’yi Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etmekle doğrudan suçladığı ilk örnek. Bu da demek oluyor ki Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve İsrail arasındaki stratejik ve askeri yakınlaşma diplomatik meyvelerini vermiş!

Ancak Netanyahu’nun bu diplomatik desteği gerçekten de değerli mi? Sanmıyorum. Bugün İsrail hükümetini destekleyen ve ondan destek alan herhangi bir hükümetin uluslararası alanda ahlaki üstünlük taslaması olanaksız. Nitekim Netanyahu hem BM salonunda hem de New York sokaklarında protesto edildi. Konuşmasına başlamadan önce 77 ülkeden yaklaşık 110 delege salonu terk etti. Salondan benzer bir toplu çıkış 2025 konuşmasında da yaşanmıştı. Netanyahu bu protestoya geçen sene hazırlıksız yakalanmıştı, ama bu sene iyi hazırlanmış olmalı ki alaycı bir tavırla salondan ayrılanları “ahlaki korkaklar” diye niteleyerek karşılık verdi. Ayrıca salonu terk eden ülkeleri İran’a karşı savunduğunu iddia ederek onları ikiyüzlülükle suçladı.

BM binası dışında da Netanyahu’ya karşı farklı gösteriler yapıldı. Jewish Voice for Peace (Barış İçin Yahudi Sesi) öncülüğündeki oturma eyleminde yüzlerce kişi İsrail’e ABD silah desteğinin kesilmesini istedi; katılımcılar “Soykırımı Durdurun” pankartları açarak First Avenue’de trafiği durdurdu. Oyuncular, yerel siyasetçiler ve seçim adayları da eylemdeydi. New York polisinin ertesi gün verdiği sayıya göre 104 kişi gözaltına alındı. Ayrı bir gösteride Filistinli örgütlerin çağrısıyla binlerce kişi de Bryant Park’tan BM yakınlarına yürüdü.

Netanyahu’nun konuşması Amerikan siyasetinde de geniş yankı buldu, çünkü konuşmasında New York Belediye Başkanı Mamdani’yi de şahsen hedef aldı. Onu antisemitizmle suçladı; İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği yönündeki açıklamalarının yanlış olduğunu, Yahudi New Yorkluların güvenlik duygusuna zarar verdiğini ve Hamas’ı destekleyen kişilerle yakın olduğunu ileri sürdü. Mamdani ise daha sonra yaptığı bir açıklama ile Netanyahu’nun kendisine yönelik sözlerini asılsız iddialar olarak niteledi; bunların Gazze’deki eylemleri aklama amacı taşıdığını savundu ve Netanyahu hakkındaki ICC yakalama kararını hatırlattı.

***

Özetlemek gerekirse, Kıbrıs politikasının özü açısından BM’de yapılan Erdoğan, Miçotakis ve Hristodoulidis’in konuşmaları büyük ölçüde bildik pozisyonlarını yansıttı. Erdoğan yine KKTC’nin tanınmasını ve Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliğinin kabulünü istedi; Hristodulidis ve Miçotakis ise BM kararlarına dayalı federasyon ve adanın yeniden birleşmesi çizgisini savundular. Konuşmalarda yeni bir uzlaşma önerisi ya da müzakerelerde ilerleme işareti göremedik. Farklı olan, karşılıklı suçlamaların tonu ve Netanyahu’nun da bu konuya girmesiydi.

Bir BM Genel Kurulu da böyle geçti ve bugün sona eriyor. Bir işe yaradı mı? Emin değilim. Ama Arjantin’in popülist başkanı Milei’nin yaptığı konuşmada dediği gibi BM’nin “işe yaramaz” ve “bürokratları besleyen bir yapı” olduğunu da düşünmüyorum. Ben daha çok Brezilya Başkanı Lula’nın konuşmasında söylediklerine katılıyorum. Lula BM’nin sömürgesizleşme, insan hakları ve kalkınmadaki geçmiş rolünü hatırlatıp bugünkü tıkanıklığın aşılması için siyasi irade istedi. Ayrıca BM’nin yapay zekâ düzenlemelerinde rol almasını savundu; ICC mensuplarına yönelik baskıları da eleştirdi. Kısacası, Lula’nın söylediği gibi, BM’yi yeniden işler hâle getirmenin yollarını acilen bulmalıyız. Ama “canavarlar çağında” bunu başarmak kolay değil. Çünkü savaşları durdurabilen, en güçlü devletlerden bile hesap sorabilen bir BM’yi en son isteyenler, bugün dünyaya yön veren o canavarların kendileri.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Yonca Özdemir yazdı: Gemi faciasının düşündürdükleri: Ya birleşik Kıbrıs olarak AB üyesi olsaydık?

Aradan iki hafta geçti ama gemi faciasının etkisi hâlâ...

Yonca Özdemir yazdı: Guterres’in Kıbrıs Ziyareti Dağ Fare mi Doğurdu?

Bildiğiniz üzere, BM Genel Sekreteri António Guterres geçtiğimiz hafta...

Yonca Özdemir yazdı: Amerika’da yeni sol dalga ve Trumpçı popülizmin geleceği

Dünyanın dört bir yanında yerleşik siyasi düzene karşı büyüyen...

Yonca Özdemir yazdı: TC Yardımları, kamu sektörü ve bağımlılık: Yardımların yarattığı ahlaki tehlike

Türkiye’nin KKTC’ye yaptığı yardımlar oldukça tartışmalı bir konu. Bir...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
965AboneAbone Ol

Son eklenenler

Zafer Yörük yazdı: Kurtlar sofrası

Bir MİT ajanının (Kaşif Kozinoğlu) 2011 yılında cezaevindeyken fenalaşarak...

Şener Elcil yazdı: Enerji ve Siyasi İstikrar

Birleşmiş Milletler’den yapılan bir açıklamaya göre, savaşlar, etnik ve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Haftanın ardından kısa ama önemli bir özetleme

Geçen haftaya bakınca, akılda direkt kalması gereken gelişmeler yaşandı....

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gramsci ve Cemaadımızdaki Aydın Krizi

Antonio Gramsci üretim ilişgilernin içündeki her toblumsal grubun gendi...

Özkan Yıkıcı yazdı: Almanya’da sol, Irak’ta merkezileşme gelişmeleri

Geçen hafta sonu Almanya'da iki eyalette de seçimler gerçekleştirildi....

Gözde Bedeloğlu yazdı: Sağlıkta bütçenin %15,2’si sevklere gidiyor

Kuzey Kıbrıs’ta kamu sağlığına ilişkin yapılan iddialı açıklamalarla sahadaki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Günlerin getirdiği bugün

İkindin yarı uyur yarı uyanık haldeydim. İnternet dolaşımı yapıyordum....

Canlı yayın