Bundan 109 yıl önce buz kırıldı; yol açıldı! Büyük Ekim Sosyalist Devrimi, işçi sınıfının ilk kez iktidarı ele almasıyla tarihin akışında geri dönüşü imkânsız bir kırılma yarattı. Şimdi bize yeni Ekimler gerek.
Ekim Devrimi ile iktidarı ele geçiren Bolşevikler, dünyanın ilk işçi sınıfı devletini kurarak insanlık adına büyük kazanımlar gerçekleştirmişlerdir. Bugün bizler için gayet olağan gibi görünen birçok hak, 109 yıl önce hiçbir ülkede mevcut değildi. Sosyalizm sayesinde hem Sovyet vatandaşları bu haklara ilk kez sahip oldu hem de diğer ülkelerde bu hakların sınıf mücadeleleriyle kazanılmasının yolu açıldı.
8 saatlik iş günü, haftalık tatil, ödenekli izin, yıllık izin, doğum öncesi ve sonrası izinler, kürtaj hakkı, kadınların erkeklerle tam ve eşit seçme ve seçilme hakkı, kamusal kreşler, çamaşırhaneler, kamusal eğitim ve sağlık, sosyal sigorta, emeklilik ve say say bitmeyecek daha birçok hak, sosyalizm sayesinde ilk kez insanlara tanındı.
Bu haklar gökten zembille inmemişti. Dünya işçi sınıfının yaklaşık 100 yıllık çetin savaşımının birikimi ile birlikte işçi sınıfının Rusya’da iktidara el koyması sonucunda tırnakla sökülerek kazanılmıştı. Sonrasında da tüm ülkelerde devam eden sınıf mücadeleleriyle bu haklar elde edildi ve nesillerdir bu haklara sahiptik.
Bizim bu haklara sahip olmamız; sömüren sınıfların kârlarının sınırlandırılması, bizi köle gibi çalıştırarak daha hızlı ve kuralsızca zenginleşmelerinin önüne engel çıkması anlamına da geliyordu.
Kapitalist ülkelerde bu haklar, yurttaşlara öyle seve seve verilmemişti. İşçi sınıfı güçlüydü, sosyalizm güçlüydü ve bu sayede tarihin ilerlemesine ayak sürüyen gerici-sömürücü sınıflar tavizler veriyordu. Yani insanca yaşam ve refah, sosyalizmin gücü ve sınıf savaşımıyla paralellik gösteriyordu.
İşçilere, gençlere, çocuklara, yaşlılara, kadınlara, toplumların tüm kesimlerine büyük haklar kazandıran; evsizliği, işsizliği sonlandıran; ezilen ve sömürülen yoksul halkların kurtuluş yolunu açan; insanlığın modern zamanlarda gördüğü en büyük tehlikeyi, faşizmi yenerek dünya halklarının özgürlüğünü koruyan Sovyetler Birliği; emperyalist komplolar ve revizyonizmin ihaneti ile çökertildi, paramparça edildi.
Sovyetlerin varlığı, emperyalist haydutluğun önünde bir engeldi. Soğuk Savaş yılları, sosyalizmin oluşturduğu denge sayesinde tarihin en barışçıl, en az savaşlı yıllarıydı. Sovyetler yıkılır yıkılmaz emperyalizm savaşlara, işgallere, katliamlara girişti ve kan deryası hiç durmadan akmaya devam ediyor.
Dediğimiz gibi, bugün sahip olunması oldukça doğal görünen sosyal hakların tamamı Sovyetler sayesinde insanlara tanınmıştı. Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte gözünü kâr hırsı bürümüş burjuvazi, neoliberalizm ile tüm bu hakları tek tek elimizden almaya, bize ait olan ve hizmet aldığımız her şeyi özelleştirmeye, piyasalaştırmaya başladı. Sosyal refah devletine dair geride hiçbir şey bırakılmadı.
Bugün eğitimin, sağlığın kamusal bir hak olduğundan söz edilemez artık. Hepsi parayla satılan metalara dönüştürülmüş durumda. Çalışma saatlerimiz gittikçe uzuyor; alım gücümüz düşerken tatil tamamen hayal hâlini alıyor, hafta sonları da çalışıyoruz, emeklilik yaşı da artık mezara ertelenmiş durumda. Kadınlar hamile kaldığında işten atılarak işsizler sürüsüne katılmakta; yeni nesiller istedikleri kadar nitelikli olsunlar, bir ömür çalışma karşılığında bir eve bile sahip olamamaktadırlar.
Üstelik gittikçe artan faşizm, emperyalist saldırganlık ve bölgesel çatışmalar bizleri adım adım yeni bir dünya savaşının eşiğine getirmektedir. Ekmeğimizden kısılarak silahlanmaya ayrılan bütçeler boşuna değildir. Bugün onların zenginliği için köle gibi çalıştığımız sermaye sınıfı, yarın yine onların çıkarları için çıkarılan savaşlarda asker olarak ölmemizi isteyecek.
