“(…) Ve şehirlerin bahtı bir şafak vakti değişmiş oldu. / Bir şafak vakti karanlığın kenarından / karlı çizmelerini Onlar / mermer merdivenlere bastığı zaman.”
N. Hikmet
Bundan 109 yıl önce Petrograd’daki Avrora Kruvazöründen atılan topların gürültüsü yeni bir dönemin başlangıcını işaret eder. Bolşevikler, 7 Kasım gecesi Kışlık Saray’ın demir kapılarını aştığında yaşanan basit bir devir-teslim töreni değildir, tarihin motorunu çalıştıran güçler için dümenin başına geçme zamanı gelmiştir.
Aslında tarih sahnesinde karlı-çamurlu postallar daha önce de bu gibi saraylara defalarca ayak basmıştır. Sadece darbeler, kalkışmalar ya da savaşlar esnasında, egemenlerin çıkarlarına hizmet ettikleri ölçüde. Ekim Devrimi’yle birlikte işler değişir. İşçi sınıfı bu kez iktidarı kalıcı şekilde kendi eline almak üzere saraydadır.
Böylece tarih ciltlerinde yepyeni bir sayfa açılır. Üstelik yaratılan deneyim sadece bir girizgahtan ibaret kalmaz. Toplumun her alanı, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş ‘ilk’lere tanıklık eder. Son derece kısıtlı imkanlarla, eşsiz yıkımlarla sarsılan Sovyetler Birliği her şeye rağmen büyük başarılara imza atar. Avrupa’nın tarıma dayalı, en yoksul ülkelerinden birinde başlayan hikaye, birkaç on yıl gibi kısa bir süre içerisinde uzayın fethiyle sonuçlanır.
Eğitimden sağlığa, teknolojiden kadın kurtuluş mücadelesine

Yine de işçi, asker ve köylü Sovyetlerince yönetilen bu ilk sosyalist devlet modelinin getirdiği ‘ilklerini’ kabaca hatırlayabiliriz.
Sovyetler Birliği’nin alametifarikası şüphesiz mülkiyet ilişkilerinde yaşanan devrimci gelişmelerdir. Ekim Devrimi’yle birlikte toprak üzerinde özel mülkiyet kaldırılır. Bankalar ve üretim araçları kamulaştırılır. Devamında uzun süren mücadeleler sonucunda kademeli olarak toplumsal mülkiyete geçilir. Sovyetler bu doğrultuda örgütlenen ilk modern devlettir.
Sağlık, eğitim ve barınma gibi temel haklar ilk kez bir bütünlüklü bir sistem dahilinde ve nitelikli bir biçimde herkese eşit bir şekilde tanınır. Tüm Sovyet yurttaşları ücretsiz ya da sembolik ücretlerle bu haklardan faydalanır. Devrimde çerçevesi çizilen temel kamu hizmetlerine erişim hakları yıllar içerisinde kalıcılaşır. İşsizlik ve evsizlik oranları sıfırlanır.
O güne kadar ya nüfusun çok küçük bir kesimi için hizmet veren ya da ‘hayır işi’ olarak görülen kreşler ve anaokulları ilk kez merkezi bir devlet politikasıyla yaygınlaştırılıp kitlesel kullanıma açılır. Okuma-yazma oranı benzersiz bir hızla tavan yapar, özellikle genç komünistlerin büyük çabalarıyla 1917 yılında sadece yüzde 28 olan okur yazarlık oranı 1939’a gelindiğinde yüzde 90’lara ulaşır. Teori ve pratiği birleştirmeyi amaçlayan politeknik eğitim anlayışı ilk kez sistemli olarak Sovyetlerde vücut bulur.
Halk sağlığını merkezi bir devlet bakanlığı altında örgütleyen ilk ülke Sovyetler Birliği’dir. Önleyici tedbirler ilk kez bu kadar kapsamlı bir şekilde uygulanır. Bu politikaların bir zaferi ağızdan alınan çocuk felci aşısının keşfiyle on milyonlarca çocuğun aşılanması olur.
