Türkiye’nin elektrik talebinin en yüksek olduğu an 28 Temmuz 2025, saat 14.45’ti. O andaki elektrik talebini karşılamak için 60 bin megavatlık elektrik santralına ihtiyaç duyuldu. Türkiye’nin mevcut elektrik santrallarının kurulu gücü ise 126 bin. Elektrik talebinin iki katından fazla kurulu gücümüz olduğu ortada ama iş bu kadar basit değil.
Elektrik üreten santralların 42 bin megavatı rüzgar ve güneş santralı. Bu santrallar düğmesine bastıldığında elektrik üreten santrallar değil ama nükleer ve termik santral sevdalılarının anlattığı gibi “kafasına göre çalışan” santrallar da değiller. Güneşin ne zaman doğduğu ve battığı, rüzgarın ne zaman eseceği ve duracağı minimal hata paylarıyla biliniyor. Benzer bir değişkenliğe sahip hidroelektrik santralların kurulu gücü de 32 bin megavat civarında. Hidroelektrik ve yenilenebilir enerjiyi toplayınca kurulu gücün yarısından fazlası düğmesine bastığınızda her zaman çalışamayabilecek santrallardan oluşuyor. Nükleer ve termik santralları savunanlar da bu saptamaya güvenerek, “baz yük” dedikleri bu iki tip santralın payının artırılmasını savunuyor.
***
İlk bakışta haklı gibi görünseler de değişen dünya onları zorluyor. Öncelikle şunu bilmeliyiz. Türkiye’nin elektrik talebinin arttığı günler yaz ayları ve öğle saatleri. Nedeni de büyük ölçüde klima kullanımının artması. Burada Türkiye’nin giderek artan güneş kurulu gücü inanılmaz önemli bir rol üstlenerek hayat kurtarıyor. Çünkü uzun yaz günlerinde güneş enerjisi üretimi de artıyor ve Türkiye’nin elektrik üretiminde asıl oyuncu haline geliyor.
İnanmayabilirsiniz, üç gün öncesinden rakamlar vererek ispatlayalım. 27 Temmuz 2026 günü güneş santralları sabah saat 6.30 itibarıyla elektrik üretmeye başladı ve öğle saatlerinde, örneğin saat 13.00’da 50 bin megavatlık elektrik üretiminin 21 bin megavatını karşıladı. Barajlarla beraber bu iki kaynak elektrik üretiminin beşte üçünü oluşturdu. Güneş santrallarının en son elektrik ürettiği saat ise 19.30’du. Bu bahar ve yaz aylarında hemen hemen her gün böyle, güneş artık asıl oyuncu ve artan kapasitesiyle çok daha büyük paylara sahip olacak. Güneşin elektrik talebinin yüksek olduğu saatlerde devreye girmesi Türkiye’yi büyük bir yükten kurtarıyor. Güneş enerjisi olmasaydı, talebi karşılamak için öğle saatlerinde 20 bin megavata yakın ek santral gerekecekti ki bu da 20 büyük termik santrala eş.
Kömür ve gazla çalışan termik santrallara en çok akşam saatlerinde ihtiyaç oluyor, o saatlerde bile 25 bin megavatlık kapasite çalışıyor çünkü gündüz bekletilen hidroelektrikle, düğmesine basınca çalışma özelliği olan biyokütle ile jeotermal gibi farklı yenilenebilir enerji kaynakları da devreye alınıyor. Rüzgar ise zaten gece de elektrik üretimi yapabiliyor.
Türkiye’nin mevcut koşullarda ihtiyacı, öğle saatlerinde özellikle güneşten üretilen fazla elektriği depolayabilmek ve akşam ve gece saatlerinde şebekeye vermek. Bunu yapmanın birçok yolu var ama düşük maliyet nedeniyle öne çıkan yöntem büyük bataryalardan oluşan elektrik depolama sistemleri. Türkiye’nin toplam 33 bin megavatı bulan depolama sistemlerine ön lisans verdiğini hatırlatalım. Bataryalar 24 saatlik kapasitelere sahip değiller ama 12 saatlik güneşsiz geçen zamanda önemli bir rol oynayabilirler. 8-12 saat arası elektrik verebilecek batarya teknolojisi de mevcut ama Türkiye’de RES ve GES yatırımlarında zorunlu tutulan süre o santralin üretiminin bir saatine eşit. Bunun ivedilikle değişmesi gerektiğini de yeri gelmişken söyleyelim.
***
Elektrik depolama kapasitesi büyüdükçe akşam saatlerinde termik ve nükleer santrallara olan ihtiyacın azalacağı ortada. Kömürsüz bir Türkiye ufukta göründü bile. 26 Temmuz örneğinden devam edelim. Gece saatlerinde 15 bin megavatlık katkı yapan kömür santrallarının yenilenebilir ve batarya kapasitesi artışı ama daha da önemlisi iyi bir enerji yönetimiyle kısa vadede devreden çıkarılmasının önünde bir engel olmadığını söyleyebiliriz. Biyokütle santralları gündüz değil gece elektrik üretebilir. Öğle saatlerinde barajlar durdurulup, güneşle ikame edilebilir. Sadece bu bile bize 6-7 bin megavatlık bir hidro gücün akşama bırakılmasını sağlayabilir. Zaten barajlı hidroelektrik santralları güneş santrallarıyla eşleştirilse, batarya ihtiyacı da azalır.
Enerjinin verimli kullanılmasıyla tasarruf artırılabilir, akıllı binalar ve kentlerle klima ihtiyacı azalır ve gece boyunca boş yere yanan ışıklandırmalar kapatılabilir. Bunlar gibi onlarca çözüm enerji yönetimiyle ilgili ve ne yazık ki hükümetin planlama ve yönetim eksiği nedeniyle hayata geçirilmiyor. Özetle, güneş, rüzgar bize yeter diyenler haklı çıkıyor. Kısa sürede bunu rakamlar da söyleyecek ama bizi kömür ve nükleerciler yönetiyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



