yazılariktibasKerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası ABD Başkanı George W. Bush “küresel terörle savaş” stratejisini yürürlüğe sokmuş ve bu strateji yirmi yıla yakın süreyle Amerikan dış politikasını biçimlendirmiştir. Bugünden bakınca 11 Eylül 2001, küresel terörle savaş stratejisinin merkezindeki “kontrol dışı İslamcı terörü ortadan kaldırma” boyutu ile etkileri süren tarihsel bir olay olmaktan çıkmıştır. Ancak, ABD’nin uluslararası hukuku askıya alması ve tek taraflılığı zorlaması boyutu ile halen gündemdedir. ABD hegemonik konumundaki aşınmayı önlemek adına 11 Eylül’de başlayan ve İran Savaşı’na uzanan sürekli bir saldırganlık davranışı sergilemektedir. Yol açtığı kısa ve uzun vadeli etkiler bir yana 11 Eylül, aynı yıla rastlayan Çin’in Dünya Ticaret Örgütü üyeliği ile birlikte, ABD-Çin güç dengesinde gerçekleşen çeyrek yüzyıllık değişimin muhasebesi için elverişli bir başlangıç noktası olarak gözüküyor. Yoksa 11 Eylül olsa da olmasa da Çin benzer bir iktisadi başarının altına imza atacak ve ABD karşısındaki göreli konumunu güçlendirecekti.

Son yirmi beş yıl Çin’in uluslararası sistemdeki yükselişine ve ABD’nin göreli güç kaybını durdurmak adına ekonomik ve askeri şiddet almaşığına başvurmasına sahne oldu. Çin, 2010’lara kadar gösterdiği kesintisiz, çift haneli büyüme performansı ile dünya ekonomisindeki ağırlığını arttırdı. İzleyen on yılda ise büyüme performansından çok dünya çapında gerçekleştirdiği dolaysız sermaye yatırımları ve Küresel Güney’in kalkınmasına finansman sağlama (Kuşak ve Yol) performansı ile öne çıktı. 2020’lerde ise nadir elementler üzerindeki egemenliği ve yüksek teknoloji alanındaki atılımı ile kapitalist metropollerde tedirginlik yaratıyor.

Çin, reform ve dışa açıklık izlencesinin ilk otuz yılında benimsediği küresel kapitalizm ile “gönüllü bütünleşme” politikası gereği uluslararası iş bölümünde kendisine biçilen konumu sorgulamamıştır. Çin’in ucuz emekli üretim üssü haline gelme arzusu ve Batı sermayesinin yatırım iştahı ile buluşunca ortaya simbiyotik bir ilişki çıkmıştır. ABD küresel düzene çeki düzen vermek için kaynaklarını seferber ederken Çin “ışığını gizlemiş”, ekonomi ve dış politika alanında stratejik ortaklığın sınırlarını zorlamamıştır.

İki ülke arasındaki ilişkinin niteliğinin 2008-2009 küresel finansal krizi sonrasında değişmeye başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. ÇKP liderliği, ekonomiyi Batı metropollerinin tüketim talebine bağımlı kılmanın sakıncalarını deneyimlemiş ve ekonomik örgütlenmesini, kalkınma stratejisini yeniden formüle etmeye başlamıştır. ÇKP’nin devletin ekonomiye/sermayeye müdahalesini arttırmaya ve iç talebi güçlendirmeye yönelik yeni stratejisi küresel kapitalizm ile “bütünleşmeyi biçimlendirme” olarak görülebilir. Ülkenin alt yapı kalkınmacılığını Küresel Güney’e ihraç etmesi, Batı pazarlarında da kendini güçlü biçimde gösteren satın alma ve birleşme girişimleri, Obama döneminde “Asya’ya Yöneliş” hamlesi ile karşılanmıştır. Geçen zaman zarfında iki güç arasındaki ilişki düzlemi stratejik ortaklıktan dozu giderek sertleşecek olan stratejik rekabete doğru evrilmiştir.