Kadın mücadelesinde Ekim Devrimi devlet seviyesinde pek çok yenilik getirir. Örneğin Aleksandra Kollontay, Ekim Devrimi’nden sonra kurulan kabinede yer almasıyla birlikte ‘modern dünyanın ilk kadın bakanı’ olarak tarihe geçer. Daha sonra görev yapacağı büyükelçilik görevi de o günün dünyasının yabancı olduğu başka bir ‘ilk’tir. Fakat Rusya gibi erkek egemen geleneklerin kadınlar üzerinde kurduğu tahakkümün güçlü olduğu bir ülkede kadın kurtuluş mücadelesinde yaşanan gelişmeler idari sembollerin ötesine geçer. Dünyada ilk kez ücretli doğum izni sistemli şekilde uygulanmaya başlanır. Kürtajı yasallaştıran ilk ülke yine Sovyetlerdir.
Fabrikalarda patronların kovulup işçilerin yönetimine geçmesi başlı başına büyük harflerle ‘ilk’ yazılmayı hak etse de dahası var. İlk kapsamlı iş kanunu yine Sovyetler Birliği’nde çıkartılır. O günün kapitalist dünyasında günlük çalışma süreleri 10-12 saati bulurken Sovyetler 8 saatlik iş günü sistemini yürürlüğe koyar. Ayrıca ücretsiz tatil hakları hem dünün hem de bugünün dünyasında emekçilerin hayal bile edemeyeceği bir ayrıcalıktır.
Merkezi planlama ve toplumsal mülkiyetle sıfırdan binlerce köy, kasaba ve şehir tasarlanır. Sosyalist şehircilik anlayışıyla yeni kent planları ortaya çıkar. Magnitogorsk, dünyada tek bir plan çerçevesinde inşa edilen ilk şehirdir.
Dünyanın ilk kapsamlı planlı sanayileşme uygulaması Sovyetler Birliği’nde karşımıza çıkar. Tarıma dayalı ekonomi, on yıllar içerisinde yerini endüstriyel gelişmeye verilen ağırlıkla beraber yerini ağır sanayi ülkesine bırakır. Bilimsel-teknolojik gelişmeler de bu sürece eşlik eder: Uzaya gönderilen ilk uydu Sputnik ile başlayan uzay serüveni, uzaydaki ilk insandan tutun Ay yüzeyine ve başka gezegen yüzeylerine gönderilen ilk araçlara kadar uzanır.
İdeolojik anlamda da önemli bir noktanın altını çizmekte fayda var: İlk kez bir ülke, kendi sınırlarının da ötesinde geçerek armasında tüm gezegene yer verir ve tüm dünyaya ait bir kurtuluş mücadelesinin sesini bilinçli olarak başka halkların da duyacağı şekilde yükseltir.
İlklerden fazlası

Tüm ilkleri bir gazete sayfasına sığdırmak imkansız. Kaldı ki kapsamlı bir deneyimin eriştiği seviyeyi ‘ilklerle’ sınırlamak sağlıklı da olmaz. Aksi takdirde Nazilerin bileğini büken gücün Sovyetler Birliği olduğunu söylemeden geçmiş oluruz.
Ya da şöyle düşünün, 20. yüzyılda kapitalist ülkelerde tanınan sosyal hakların büyük bir çoğunluğunda dahi Sovyetler Birliği’nin dolaylı etkisi vardır. Burjuvazi, sosyalist alternatifin ortaya çıkmasıyla birlikte güçlenen işçi mücadelelerine bir dizi taviz vermek zorunda kalır. ‘Kızıl tehlikeyi’ uzak tutmak için kapitalist ülkelerde sosyal haklar alanında önemli kazanımlar elde edilir. ‘Tek kutuplu’ dünya düzeniyle birlikte bu kazanılmış hakların birer birer emekçilerin ellerinden alınışı kronolojik bir tesadüf olmasa gerek.