Tüm bunlar düşünüldüğünde içinde bulunduğumuz yıkıcı tablo, 109 yıl öncekiyle oldukça benzerlikler taşımaktadır.
Ekim Devrimi, I. Dünya Savaşı’nın yıkıcı koşullarında meydana geldi.
Yoksulluktan sefil düşmüş Rus halkı açlıktan kırılırken üstüne evlatları I. Dünya Savaşı’nda hayatta kalma ihtimalleri neredeyse bulunmayan cephelere gönderiliyor; ülkenin genç erkekleri savaşta ölürken tüm iş gücü geride kalanların omuzlarına yükleniyor, para savaşa harcanıyor, halk yiyecek ekmek bulamıyordu.
Savaşlar; emperyalistler açısından bozulan ekonomiyi düze çıkarmak için oldukça kârlı ve gereklidir. Silah satışlarını artırmak, yeni kaynaklar ve pazarlar ele geçirmek gibi nedenlerle savaşlar kaçınılmaz hâle gelir.
1929 Büyük Buhranı tüm kapitalist ekonomileri darmadağın etmiş; ABD, 1929 öncesi millî gelir düzeyine ancak 1939’da gelebilirken buhrandan kalıcı olarak kurtulması ancak II. Dünya Savaşı sayesinde gerçekleşmişti.
Günümüzde finans-kapitalin çöküşü, neoliberalizmin iflası ve yeni bir dünya savaşı yolunda sanayi kapitalizminin yeniden ağırlık kazandığı bir dönemden geçiyoruz.
Yıllardır bölgesel çatışmalar, vekâlet savaşları vb. zaten hiç durmadı fakat gelinen aşamada artık büyük güçlerin gittikçe daha fazla karşı karşıya gelmesi söz konusudur.
NATO, tüm üye devletleriyle daha fazla silahlanmaya ve savaş hazırlığına girişmiş durumdadır. Ülkeler bütçelerinin önemli bir kısmını silah sanayisine ayırıyor ve bu doğal olarak kitleleri hoşnutsuz ediyor.
Avrupa Birliği de aynı şekilde son sürat silahlanıyor. İçinde Türkiye’nin de yer almasını istedikleri bir Avrupa ordusu oluşturmaya çalışıyorlar, Ukrayna’daki savaşın sürmesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Avrupa’nın en önemli ülkesi Almanya, zorunlu askerliği geri getirmeye çalışıyor.
Burjuvazi, tüm gücüyle dünyayı yeni felaketlere sürüklemek için hazırlıklar yapıyor.
Öte yandan halkların öfkesi ve isyanlar gittikçe büyüyor.
Pandemi öncesinde de Avrupa ateşli isyanlara sahne oluyordu, küçük bir aradan sonra bu kez daha büyüklerine şahit oluyoruz.
Yoksullaşma, güvencesizleşme, işsizlik, yolsuzluklar, yozlaşma, savaşlar, katliamlar, göçler, sisteme güvensizlik, uluslararası hukukun alenen haydutça ayaklar altına alınması, ırkçılık, faşizm…
İnsanlar artık dolup taşıyorlar.
Yani yönetenlerin artık yönetmekte iyice zorlandıkları, yönetilenlerin ise dünyanın dört bir yanında başkaldırdıkları devrimci bir sürece girmiş bulunuyor dünya.
Dünya tam da Ekim Devrimi’ni yaratan koşullara sahip ve insanlık yeni Ekimlere gebe.
109 yıl önce Bolşevikler, Marksizm-Leninizm teorisi ve siyasal analizleriyle içinde bulundukları devrimci durumu saptamış ve tarihin akışına müdahale etme iradesini göstererek insanlık tarihinde yeni bir sayfa açmışlardı.
Bugün karşı devrim boy gösterse bile bu sayfa açılırken kapanmamak üzere açılmıştı. Burjuvazi dilediği kadar çırpınsın, proleter devrimler çağı 1917’yle birlikte fiilen başlamıştır.
Şimdi bizlere düşen; 20. yüzyılda başlayan ve yarım kalan işi, 21. yüzyılda tüm dünyada tamamlamak ve çürüyen emperyalist-kapitalist sistemi tarihe gömmektir.
Bunun için komünistler olarak içinde bulunduğumuz objektif ve sübjektif koşulları değerlendirmeye, bunlara uygun stratejiyle mücadeleyi büyütmeye ihtiyacımız var.
Metin Çulhaoğlu bir konuşmasında gençlere seslenirken: “Yüzyıllar, sadece yüz yıllık tarih aralığını tanımlamaz; yüzyılların nitelikleri ve belirleyicileri vardır. Yüzyılları, belirli olaylarla başlatıp belirli olaylarla bitirmek mümkündür,” diyordu. 20. yüzyılın, Ekim Devrimi ile 1917’de başladığını ve 1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla bittiğini saptıyordu. “Kimi yüzyıllar uzun sürer, kimileri kısa,” diyordu. Ve ekliyordu: “Gelin, 21. yüzyılı da kısa süren bir yüzyıl yapalım!”
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




