
Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya devam ediyor.
• 16 Temmuz’da Çinli şirket Moonshot AI’ın Kimi K3 modeli en iddialı Amerikan versiyonunun çok altında bir maliyetle onların performansına yaklaşınca, ucuz Çin ürünlerinin Amerikalı rakiplerinin tahtını sarsabileceği konuşulmaya başladı.
• 21 Temmuz’da Open AI bir otonom algoritmanın kontrolden çıktığını ve başka bir şirketi hacklediğini (yani hesabına izinsiz girerek kontrolü ele geçirdiğini) açıkladı. Anthropic şirketi de üç benzer ihlal vakasının kendilerinin bünyesinde de gerçekleştiğini beyan etti.
• 29 Temmuz’da Meta son kar rakamlarını açıklayınca şirketin hisseleri bir günde %10 düştü. Çünkü normal faaliyetlerden elde edilen nakit akışlarının yapılan devasa yatırımları finanse etmeye yeterli olmadığı ortaya çıktı. Aynı endişeler Meta’nın yanında Amazon, Microsoft, Google ve Apple gibi “hyperscalers” denilen büyük ölçekli veri merkezi altyapısına sahip firmalar için de geçerli.
Bu arada başta Kore gelmek üzere YZ şirketi hisselerinde çok ciddi oynaklıklar gözleniyor. Özellikle YZ hisselerine yatırım yapan bazı fonların batmanın eşiğine geldiği, olası bir iflas dalgasıyla tüm finansal piyasaların çalkantıya girebileceği endişesi yaşanıyor. Nitekim bu yazıyı hazırlarken Situational Awareness adlı bir serbest yatırım fonunun (hedge fund) iflasa doğru sürüklendiği anlaşıldı. Bu aşırı borçlanarak teknoloji hisselerine yatırım yapan piyasanın yıldız yatırımcılarındandı. Ancak son dönemlerde çip hisselerindeki özellikle Kore’deki keskin düşüş onun bir anda çakılmasına yol açtı. Daha büyük bir fon Citadel’in 16 milyar dolarlık kurtarma operasyonuyla şok şimdilik atlatıldı. Ama önümüzdeki günler daha büyük çalkantılara gebe olabilir. Hatırlarsak ABD’de borsanın toplam değerinin %40’a yakını YZ bağlantılı şirketlere ait.
MARKSİST TEORİ VE YZ
YZ’nin insanlığın önünde yeni ufuklar açacağı, kamusal çıkarlar için seferber edilirse önümüzdeki “imkânlar dünyasını” geliştirebileceği açık. Ancak kar maksimizasyonu peşindeki bir YZ rekabetinin küresel ekonomiyi sarsabilmesi, yeni bir krizin patlak verebilmesi olasılığını gözden uzak tutmamak gerekiyor.
Dünya Bankası eski baş ekonomisti Branko Milanovic’in, Karl Marx’ın kapitalizmin canlı emeği makinelerle ikame etme eğiliminin YZ çağında nasıl bir yansımasının ortaya çıkacağına ilişkin yorumu, kâbus senaryolarının kaçınılmaz olmadığını söyleyerek yüreklere su serpiyor.
Milanovic’in analizi özetle şöyle: YZ ile sermayenin organik kompozisyonu arttıkça, yani üretim sürecine emeğin katılımı azaldıkça, artık değerin de gerileyeceğini, kar oranlarının dibe vuracağını, kapitalizmin sonunun geleceğini düşünmek mümkün. Ancak diğer yandan sanat, edebiyat gibi yaratıcı faaliyetler, spor, aşçılık becerileri, hemşirelik, barmenlik, bakım işleri gibi canlı emek isteyen, makine ile kolayca ikame edilemeyen mesleklerin cazibesi artacak. Otomasyona uğrayan sektörlerde kazanılan karlar ve ücretlerle bu alanlardaki mal ve hizmetlere talep yaratılacak. Böylelikle YZ’nin tüm ekonomiye egemen olmasının, kar oranlarının sıfıra yaklaşmasının önüne geçilecek. Buna karşın yazılımcılık, veri girişi, çağrı merkezleri gibi bazı işler yok olacak. Yeni bir denge kurulacak. (Branko Milanovic, What Marx Can Tell As About Artificial Intelligence, Jacobin, 14 Temmuz 2026).
YZ’NİN FİNANSAL RİSKLERİ
Ancak göreceli iyimser bu yaklaşım da YZ üzerinden bir finansal krizin tetiklenme olasılığını azaltmıyor. Bu yönde çok sayıda görüş dile getiriliyor. Özellikle böyle bir senaryonun “merkez bankalarının merkez bankası” diye bilinen Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) gibi ağırlığı bulunan bir kuruluştan gelmesi bu konu üzerinde ciddi bir biçimde düşünmeyi gerektiriyor.
BIS’in Yıllık Ekonomi Raporu’nda şöyle bir risk kurgusu geliştiriliyor:
YZ çekişli daha üretken bir ekonomi arayışı riskler de barındırıyor. YZ uygulamaları işlere ve mesleklere daha fazla nüfuz ettikçe emeğin ayıklanması süreci hızlanabilir. YZ’deki atılımların yeni iş alanları yaratması halinde bile, istihdam kayıplarının telafi edilebileceği net değil. Geçmişteki genel amaçlı teknolojilerin aksine, YZ insanların bilişsel yetenekleriyle rekabet ediyor, işçilerin değer zincirinin üst halkalarında kendine yer bulma şansını azaltıyor. Her ne kadar şu ana kadar yıkıcı bir işsizlik sorunu gündeme gelmediyse de tablonun kötüleşeceğinin belirtileri var.