Çıkılmamış dağdaki kanca izleri
Tüm bu ilklerden ve başarılardan bahsetmek, Sovyetlerin ideali temsil ettiği, hatasız olduğu anlamına gelmiyor. Hiç kuşku yok ki her uygulama Sovyet Anayasası’nda çekilen çizgiler dahilinde işlemedi ya da kimi adımlar yıkılışa giden yolun taşlarını döşedi. Proletarya diktatörlüğü dilendiği ölçüde gerçekleştirilemedi. Hataları saklamaktan kaçınmalıyız. Zira bu başarılara tüm eksikliklere rağmen ulaşılması çok daha etkileyici bir açı. Çünkü koşulların daha elverişli olması halinde bugün Sovyetlerin de üzerinde bir sosyalist deneyimin yaşanabileceğine olan inancı pekiştiriyor. O sebeple indirgemeci, peşin hükümlere sığınmaktansa Sovyet deneyiminin bugüne yansıyan gerçek anlamı üzerine düşünmeliyiz.
Bugünden bakıp Sovyetleri kolayca yargılayabiliyoruz. Tek bakışta giriş-gelişme-sonucu aynı karede görebilme ayrıcalığına sahibiz. Dezavantajımızsa ‘tarihin sonu’ denilen puslu bir zaman diliminden geçmişi okumaya çalışmamız. Bizi çevreleyen dünya görüş açımızı daraltıyor, Ekim Devrimi’nin nasıl bugünden çok daha engin bir devrimci ufkun ürünü olduğu gerçeğini kaçırıyoruz.
Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor: Bolşeviklerin ellerinde Marksist teori haricinde pratik sorunlarını çözecek somut bir rehber bulunmuyordu. Prospektüslerini kendileri yazmak zorunda kaldılar ve kaçınılmaz olarak pek çok engelle karşılaştılar. Öte yandan kendilerini çevreleyen dünya hiç de yardımcı olmuyordu: Birinci Paylaşım Savaşı’nın külleri içinde doğdular. ABD, İngiltere, Fransa, Japonya gibi güçlerce açıktan desteklenen monarşist-burjuva karşı-devrimcilerin kanlı saldırıları sırasında kıtlıkla mücadele ederek devrimi korumayı başardılar. Büyük seferberliklerle toprakta ve üretim araçlarında kolektif mülkiyeti yerleştirmeyi başardılar. Yeri geldi tökezlediler. Faşist orduların gölgesinde 25 milyondan fazla yurttaşlarını kaybettiler, şehirleri ve sanayileri yerle bir edilse de yeniden ayağa kalktılar. Her defasında daha fazla kan kaybederek. Ancak yine de geçtiğimiz yüzyıla damgalarını vurup gelecek yüzyıllar boyunca kerteriz alınacak bir fener yaktılar.
Ekim Devrimi’nden birkaç gün sonra ABD’nin Rusya Büyükelçisi Washington’a çektiği telgrafta ‘Bolşevik hükümetin ayakta kalamayacağını ve birkaç gün içinde çökeceğini’ söyler. Bolşevikler tüm bu karamsar beklentilere rağmen daha önce hiç çıkılmamış olan bir dağın ilk tırmanışını gerçekleştirdi. Biz artık bu dağa çıkmanın imkansız olmadığını, ete kemiğe bürünmüş haliyle görebiliyoruz. Sovyetler Birliği birkaç gün değil 70 yılı aşkın bir süre yaşadı. Ekim Devrimi ise emek sermaye çelişkisi devam ettiği sürece yaşamaya devam edecek. Bolşeviklerin geride bıraktıkları kanca izleri, eşit ve adil bir dünyada emeğin iktidarını kurmak isteyenler için her zaman yol gösterici olacak.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




