
Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çalışıyor. “Yeşil enerjiye adil geçiş” COP31’in konusu. Ama fosilin yerine yenilenebilir enerjiyi koymak tek başına yeterli değil.
Asıl önemli olan soru: Bu dönüşümün bedelini kim ödeyecek, kazancı kimin olacak?
9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da yapılacak COP31 konferansına Türkiye ev sahipliği yapacak ve başkanlığı üstlenecek. Avustralya ise müzakereleri yürütecek.
“Adil dönüşüm” denildiğinde genellikle kömürden çıkış, yeni iş alanları ve mesleki eğitim konuşuluyor. Oysa sorun daha kapsamlı.
Bir termik santral kapatıldığında hava kalitesi iyileşir, tarım alanları ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etki azalır. Bu iyi bir şeydir. Fakat madenci, santral işçisi, nakliyeci, küçük esnaf ne olacak?
Zonguldak’ı, Soma’yı, Tunçbilek’i, Yatağan’ı, Afşin-Elbistan’ı düşünelim. Kömür buralarda yalnızca enerji kaynağı değil, binlerce insanın geçim kaynağıdır.
Bu nedenle kapanacak her maden ve santral için yıllar öncesinden sosyal ve ekonomik dönüşüm planı hazırlanmalıdır. İşçinin geliri ve emeklilik hakkı korunmalı, ücretsiz mesleki eğitim sağlanmalı, yeni yatırımlar mümkün olduğunca aynı bölgede kurulmalıdır.
Örneğin, Zonguldak’taki madencinin işi ortadan kalkarken Antalya’da yaratılan yeni bir güneş enerjisi işi, Zonguldak için çözüm değildir.
Üstelik “yeşil iş” her zaman adil iş değildir.
Güneş paneli fabrikasında çalışan işçi taşeron, düşük ücretli ve sendikasızsa; rüzgar türbini kuran işçinin iş güvencesi yoksa enerji kaynağı değişmiştir ama emeğin payına yine güvencesizlik düşmüş olacaktır. Üstelik sendikalılık oranı yüzde 14’ün bile altında.
COP31 açısından asıl tartışılması gereken noktalardan biri budur.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’nin adil dönüşüm programı kapsamında taraflar 30 Eylül-2 Ekim tarihlerinde Sydney’de bir araya geldi. Bu toplantıda bağlayıcı karar alınmadı; toplantı Antalya’daki müzakerelerin önünü açmayı amaçlayan gayriresmi bir görüşmeydi. Ancak tartışılacak başlıklar belirginleşti.
Adil dönüşüm mekanizması yalnız rapor hazırlayan ve bilgi paylaşan bir yapı mı olacak; yoksa işçiye, bölgelere ve gelişmekte olan ülkelere teknik destek, finansman ve teknolojiye erişim sağlayabilecek mi?
İşçiler ve sendikalar karar süreçlerine nasıl katılacak? Yerel halkın söz hakkı olacak mı? Mekanizma bir uzman ağı mı, finansmanla ülkeleri buluşturan bir platform mu, yoksa ayrı bir uluslararası organ mı olacak?
Haziran müzakere taslağında insana yakışır iş, sosyal koruma, nitelikli istihdam, emek hakları ve sosyal diyalog yer alıyor. Gelişmekte olan ülkeler için hibe, uygun koşullu ve yeni borç yaratmayan finansman araçları da masada.
Antalya’da düğümlenecek soru şudur:
Dönüşümün maliyeti yine işçiye, çiftçiye ve halka mı yüklenecek; yoksa fosil yakıtlardan yıllardır büyük kazanç sağlayanlar ve iklim krizindeki sorumluluğu daha fazla olanlar daha fazla mı üstlenecek?
Türkiye bu konferansa yalnız ev sahipliği yapan ülke olmamalı; kendi enerji dönüşümünün sosyal hesabını da ortaya koymalıdır. Peki, buna başta emekçiler olmak üzere toplumun bu saydığımız kesimleri hazırlıklı mı?
Kaç kömür ocağı ve termik santral ne zaman devreden çıkacak? Kaç çalışan etkilenecek? Hangi bölgelerde hangi yeni işler yaratılacak? İşçilerin ücret ve örgütlenme hakları nasıl korunacak?
Bir başka soru daha var: Güneşin ve rüzgarın sahibi kim olacak?
Enerji dönüşümü yalnızca kömür şirketlerinin yerini büyük güneş ve rüzgar şirketlerinin alması anlamına gelirse teknoloji değişir ama mülkiyet ilişkileri ve gelir dağılımındaki eşitsizlik aynı kalır.
Ben bu konuda üretilecek politikalardan çok umutlu değilim. Hükümetin bugüne kadarki tercihlerine baktığımda büyük şirketlerin yine öne çıkarılmasından kaygılıyım.
Güneş kimsenin fabrikasında üretilmiyor; herkesindir. Rüzgar da bir şirketin mülkü değildir.
Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımlarında kamunun, belediyelerin, enerji kooperatiflerinin, çiftçilerin ve küçük üreticilerin payı artırılmalıdır. Çatısına panel kuran yurttaş, tarlasının bir bölümünde enerji üreten çiftçi, ortak üretim yapan köyler ve kooperatifler desteklenmelidir.
Fosil yakıtlardan büyük kazanç sağlayan şirketlerle evinde birkaç ampul yakan emeklinin; milyonlarca ton karbon salan büyük sermaye gruplarıyla, traktörüne mazot almakta zorlanan çiftçinin sorumluluğunu aynı kefeye koyamayız.
Mesele, o enerjinin ürettiği refahın nasıl paylaşılacağıdır. Temiz enerji gereklidir. Ama tek başına yetmez. Dönüşüm yeşil olacaksa aynı zamanda adil olmak zorundadır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