Yakın dönemde YZ yatırım dalgasının sürdürülebileceği konusundaki kuşkular artıyor. 5 büyük platform şirketi 2026’nın sonuna kadar trilyon doların üzerinde bir yatırım planlıyorlar. Bu kapsamdaki yatırımlar şirketlerin karlarını ve serbest nakit akışlarını aştığı için büyük borçlanmalar gerektiriyor. Çünkü ancak teknolojide en ileri giden, en büyük yatırımları gerçekleştiren firmaların piyasada egemen olacağına inanılıyor. Böyle sıkı bir rekabet, beklediği getirileri sağlayamayan firmaların borç ödeme güçlüğüne düşmesine yol açabilir. Bir anda rüzgâr terse dönüp, yatırımların aniden durmasına neden olabilir.
Diğer bir risk ise YZ genişlemesinin arz darboğazları yaratmasıdır. Halen elektrik, ileri yarı iletkenler ve şebeke ekipmanları için yoğun bir talep var. Bu elektrik ve girdi fiyatlarını yükseltiyor, genel anlamda enflasyonist bir etki yaratma tehlikesini barındırıyor.
Geçmişteki yatırım patlamaları, 1830’ların kanal açma manyaklığı, 1940’ların Britanya demiryolu manyaklığı, 1920’lerin elektrifikasyon çılgınlığı, 90’ların internet patlaması hep önemli bir teknolojik ilerlemeye işaret etti. Ama her birinde aşırı yatırım sonucu beklenen getiriler sağlanamadı, bir noktada yatırımlar durdu, ekonomik durgunluk patlak verdi.
YZ kaynaklı enflasyon artışı, faizlerin yükseltilmesini getirebilir. Parasal sıkılaşma finansal varlık fiyatlarını tüm piyasalarda aşağı çekebilir. YZ firmalarının artan borçları kredi piyasalarında bozulmaya neden olabilir. Bu mühendislik, girdi tedariki ve inşaat gibi YZ dalgasından nasiplenen sektörleri de zora sokabilir.
YZ iyimserliği diğer sektörlere de yayılarak, tüm borsalarda risk primlerini aşağı çekti, fiyatları besledi. Bu süreç aniden tersine dönebilir. Borsalardaki olası bir düzeltme hareketi eskilerinden daha ağır makroekonomik sonuçlar yaratabilir. Çünkü hanehalkının borsalarda öncekilerden daha fazla yatırımı var. Olası bir düşüş “servet etkisi” üzerinden tüketimi yavaşlatabilir, ekonomik durgunluğa davetiye çıkarabilir.
ABD hisseleri küresel borsalarda %64’lük bir ağırlığa sahip. Başta Avrupalılar YZ atılımından doğrudan pay alamayan ülkeler de Amerikan borsalarına yatırım yaparak bu durumu telafi etmeye, finansal mecralardan bu çılgın partiye katılmaya gayret ediyorlar. Borsalardaki bir geri çekilme bu nedenle o coğrafyalara da sıçrayabilir, küresel boyut kazanabilir.YZ değer zinciri büyük ölçüde borçlanmaya dayandığı için tedarik zincirinin alt basamaklarındaki firmalar da borç ödeme sıkıntısına düşebilirler.
Büyük platformlar, çip üreticileri ve YZ laboratuvarları özel anlaşmalara dayanan kompleks bir ağ ile birbirlerine bağlılar. Üreticiler döngüsel (circular) borç anlaşmalarıyla müşterilerini fonluyorlar. Çip üreticileri ve platform sahipleri; aynı zamanda bulut tedarikçileri ve YZ laboratuvarlarında hisse sahipleri. Ağ içindekiler uzun vadeli ve şeffaf olmayan sözleşmelerle birbirlerine bağlılar. Bu nedenle bulaşma etkisiyle finansal sorunlar kolaylıkla bir bileşenden ötekine sıçrayabilir. Zaten asıl tehlike de burada yatıyor.
Böyle olumsuz bir finansal iklim risk fiyatlamasının artışına ve kredi maliyetlerinin yükselmesine kapı aralar. Bankacılık sektöründeki sıkılaşma, “özel kredi” denilen bankacılık dışı finansal kurumlarda daha büyük sıkıntıya yol açar. Özellikle özel kredilerin yazılım sektörüne yönelik çok bir hacimde bir fonlaması var. Yazılım firmaları birçok farklı özel kredi kurumundan, ABD özelinde İş Geliştirme Şirketleri (Business Development Companies) denilen finans kurumlarından borçlanmış durumdalar. Buradaki bir sarsıntı, dalga dalga tüm küresel finans sistemine yayılabilir. (BIS Annual Economic Report 2026, S.21-26).
TÜRKİYE YZ’NİN NERESİNDE?
Bu karamsar senaryodan Türkiye’nin payına ne düşer? YZ’deki küresele rekabet ABD ile Çin arasında. Yelpazeyi biraz genişletirsek, Japonya, Kore ve Birleşik Krallık’ı aileye katabiliriz. Malezya ise yarı iletken zincirindeki rolüyle denkleme girebilen tek gelişmekte olan ülke konumunda. Türkiye YZ kaynaklı bir sarsıntının doğrudan tarafı olacak bir teknolojik yetkinlikte olmasa da, küresel ekonomiye yayılacak bir krizden haliyle yatırım ihracat ve kredi kanallarından doğrudan olumsuz etkilenir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




