…yaşam alanları, müşterekler, kamunun olanlar yok edildikten sonra neyi kurtaracaksınız?
…ya yaşam ya kötü üretim ve tüketim noktasına hızla gelinmiştir. Kapitalizmin eli çabuk… …sömürü olan yerde, ekonominin büyümesine karşı çıkmak normaldir ve gereklidir.
Ada, abluka altında. Akdeniz, güçlülerin rekabet alanı oldu. Rekabet, sermaye kavgası demek. Hâkimiyet kavgası demek. Oralara egemen olunacak ki kârlı çıkabilme şansı olsun…
Savaşlar çıkarılıyor… Göçler yaşanıyor… Bölgede çıkan her savaşta geceleri füze geçişlerini seyretmiyor muyuz? Bazen yanlışlıkla buralara düştükleri de oluyor. Ne de olsa yaşananların orta yerindeyiz. Karışıklıklar çıkarılıyor ve yeni yayılmalar icat ediliyor…
Güvenli yaşam her alanda sorunlu oldu. Mesela denizler, çöp satın alınan çöplüğe, göç etmek isteyenlerin sandallarının batacağı alana dönüştürüldü. Niye?
Süveyş Kanalı daha çok ticarete uygun, daha büyük gemilerin geçişine uygun olsun diye büyütüldü. Akdeniz ile diğer bölge deniz canlıları doğal olmayan şekilde karıştı. Yıllardır aslan balıklarıyla dolan alan, bölge balıklarının yaşamlarını kısıtladı. Akdeniz her konuda böyle bir alan. Yayılma alanı.
Kıbrıs, insan ve doğanın değil, ticaretin konusu bir yer.
Buralarda haklar derken, ticaretin nasıl yapılacağı konu ediliyor. Hangi alan kimin sermayesine avantaj olacak? Sorun bu. Bu yüzden düşmanlıklar yaratılıyor.
Nüfus – insan:
Öncelik insanın değil, piyasanın ihtiyaçları. Daha iyi bir yaşam değil. Daha büyük bir ekonomi. Nitekim yaratıldı. Fakat kullanacak insan ve emek gerekliydi. Yakın tarihte, önceleri Türkiye’den ucuz emek getiriliyordu. Yıllarca sömürü büyütüldü, sermaye şişti. Yerli emek gücünün bir kısmı memur yapıldı, devlet kadrosuna alındı. Bir kısmı buralarda ucuz emek olmak yerine, yurt dışına göç ettirildi. Gün geldi, kapılar açıldı; Güney’de çalışmaya yöneldi. Oradan oraya savruldu. İnşaat, hizmet ve turizm sektöründe insan ve doğa sömürüsü büyütülürken, Uzak Doğu ve diğer ülkelerin ucuz iş gücünün denkleme katılmasıyla mevcut işçi kesimi boşa düşmeye başladı. Türkiye’ye dönüşler bile oldu. Kalanlar memur kadrolarına eklendi. Esnaflaşmış olanlar ise orta sınıfa katılmış oldular. Ekonominin büyütülmesi devam etti.
Siyaset:
Siyaset her zaman ekonominin-sermayenin hizmetinde oldu. Toplumun ve kamunun, sermayenin hizmetine nasıl sunulacağıyla ilgilendi. Bunu sürdürebilmek için kamu arazilerinin rüşvet hâline getirilmesi hiç durmadı. Her seçim döneminde halkın olanlar, halkı kandırmak için kullanıldı. Bunun karşılığında rıza alındı ve yine büyüyen ekonomi kazandı.
Doğa:
Üretim ve yaşam alanları ele geçiriliyor. Toplumun ortak varlıkları elinden alınıyor. Ekonomi, doğanın elverdiği ölçüde daha iyi toplum yaşamı için gerçekleşmesi gereken bir şey olması gerekirken, sömürü düzeninde ekonominin büyütülmesi için toplumun doğayla nasıl bir kavgaya girmesi gerektiği ile uğraşıldı. Bunu isteyen sömürü ekonomisidir, kapitalizmin kendi ihtiyacıdır. Bunun sınırı yok. Sonsuza kadar kâr. Bunun için ikna edilen nüfus, büyütülen ekonomi ve siyaset gerekir.
Fakat nereye kadar? Yani ne kadar nüfus ve sömürü? Nereye kadar insanın aşağılanması? Nereye kadar büyüyen ekonomi? Ve ne kadar doğal kaynak tüketimi? Ve niye?
Kapitalizmde kârın sınırı yok. Fakat doğanın var. Beşparmak Dağları’na bakarken, gün gelecek kazılar sebebiyle Girne görünecek denmiyor mu?
Çünkü doğa, bu hızdaki yıkımı yenilemeye yetişemiyor.
Yani yaşam alanları, müşterekler, kamunun olanlar yok edildikten sonra neyi kurtaracaksınız?
Yani ya yaşam ya kötü üretim ve tüketim noktasına hızla gelinmiştir. Kapitalizmin eli çabuk…
Yani sömürü olan yerde, ekonominin büyümesine karşı çıkmak normaldir ve gereklidir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




