Uzun yıllardan beri yurtdışında yaşayan, ancak Kıbrıs’tan hiç kopmayan, yurtsever kelimesinin kişiliğinde anlam bulduğu bir arkadaşım; “Yazılarını sürekli okuyorum. Gerçekleri, doğruları ve siyasi gelişmeleri önceden görüp yazıyorsun. Birçok kişi olaylara Kıbrıs’tan bakmayı tercih etmekle beraber, sen çok geniş bir perspektiften yaklaşıyor ve çekinmeden yazıyorsun. Yazılarına yapılan yorumların birçoğu, yazılarını okuma gereği bile duymayan, fikri olmadığı için hakaret etmeyi alışkanlık haline getirmiş cahil kişilerce yapılıyor” dedi.
Yaşam felsefem, dünyada yalnız olmadığımız gerçeği üzerine temellendiğinden, olaylara Kıbrıs’tan değil, dünyadan bakmanın daha doğru olduğunu düşünerek yazılarımı şekillendiririm.
Olaylara Kıbrıs’tan bakanları, bir şişenin dibinden bakarak, şişenin ağzından dışarıyı seyredenlere benzetirim.
Görüp görebilecekleri, ancak şişenin ağzının onlara izin verdiği kadardır.
Dünya haritasında, sadece Kıbrıs yoktur ve dünyada yalnız yaşamıyoruz. Bu sebepten olayları daha geniş bir açıdan ele almak, bizleri çok daha doğru sonuçlara ulaştırır.
Dünya gerçeği çok uluslu sermayeye hükmeden küresel güçler, onların güdümündeki süper askeri ve ekonomik güce sahip devletler, süper güce sahip ülkelerin güdümündeki taşeron devletler ve o taşeron devletlerin kuyruğuna takılı siyasi yapılardan oluşur.
Bu hiyerarşik yapı içinde küresel güçlerin kontrolundaki Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Birleşmiş Milletler gibi yasal yapıların yanında mevcut uluslararası hukukun dışında kurulmuş onlarca örgüt de bu yapının parçaları olarak kurdurulmuştur.
Hiyerarşinin tepesinde küresel güç dediğimiz uluslararası sermayeyi kontrolu altında tutan bir avuç insan vardır.
Tüm sistemin kontrolü, dünya düzeninin sorumlusu onlardır ve tüm insanlık onlara hizmet eder.
Terör örgütlerinin kurulmasından ve faaliyetlerinden tutun da bölgesel savaşlar, barış faaliyetleri, darbeler, seçimler gibi birçok siyasi faaliyet onların planlamaları sonucudur.
Bunun en güzel örneği Suriye’de yaşananlarda görülebilir. Suriye’deki rejimi yıkmak için Türkiye başta olmak üzere taşeron devletleri kullanan ABD, kurdurduğu terör örgütlerini kullanarak istediğini başarmış ve terörist olarak başına ödül koyduğu kişiyi devlet başkanı olarak başa getirmiştir.
2000’li yılların başında, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP ekibini, verilen misyon çerçevesinde göreve getiren küresel güçler, Kemalist orduyu dağıttırmış, Cumhuriyet tarihi boyunca elde edilen kamusal malları başta Araplar olmak üzere yabancı sermayeye sattırmış, eğitim sistemini değiştirtmiş, tek adam rejimine geçilmesini sağlamış, milyonlarca yabancıyı Türkiye’ye sokturtmuş ve Türkiye’yi tamamen kontrolu altına almıştır.
Bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’sinin, Devlet Bahçeli’nin MHP’sinin, Abdullah Öcalan’ın PKK’sının, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin kimlere hizmet için var edildiğini görmemek için insanın “siyasi kör” olması gerekir.
Görev adamı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP misyonunu tamamlamak üzeredir. Anayasal değişiklikleri yapmakla ilgili misyonunu tamamladıktan sonra bu görev, Kılıçdaroğlu’nun yardımı ile kurulan Özgür Özel’in “Yeni Parti’sine” geçecektir.
“Ne olursan ol, gel” anlayışı ile kurulan bu partinin hükümet olması için her türlü ekonomik ve sosyal alt yapı hazırlanmıştır.
Bu yüzdendir ki, Özgür Özel’in, partinin kurulma çalışmaları devam ettiği bu günlerde ilk mesajını Cuma namazı çıkışı sonrası vermesi rastlantı değildir.
İzlemenizi tavsiye edeceğim, Mahsun Karaca’nın “İllegal Hayatlar” filmi, bu partinin kuruluşu ile çok benzeşmektedir.
Bu filimde kurulan siyasi partinin ismi de Liberal Muhafazakâr Komünist Parti (LMKP) idi.
Aynen 2000’li yılların bir tekrarını yaşadığımız bu günlerde, Yeni Parti’nin hükümete gelişi ile birlikte, Recep Tayyip Erdoğan’ın ayrışma üzerinden sürdürdüğü strateji sonlanıp, kucaklayıcı bir siyaset devreye girecektir.
Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, Avrupa Birliği değerleri ve üyeliği, ekonomik refah, laiklik, dini özgürlükler gibi söylemler çok konuşulacak, siyasi tutukluların serbest bırakılması süreci başlayacak, ekonomik rahatlama için para muslukları açılacak, AB ile ilişkiler ileriye taşınacak, ancak küresel güçlere hizmet etmek için Recep Tayyip Erdoğan’a kurdurulan yeni siyasi rejim kaldığı yerden devam ettirilecektir.
Doktorların ve ilaçların yardımı ile ayakta tutulan, Recep Tayyip Erdoğan ne olacak sorusuna en doğru yanıtı ise Emine Erdoğan “Başkanımız çok yoruldu. Onun doğaya ve huzura ihtiyacı var” diyerek yanıtlamıştır.
Dünya’da Yahudi sermaye ve Katolik sermaye arasında devam eden yeni dünya düzeni dediğimiz, küresel güç paylaşımı kavgası çerçevesinde, Kıbrıs sorununun da sürmesi mümkün değildir.
İngiltere’nin bölgedeki taşeronu Türkiye’nin, Kıbrıs’ta İngilizler adına emanetçi olarak bulunma misyonu da dolmuştur.
Her zaman olduğu gibi milliyetçilik ve ırkçılık bataklığına saplanıp, siyasi körlük yaşayan Kıbrıslıların kendi sorunlarına kendilerinin çözüm bulamaması, yeni dönemde dayatma bir antlaşmanın gelmesinin kapılarını açmıştır.
Yeni dünya düzeninde Kıbrıs’ta çatışmaya yer olmadığı gibi, ekonomik kaynakların küresel güçler tarafından paylaşımı öncelik taşımaktadır.
Zurnanın son deliği işlevi gören siyasetçilerimizin ve örgütlerimizin, Ankara’dan talimat aldıklarını gizleyip, toplumu kandırarak devam ettirdikleri sahte oyunun sonuna gelinmiştir.
“Müzakerelere hazırım” diye her gün yerel medyada reklam yapan Tufan Erhürman’ın, bir yıla yaklaşan görevinde müzakere heyeti bile oluşturmaması, masada kimin söz sahibi olduğunu ele vermektedir. Bunları görmek istemeyen “siyasi körler” şişenin dibinden dünyayı takip etmeye devam edebilirler.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


