Genelde devletlerde olan krizlere üç çeşit tutum gelişir. Sansür ve baskıyla yok saydırtma. Olay tüm çabalara karşın açığa çıkınca da önemsetmeme, sansürleme engeline takma ile yetmediği anda haberin yapılmasını dahi engellemeye kalkmaktır. Olmazsa veya olay yaşanarak açığa çıkarsa, beraberinde hem sorgulama hem de sorumluluk olsun olmasın, birileri istifa ederek sorumluluk veya vicdani gerekçe sürerek durum devam eder.
Bu giriş elbet iki konuya da açıklık getirir. Hani bizim Girne’deki gemi faciası var ya: istifa etme tartışmaları da oldu. Makamcı direnip, sonra ötekiler de parsayı kurtarma adına görevden aldılar. Arıklı’nın kıyası da önemli: aynı dönemde Marmara’da da gemi faciası oldu. Orada da istifa dahi olmadı. Bırakın konuşulmayı, yanından bile geçilmedi. Arıklı da “Türkiye’de de gemi battı. Ama istifa eden olmadı” savunusunu yaptı. Arada İspanya tren katliamını da belirtecekti ki İspanya ulaştırma bakanı istifa yapmıştı.
Bu tür örnekler devam ediyor. Türkiye’nin de asrın vurgununu artık haftalara yayılan gündemde kalma direnci yaşanıyor. Başlangıçta önemsetilmeyerek, önemi yok hatta kriz olmadığı vurgulandı. Kamuoyu epey konuştu. Çünkü değişik yüz binler rakamlı mağdur olan vardı. Milyarlar havada uçurulup dışarıya dahi kaçırıldı. İlk başta yirmi milyar dolarla başlayan rakam, artık yaklaşık üç trilyon TL’yle devam ediyor.
Krizde başrolde devlet bürokratları, üst siyasal elit isimleri uçuştu. Fakat başka bir Türkiye vardı. Aynı anda haberi yapan Murat Ağırel gibi gazeteciler yaka paça tutuklanırken, milyarları uçuran fon skandalcılarına pek dokunulmuyordu. Arada duyulan soruşturma ise şafak vakti baskın değil de lütfedip gel çağrılarıyla savcılığa veya emniyete gidiliyordu.
Bir yıldır hem de Maliye ve Hazine Bakanı Şimşek tarafından uyarılan fon kokuları bilgileri ile duyulan, konuyu denetlemesi gereken kuruluşların belli oldu ki görevlerini yapmadıkları anlaşılırken, hâlâ bir noktada durdurma çabası kamuoyu duyarlılığı ile mağdur olanın çok olması gerçeği, süreci durdurmadı. Sonunda yakalanmalar başladı.
Olayın özü yerine özellikle resmî eksen içinde olan kesimler konuya “Erdoğan’ı üzmemek, kızdırmama” telkinleriyle karşılık veriyorlardı. Açık olan Türkiye asrın vurgununu yaşadı. Üst kademeler adeta tüm korumaya rağmen kanıtlar uçuyor, artık yargı bazılarına dokunmak gereksinimine geliyordu. Ama makamcı falan istifa yok. Sadece bazı kuruluşlardaki yetkiler, hem denetim yapmama hem de skandalda adı geçmesi nedeniyle gözden çıkarıldılar. Onlar da zevahiri kurtarma adına istifa etmeye başladılar.
Türkiye, tüm çabalara karşın fon skandalının önünü alamazken, yeni iddialarla onca değişken rollere rağmen karşılık alırken, Latin Amerika’dan da benzer bir haber geldi. Paraguay’da en büyük dijital bankalardan birinin işlevi durduruldu. Bir anlamda kapatıldı. Bu durum üzerine ülkede sokaklara insanlar çıktı. Üç milyon insan rakamı etrafta dolaşımda.
Paraguay Merkez Bankası Başkanı istifasını verir. Yetmedi, devlet başkanı Peña da istifa eder. Sistemin rahatlaması için ve konuya duyarlı olmanın mesuliyetiyle görevden ayrıldığını belirtti. Hâlâ sokaklar canlı.
Kapitalist neoliberal süreçte borsalar, fonlar hep patladı. Dolandırmalar oldu. Bu sistemin işleyiş biçiminden kaynaklanmaktadır. Türkiye’de de seksen sonrası neoliberal piyasalaşma modeliyle sık sık sermaye hareketli krizler yaşandı. En son da yılın fon skandalına ulaşıldı. Ama onca gizleme ve susturma çabalarına rağmen hâlâ çok eksik bilgilerle sorgu devam ediyor. İstifa eden yok. Yetkileri kullanmayanlara yargı falan denilmiyor. Hatta tek adam rejiminde nedense oluşan kendi kültürü ile “Erdoğan’ı kızdırmayalım veya üzmeyelim” denilmeye dek gelindi.
Paraguay da az gelişmiş yeni sömürge ülke. Üstelik orada kanlı diktatörlük dönemleri de yaygın. Orada da dijital bankanın durdurulma durumu var. İnsanlar Türkiye’nin aksine, sokağa çıktılar. Protestolar gerçekleştirildi. Merkez bankası başkanıyla başlayan istifalar, devlet başkanına dek gelindi. Şimdi krizin oluşan kaosunda yasal açıklamalı sakinleştirme sözleri savrulmaktadır.
Bu iki örnek, kapitalist yapıda statik tek tip ülke olmadığını sadece sermaye krizlerinde istifa edip etmemede dahi görmek mümkün. Fon skandalları şişkin sermaye ile kolayca kazanma duruşları, konunun kısa yoldan zengin olma tutkularına da hitap etmektedir. Ama onca kaos ile yoksullaşan insan karşısında kiminde bakan veya başkan istifa ederken, bazılarında da üzmeme telkinleri yapılıyor. Her iki örnek de bu nedenle kıyasta yerini alması şart.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




