Birleşmiş Milletler iklim konferansı COP 31’e günler kala, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin önümüzdeki 14 yılını kapsayan enerji planlarını açıkladı. Alparslan Bayraktar, pazartesi günü Antalya’da başlayacak COP 31 öncesinde fosil yakıtlardan (kömür, petrol ve gaz) 2040’a kadar vazgeçmeyeceklerini tüm dünyaya ilan etti. “Kaybedecek bir günümüz bile yok” diyen COP 31 başkanı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise henüz bu konuda bir yorum yapmadı.
Bayraktar sunumunda, Türkiye’nin 128 gigavatı (GW) bulan mevcut elektrik santralarının kurulu gücünü 2040’a kadar 281 GW’a çıkarmayı hedeflediklerini açıkladı. Eklenecek yeni kapasitenin büyük bir bölümünün de rüzgar ve güneş enerjisi santrallarından sağlanacağını söyledi. Bayraktar, “Mevcut santrallerimizi de elbette ki hayatta tutmamız lazım. Onlara ihtiyacımız var. Dolayısıyla biz bir taraftan doğalgaz santrallerimizi, işte kapasite destek mekanizmasıyla, yerli kömür santrallerimizi alım garantileriyle, kapasite mekanizmalarıyla bu resmin içerisinde tutmamız gerekiyor. Bizim kaybedecek bir megavatımız dahi yok” dedi.
***
Bayraktar’ın bu açıklamasıyla, Türkiye’nin 584 milyon ton karbondioksit eşdeğerini bulan toplam seragazı emisyonlarının yaklaşık 147 milyon tonunu oluşturan kömür ve gaz santrallarını 2040 yılına kadar çalıştırmak istediği ortaya çıktı. Halbuki, “uygulama COP’u” denen COP 31 öncesi dünya fosil yakıtlardan vazgeçme konusunda adım atılmasını bekliyordu.
Milli Enerji planına göre, 2040 yılında Türkiye’nin elektrik üretimi kurulu gücünün yüzde 77’si yenilenebilir enerji santrallarından oluşacak. Nükleer kurulu gücü 10 bin megavatı bulacak; bu da Akkuyu büyüklüğünde yeni bir nükleer santral ile bir dizi küçük nükleer santralın planlandığını gösteriyor. Trakya ve Sinop nükleer santralların kararlarının 2027 yılında alınacağını belirten Enerji Bakanı, küçük modüler nükleer reaktörde yeni çağı kaçırmayalım, bu teknolojiyi kendimi üretelim ve satalım dedi. Bu esnada, Rusya’nın yapımını sürdürdüğü ve sahibi olduğu Akkuyu Nükleer Santralı’ndan da “Akkuyu’yu yapmış bir Türkiye” diye bahsetti.
Nükleer enerjinin iklim politikaları için önemli olduğunu iddia eden Bakan Bayraktar, “COP 28’de, Dubai’de dünyanın gelişmiş birçok ülkesi şu taahhütte bulundu. 2050 yılına kadar toplam nükleer güç kapasitesini üç katına çıkarma hedefini ortaya koydu” derken bilerek ya da bilmeyerek birçok kişinin yaptığı hatayı tekrarladı. Dubai’de yapılan açıklama, ABD’nin başını çektiği 25 ülkenin imza attığı bir deklarasyondu ve COP 28’in resmi kararlarından biri değildi. Açıklamanın COP 28’de yapılması elbette nükleer endüstrinin, “iklim için herkes nükleere evet diyor” söylemini yaymak için bilerek yaptığı bir algı oyunuydu.
Nükleer enerji olmazsa gaza mahkûm kalacağımızı söyleyen Bayraktar’ın sunumunda soru işareti uyandıran ilginç bir detay daha vardı. 2040 planlarında, rüzgar ve güneş gibi kesintili kaynakların yokluğunda, önceden depolanmış elektriği şebekeye veren enerji depolama tesisleri de yer aldı. 140 gigavatlık dev elektrik depolama kapasitesi hedefi, 281 GW’a varacak kurulu güçle birlikte düşünülürse, rüzgar, güneş olmadığında bize baz yük gerek diyenleri zor duruma düşürecek bir plan bu. Bu dev depolama kapasitesi, zaten batarya görevi gören hidroelektrik, jeotermal gibi santrallarla birlikte kullanılabilir. Bu durumda da termik ve nükleerlere ihtiyacın çok azalacağı ortada.
***
Kaldı ki elektrik ihtiyacı tahminiyle Milli Enerji sunumu çelişiyor. TEİAŞ’ın uzun dönemli talep tahmini projeksiyonlarında, 2035 yılı için en yüksek elektrik talebinin olacağı saat için yaptığı tahmin sadece 92 GW. Planlanan kurulu güç bu talebin üç katı, üstelik talebin soğutma gerekçesiyle, yaz aylarında günün en sıcak saatlerinde oluştuğunu biliyoruz. Güneş kapasitesi artıkça zaten gün ortasında saatlik artan bu talebi güneş panelleri karşılıyor. Saatlik anlık talebi karşılamak giderek kolaylaşıyor Türkiye için. Gece saatlerindeki ise minimum talep uzun zamandır 30 GW seviyesinde hatta altında seyrediyor. Artması beklenmeyen talebi yönetmek ve enerjiyi verimli kullanmak yerine, çoğu atıl kapasiteye dönüşme riski taşıyan bu kadar çok santralı kim, ne yapacak? Bu sorunun yanıtı Bayraktar’ın da belirttiği 190 milyar dolarları bulan yatırım miktarında gizli. Enerji üretimi ihtiyacı karşılamaktan öte sermaye birikimi için kullanılan bir alana döndükçe, ülkeye sıcak para akışı sağlaması için bel bağlandıkça gerçek enerji talebinin pek bir önemi kalmıyor.
Bu işten halkın payına düşen de elektrik zammı oluyor çünkü Bakan Bayraktar’ın da konuşmasında belirttiği gibi, açık tutulan (ihtiyaç olmamasına rağmen) santrallara kapasite mekanizmasından, alım garantilerinden para akıyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




