Önümüzdeki hafta Antalya’da başlayacak olan iklim zirvesi büyük önem taşıyor. Zirve resmi adından (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı) çok kısaltması COP31 ile anılıyor.
İklim değişikliğini ciddiye alan kuruluşlar geçtiğimiz hafta çağrılar çıkardılar ve basın bültenleri dağıttılar. Uluslararası Af Örgütünün bülteninde iklim zirvesinin neden önemli olduğu madde madde ele alınıyor. Kulak vermekte yarar var.
Eylül ayında Birleşmiş Milletler (BM), dünyanın birkaç yıl içinde küresel ısınmayı sanayi devrimi öncesi seviyelerin 1.5°C üzeri ile sınırlandırma hedefini aşacağını ilk kez kabul etti. Hemen ardından BM çevre programı, iklim hedeflerini korkunç boyutlarda aşmamak için dünyanın gelecek dört yıl içinde karbon salınımının yaklaşık beşte bir oranında, on yıl içinde yarı yarıya azaltması gerektiğini açıkladı. Bu aşım ne kadar yüksek ve uzun süreli olursa, tehlike de o kadar büyük olacak. Daha önemlisi, oluşacak zararın telafisi olmayacak. Buna karşın, büyük devletler yeni fosil yakıt üretim projelerini onaylamakta; sübvansiyonlar, vergi indirimleri gibi destekler vererek kömür, petrol ve doğal gaza olan bağımlılığı sürdürmekteler.
İklim değişikliği ile insan hakları arasındaki ilişkinin yeterince anlaşıldığı söylenemez. İklim değişikliği; yaşam, gıda, su, sağlık, barınma, kültür ve yeterli yaşam standardı haklarını da tehdit ediyor. Bu yıl yaşanan, iklim değişikliğine bağlı benzeri görülmemiş afetlerin sonuçları ortada: Himalayalar’da bir buz kütlesi çökünce Nepal ve Tibet’te sel baskınları 1400’den fazla kişiyi ölüme sürükledi. Yine seller nedeniyle Mozambik, Esvatini, Güney Afrika ve Zimbabve’de ölümler ve büyük zarar yaşandı. Öte yandan, iklim değişikliğine bağlı aşırı sıcaklık ve kuraklık dünyanın birçok yerinde on binlerce kişiyi ölüme sürükledi; şiddetli orman yangınlarına yol açtı. İklim gözler önünde çökerken, bu çöküşün insani bedelini göz ardı etmek artık kabul edilemez.
İklim değişikliğinin doğrudan fosil yakıtların kullanımına bağlı olduğu çok açık. Fosil yakıtların yakılması, atmosferde yoğunlaşan sera gazının asıl kaynağı. Atmosfer bir seraya dönüşmüş durumda. Salınan gazlar güneş ısısını hapsederek gezegenin ortalama sıcaklığının artmasına yol açıyor; hava koşullarında ciddi değişikliklere ve denizlerin yükselmesine neden oluyor. Denizlerin yükselmesi, küçük ada devletlerinin ve kıyı arazilerinin yok olması demek. Oysa fosil yakıtlar tek seçenek değil. Başta rüzgar ve güneş enerjisi gibi pek çok çözüm var. Yenilenebilir enerjiye geçiş var olan açmazdan çıkışını sağlayabilir. Hatta fosil yakıtlara dayalı işleyişin yarattığı ekonomik suistimali ve eşitsizlikleri de önleyebilir.
Fosil yakıtların kullanımı korkunç çıkar ilişkilerini içeriyor. Her iklim zirvesinde bu ilişkileri korumak isteyenler ve hizmetçileri mutlaka bulunuyor. Tam da bu nedenle, zirveye yerli halkların, sivil toplum temsilcilerinin ve iklim adaleti için kampanya yürütenlerin katılması büyük önem taşıyor. Zirvenin bir sivil alan olarak korunması, fosil yakıt sektörünün engellemelerinin aşılmasını ve etkili iklim kararlarının alınabilmesini sağlamak açısından etkili bir çözüm. Günümüzde dengeler fosil yakıt sektöründen yana. Zirveye sivil toplumun katılımının engellenmesi bu dengesizliği daha da artıracak. Bir diğer deyişle, her iklim zirvesi iklimin çöküşünü ve dolayısıyla dünyanın sonunu getirmek isteyen çıkarlar ile onlara karşı çıkanların mücadelesine sahne oluyor. Fosil yakıt sektörü ve onların etkisindeki devletler, iklim ve çevre savunucularını taciz, gözetim, gözaltı ve şiddete maruz bırakıyor. Bu aslında devletlerin çocukları umursamadığını gösteriyor. Çocukların haklarını ve çıkarlarını savunanların yeri, her zaman iklimi ve dünyayı savunanların içerisinde olmayı gerektiriyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




