Yüzyıllar boyu devam eden emek-sermaye çelişkisine dayalı iktidar kavgası, gelişen teknoloji ile birlikte farklı bir dünya düzenine doğru hızla ilerlemektedir.
Teknolojik gelişmeler, emeğin yoğun olarak kullanıldığı alanlarda yerini, yapay zekaya dayalı teknolojik iş araçlarına bırakmaktadır.
Bugün artık gelişmiş ülkelerde, sürücüsüz araçlar şoförlerin, tren makinistlerinin yerini alırken, yakın gelecekte hava ve deniz taşımacılığında zor bir eğitim sürecinden sonra kazanılan pilotluk, kaptanlık gibi alanlarda çalışanlara da ihtiyaç olmayacaktır.
Fabrikalarda yaygınlaşan robot teknolojileri hem kusursuz üretim hem de sorunsuz bir şekilde mesai kavramı ve maaş–ücret olmadan işçilerin yerini almaktadır.
Market alışverişlerinde tezgahtar yerine otomatik ödeme kasaları, uzaktan alışverişlerde dronlarla dağıtım, tercümanlık yerine yapay zekâ ile anlık çeviri, mimarlık-mühendislik alanlarında yapay zekaya dayalı tasarım, tıp alanında robotik cerrahi, tarım alanında modern teknolojik araçlar, inşaat alanında seri üretime dayalı robotik teknoloji, eğitimde uzaktan eğitime dayalı bilgisayarlı hibrit eğitim günlük hayatımıza girmiştir.
İnsan emeği faktörü birçok üretim alanından hızla çekilmeye başlamıştır. Bu gelişme, üretime ve emeğe dayalı örgütlenmeleri de ortadan kaldıracaktır.
Emeği savunan sendikal örgütlenmelere, meslek odalarına ihtiyaç kalmayacak, emek üstüne geliştirilen ve emeğin iktidarını hedefleyen siyasi ideolojiler de zamanla silinip gidecektir.
Alman düşünür Hegel’in modern toplumun “özgürleşmeye doğru hızla ilerleme” görüşünü alarak, modern toplumun en son ulaşacağı noktanın komünizm olduğu saptamasını yapan Karl Marks’ın bu görüşü de ne yazık ki hızla gelişen teknoloji sayesinde geçerliliğini yitirmektedir.
“İnsan emeğine ihtiyaç azalacağına göre, insan ırkının bu kadar hızla çoğalmasına ihtiyaç var mı? Küresel sermayenin egemen olduğu bir dünyada, insanları, dil, din, renk, ırk ve milliyet ayrımı yaparak sınırlarla ayırmaya, ayrı ayrı devletler içinde, yaşatmaya gerek var mı?” gibi soruları sorarak konuyu açmakta yarar vardır.
Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre dünya nüfusu 8.3 milyara ulaşmıştır. Sağlık, beslenme ve barınma şartlarının gelişmesi ile birlikte insan nüfusu hızla artmaktadır.
Bu gelişme karşısında önlem almaya çalışan küresel sermaye, savaşlarla nüfusu azaltma yerine, yakın geçmişte daha etkili bir yönteme başvurmuştur. Özellikle yaşlı insan ölümlerini hızlandırmak için çıkarılan Covid 19 virüsünün dünya çapındaki etkisini hep birlikte yaşadık.
Küresel sermaye bir yandan yaşlı insanların azaltılmasını hedeflerken, diğer yandan ise uzun vadede sağlıklı insanlara da zarar verdiği tartışma konusu olan, ne idüğü belirsiz aşıları pazarlayarak milyarlar kazanmıştır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün bu konudaki tutarsız siyasetinin arkasında, ona mali destek veren Bill Gates’e ait vakfın olduğunu çok iyi bilmekteyiz.
Kısacası, yeni dünya düzenini kuranlar, her aşamasını çok önceden planlamışlardır.
Dünyada hâkim olan küresel sermaye, devletleri kimlerin yöneteceğine de karar vermekte, başa getirmek istediğini uzun hazırlıklardan sonra medyada iyice parlatarak, sözde demokratik seçimlerle halklara yutturmaktadır.
Egemenlik hakkı halklardaymış gibi gösterilerek, para, makam ve çeşitli araçlarla devşirilen siyasetçiler, küresel güçler adına ülkeleri yönetmektedirler.
Küresel sermaye bir gün terörist dediklerini, ertesi gün alıp, devlet adamı yapmakta, “terörist başı, çocuk katili” dediklerini ertesi gün “sayın kurucu başkan” olarak övdürmekte, dini, mezhepleri, inançları, milliyetçiliği alet olarak kullanıp kitleleri ninnilerle uyutan kukla politikacılar aracılığı ile egemenliği sonuna kadar kendi çıkarları için kullanmaktadırlar.
İçinde Türkiye’nin de olduğu bu coğrafya, küresel sermayenin bir deneme alanıdır. Son yıllarda, ulus devlet modelini ortadan kaldırıp, sınırların yerini değiştiren gelişmeleri de bu doğrultuda değerlendirmek gerekmektedir.
“Arap Baharı” dedikleri, yapay siyasi krizlerle, merkezi otoriteye dayalı ulus devlet modeli yıkılarak, yerine yerel etnik otoritelerin var olduğu düzenler getirilmeye çalışılmaktadır. Tüm bu siyasi gelişmelerle, dünyadaki sınırlı enerji kaynaklarının tamamının küresel sermayenin kontroluna girmesi hedeflenmektedir.
Elektrik kesintilerinin sıkça yaşandığı adamızın kuzeyinde, hayatımızı kolaylaştıran teknolojik araçları, enerji yokluğunda nasıl kullanamadığımızı ve teknoloji için enerji kaynaklarının ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrenmekteyiz.
Dünyadaki sınırlı enerji kaynaklarını bir gün biteceği gerçeğinden hareketle, uzayda koloniler kurma fikri giderek yaygınlaşmakta, Elon Musk gibi küresel sermayenin parçası olan ultra teknoloji zenginleri, insanlığı buna hazırlamak için uzun yıllardan beri gösterime giren “Star Trek ve Star Wars” gibi filmlere ilave olarak, özel görsellerle medyada boy göstermektedirler.
İnsanlık, yapay zekanın her alanda yaygın olarak kullanıldığı robotlarla insanların birlikte yaşayacağı yeni bir düzene doğru hızla yol almaktadır.
Bölgemizde yeni dünya düzeni kurulurken de İsrail’i, İran’a, İran’ı İsrail, körfez Arap ülkeleri ve Suudi Arabistan’a saldırtanlar, Türkiye’de de PKK’yı Abdullah Öcalan’a, ülkücü MHP’yi Devlet Bahçeli’ye, CHP’yi Kılıçtaroğlu’na, AKP’yi Recep Tayyip Erdoğan’a yıktırtmak için görevlendirmişlerdir.
İnsanlık uzaya kapı açıp, başka gezegenlere koloni kurma hazırlığı yaparken, Kıbrıs’ın kuzeyinde ise sözde seçimle başımıza oturtulup, Türkiye’nin talimatları ile hareket eden siyasilerimiz yeni bir geçiş kapısı açamamanın siyasi kabızlığını yaşamaktadırlar.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