2017’de başlayan dönem ticaret ve teknoloji savaşları ile karakterize edilebilir. ABD’nin 2018 yılı başında çelik ve alüminyuma ek gümrük vergisi getiren önlemleri aslında sadece Çin’i değil, bu ülkenin NAFTA’daki partnerleri Kanada ile Meksika’yı, Doğu Asya’daki önemli müttefiki Güney Kore’yi, Avrupa Birliği’ni de kapsamaktaydı. Ancak bu dış ticaret kısıtlamaları sadece Çin’i hedefleyen bir görünüme büründü. Birinci faz ticaret savaşı Trump’ın ilk döneminde ilan edilse de ABD için asıl meselenin alüminyum ve çelik olmadığı Biden Beyaz Saray’da iken ortaya çıktı ve Çin teknoloji hırsızlığı yapmakla, fikri mülkiyet haklarını ihlal etmekle daha açık biçimde suçlanır oldu. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki teknoloji ve nadir elementler merkezli bilek güreşi ikinci Trump döneminde de sürüyor. ABD ve müttefiklerinin yapay zekâ ve yüksek nitelikli çipler alanındaki üstünlüklerini sürdürme, nadir elementler alanında kendine yeterliği sağlama çabalarına; Çin’in ise “İki Yüzyıl” hedefi doğrultusunda yerli yüksek teknoloji yatırımlarına hız verdiği bir dönemden geçmekteyiz. Kritik jeopolitik mücadele sahalarına bakıldığında ABD, Gazze’nin yeniden yapılandırılması ve Suriye’deki rejim değişikliği ile Orta Doğu’daki gücünü pekiştirdi. Çin ise izlediği sakınımlı dış politika ile küresel güç politikası yürütmeye hazır olmadığı izlenimini yarattı. Ancak ABD elde ettiği jeopolitik moral üstünlüğü zamanlaması yanlış İran saldırısı ile kısa sürede boşa harcamış durumda.

Ticaret, teknoloji alanındaki mücadeleye, Orta Doğu ve Tayvan etrafında kümelenen jeopolitik gerginliğe karşın iki ülke arasındaki iktisadi bağlar popüler değerlendirmelerin aksine çok da aşınmış değildir. İki ülke arasındaki ilişkiler 2018 yılından bu yana gerginlik-uzlaşı sarmalına girmiş olsa da var olan kırılganlıklar, karşılıklı yaptırımlar 2026 Mayıs’ındaki son uzlaşıyı sarsmışa benzemiyor. Özellikle yapay zekayı bir rekabet alanından iş birliği alanına dönüştürmeye yönelik arayışlar iki ülke liderliği nezdinde kabul görüyor. ABD’nin ikili hegemonya fikrine hazır olmadığı, Çin’in ise artan öz güvenine karşın açık bir meydan okumaya hazır olmadığı bir konjonktürde belki de bir “stratejik istikrar” döneminden geçiyoruz. Bunun ipuçlarını 24 Eylül’de Beyaz Saray’da gerçekleşecek olan Xi-Trump zirvesinde arayacağız.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Kansu Yıldırım yazdı: Brezilya’da sınıf ittifakları, devlet ve sol

Lula da Silva, 25 Ekim 2026'daki ikinci turda Flávio...

Özge Güneş yazdı: Brezilya’da yeniden mücadele kazandı

Üç hafta önce bu sayfalarda “Brezilya’da oyun bitmedi” demiştik....

Enver Şat yazdı: COP31’de asıl soru: Dönüşümün bedelini kim ödeyecek?

Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş”...

Ertan Erol yazdı: İspanya seçimleri ve Milei’nin ziyareti

İspanya 29 Kasım’da erken genel seçimlere giderken ve ülkedeki...

Kansu Yıldırım yazdı: Küresel borç ve jeopolitik şoklar

Emperyalist devletler ile bölgesel güçler arasındaki jeopolitik gerilimler, jeoekonomik...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,269TakipçilerTakip Et
1,210AboneAbone Ol

Son eklenenler

Erkan Çavuş yazdı: Sonumuzun gelmesini mi bekleyeceğiz, ayağa kalkarak kendi kaderimizi ellerimize mi alacağız?

80’li yıllardan itibaren reel sosyalizmin yenilgisiyle birlikte dünyada sağ...

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Hediye Levent yazdı: İran, Mekke anlaşmasına neden katılmak istiyor?

Bu yazıyı yazdığım saatlerde Katar, ABD-İran savaşının durdurulması için...

Ceren Ergenç yazdı: ‘Avrupa malı’ duvarı ve Türkiye otomotiv sanayi

Fransa ve Almanya, geçen hafta AB otomotiv politikasındaki uzun...

Kansu Yıldırım yazdı: Brezilya’da sınıf ittifakları, devlet ve sol

Lula da Silva, 25 Ekim 2026'daki ikinci turda Flávio...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Önemli kuramla İsrail tartışılmamalıdır

Bugün İsrail sandık başında. Ben yazıyı yazarken seçim hâlâ...

Canlı yayın