Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son Lefkoşa temaslarının ardından yaptığı açıklama, Ankara’nın yıllardır sürdürdüğü Kıbrıs politikasını bir kez daha gündeme taşıdı. Fidan’a göre Ada’daki en ‘gerçekçi’ çözüm iki devletin yan yana var olmasıymış; şartı da Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliğinin tesciliymiş.
Ankara bu tezi büyük bir ısrarla savunuyor. Peki, kağıt üstünde iddialı duran bu retorik sahada ve uluslararası siyasette herhangi bir karşılık buluyor mu? Cevap net: Hayır.
Avrupa Birliği’nin Türkiye 2026 Raporu’nda bu söylemin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına açıkça aykırı olduğu bir kez daha kayıtlara geçti. Üstelik mesele sadece Batı bloku da değil; Türkiye, “Türk dünyasının birliği”diyerek her fırsatta övündüğü Türk Devletleri Teşkilatı’nınüye ülkelerini dahi KKTC’yi tanımaya ikna edemedi. Madem ortada birbirine “kardeş” ve “ortak vizyona sahip” bir teşkilat var; o zaman Türkiye, bu ülkeleri KKTC’yi resmi olarak tanımaya neden ikna edemiyor? Çünkü bu tez uluslararası hukuk ve reel politik açısından gerçek dışı.
İşin ironisi, bu tutarsızlığın bizzat Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın resmi sitesinde açıkça belgelenmiş olmasıdır. Sitede yer alan 11 Şubat 1959 tarihli Zürih Garanti Antlaşması metni her şeyi özetliyor: Madde 1 uyarınca Kıbrıs Cumhuriyeti, Ada’nın taksimini doğuracak her türlü hareketi yasaklamayı taahhüt eder. Madde 2 ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere bu düzeni garanti eder; taksimi önlemeyi üstlenir. Madde 3 ise müdahale hakkını yalnızca mevcut düzeni “münhasıran yeniden oluşturmak” şartına bağlar.
Yani bizzat Dışişleri’nin yayınladığı antlaşma metni; taksim üzerine kurulacak ayrı bir devleti hukuken imkansız kılıyor. Türkiye müdahale hakkını bile mevcut düzeni korumak üzerinden meşrulaştırmışken, bugün “yan yana iki devlet”demek kendi imzasını inkar etmektir. Diplomasi koridorlarında bilinen bu somut hukuki gerçekler, iç politikada “Anavatan-Yavru vatan” hamasetiyle yıllardır perdeleniyor.
HANGİ ÖZGÜR İRADE, HANGİ EGEMENLİK?
Bakan Fidan açıklamasında Kıbrıslı Türklerin “özgür iradelerinden” de bahsediyor. Oysa o “özgür irade”, Kuzey Kıbrıs’taki seçimlere açıkça yapılan müdahalelerle çoktan çiğnendi. Gazeteciler ve sendika yöneticileri tehdit altında yaşarken, Türkiye’deki iktidarı eleştiren aydın ve sanatçılarakeyfi giriş yasakları uygulanıyor. “Egemen ülke” denen Kuzey Kıbrıs’ta yıllardır planlı bir nüfus sayımı dahi yapılmıyor; demografik yapı bir sır gibi saklanıyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, KKTC yasalarına açıkça aykırı olmasına rağmen Lefkoşa’nın göbeğine AKP parti binası açılıyor. Dünyanın hangi bağımsız ülkesinde başka bir devletin iktidar partisinin temsilcilik kurup siyasi faaliyet yürüttüğü görülmüştür? Egemenlik, bu tablonun neresinde?
SUÇ MERKEZİNE DÖNÜŞEN COĞRAFYA
Peki, bu çözümsüzlükte neden bu kadar ısrar ediliyor? Gerekçe “kardeşlik” mi? Elbette hayır. Bütün bu söylemlerin arkasındaki asıl motivasyon, Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki kritik coğrafi konumu ve bölgenin stratejik bir “uçak gemisi” olarak elde tutulma arzusudur.
Çözümsüzlük burada bilinçli bir tercihtir. Çünkü Kıbrıs sorununun çözülmesi; Ada’nın uluslararası hukuka, denetime ve şeffaflığa dahil olması demektir. Oysa çözümsüzlük; denetimsiz sermaye transferi, kara para aklama, uyuşturucu trafiği ve insan ticaretiyle beslenen rant odaklarına dikensiz bir gül bahçesi sunuyor. Dahası, uluslararası hukukun içinde, kendi ayakları üzerinde duran ve AB ile entegre olmuş bir Kıbrıs Türk toplumu, Ankara’nın doğrudan vesayetinden çıkacaktır. İşte bu yüzden çözümsüzlük, Kıbrıslı Türkleri siyasi ve ekonomik olarak tamamen Ankara’ya bağımlı tutmanın ve Doğu Akdeniz’deki pazarlıklarda koz olarak kullanmanın en pratik yoludur.
Ankara’nın eşit bir kardeşlik statüsünü bile Kuzey Kıbrıs’a layık görmediği bu bağımlılık ilişkisinin bedelini ise ne yazık ki en başta Kıbrıslı Türkler ödüyor.
Özetle; ortada ne uluslararası kabul gören bir çözüm var ne de Kıbrıslı Türklerin iradesine saygı duyulan bir düzen. Hukukun dışına itilen Ada insanı, ağır bir sömürü düzenine mahkûm edilmiştir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




