iktibasİlhan Uzgelİlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Ankara zirvesiyle birlikte NATO 3.0 tartışması öne çıktı ama bu formülasyon ilk kez Şubat 2026’da Brüksel’deki savunma bakanları toplantısında gündeme getirilmişti. NATO 3.0 basit bir numaralandırmanın ötesinde bir anlama sahip. Arkasında geçmişte örneklerini çok gördüğümüz bir hegemonik akıl var. Bunu beğenmek zorunda değiliz ama anlamak zorundayız.

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya odaklanıyor ama NATO, ABD’nin küresel stratejisinin yalnızca bir parçası. Bu ikinci yazıda, ABD’nin Avrupa politikasının, küresel stratejisinden ve Hint-Pasifik ve Çin politikasından ayrı ele alınamayacağını tartışacağım.

Günümüzde en çok tartışılan konulardan biri, merkezinde ABD’nin olduğu 1945 sonrası uluslararası düzenin sarsılmaya başlaması. Daha doğrusu ABD’nin kendisinin kurduğu ve küresel ölçekte sınıfsal rıza üzerine kurulu bu düzeni açıktan yıkacağını ilan etmesi.

ABD bu düzeni değiştirmek istiyor çünkü bu düzen son 15 yıldır Çin’in lehine işliyordu. ABD tarihinde ilk kez kendisini yeryüzünün ve uzayın, siber ve dijital alanın her yerinde gösteren, daha büyük nüfusa sahip, hem sanayi üretiminde hem de yüksek teknolojide rakip olup kendisini geçme kapasitesine sahip bir meydan okuyucuyla karşılaştı.

ABD’nin elinde bununla nasıl baş edileceğine dair kapsamlı bir strateji yoktu ve geliştiremedi de. Bunun yerine farklı araçların hepsini birden denemeye çalıştı. Yüksek gümrük tarifeleri, korumacılık, yatırımları ABD’ye geri çekme, dijital alanda yaptırım, karadan çevreleme, olmayınca denizden çevreleme, yeni ittifaklar kurma, savunma harcamalarını artırma, müttefiklerini militarizasyona zorlama vs.

Dolayısıyla, aşağıda değineceğim gibi sorun ABD-Avrupa ilişkileri değil, ABD’nin 1945 sonrasında ilk kez ciddi olarak hegemonik konumunun sarsılması. ABD sisteminin buna cevap üretmekte zorlanması ve müttefikleriyle ilişkilerini yeniden küresel stratejisine uygun bir şekilde düzenlemeye çalışması.

Küresel sistemde tek kutupluluğun artık geçerli olmadığı ve ABD’ye hem de Atlantik dışındaki bir bölgede rakip çıkmışken, ABD’nin kaynaklarını Avrupa’ya aynı şekilde ayırmasını ve bu düzeni sürdürmesi mümkün değildi. ABD’li uzmanlar buna “yeniden fiyatlandırma” da diyorlar. Artık yeni koşullarda küresel ölçekte rakibinin olduğu bir ortamda, dikkatini Pasifik’e yöneltmek zorunda olduğu koşullarda ABD bu maliyetini Avrupa’ya ödetmeyi kafasına koymuştu.

YENİ STRATEJİNİN DAYATILMASI SÜRECİ

Bu noktada 2017’den beri ABD’nin Uzak Doğu politikasında ağırlığını hissettiren bir isimle karşılaşıyoruz.

Elbridge Colby, Pentagon’da strateji geliştirmeden sorumlu bir yetkili olarak bir süredir ABD’nin ulusal güvenlik doktrinini etkilemede/belirlemede önemli rol oynuyor. Colby, 2017’deki Ulusal Güvenlik Strateji belgesinin yazarlarından biri olmanın ve ilk kez Çin’i resmi bir belgede stratejik rakip olarak tanımlamanın yanında, 2025 Aralık’taki ikinci Trump yönetiminin yayınladığı strateji belgesinin çerçevesini oluşturmada da ağırlığını koydu. Colby’nin 2021’de Önleyici Stratejisi (Strategy of Denial) başlıklı bir kitap çıkardığını ve küresel siyasete dair fikirlerini burada toparladığını ekleyeyim.

ABD’nin Çin’i çevreleme politikasıyla, NATO 3.0 dönüşümünü savunan ismin aynı kişi, yani Colby olması rastlantı değildi.

Kısaca belirtmek gerekirse NATO 1.0 yani Soğuk Savaş döneminde tehdit algısı Sovyetler (Varşova Paktı) olduğu için ABD, Avrupalı müttefikleriyle birlikte Atlantik bölgesinin savunmasını üstlenmekte bir sorun görmemişti. Aslında, NATO 1.0 Soğuk Savaş koşullarında ABD’nin küresel hegemonyasının, diğer bir deyişle, kolektif emperyalizmin ana dayanaklarından biri olmuştu.

NATO 2.0, yani Soğuk Savaş sonrasında ABD açısından, Avrupa’nın savunmasını üstlenmenin yükü de katlanılır görünüyordu. Bu yeni dönemde NATO yeni işlevler edindi ve bu kez insani müdahale (Yugoslavya) ve koruma sorumluluğu adı altında (Libya) yürütülen saldırıların aracı oldu. Ama Colby, tipik bir Amerikan sağcısı bakış açısıyla, 1990’lardan itibaren NATO’nun cinsiyet eşitliği, iklim, göç gibi konulara eğildiğini, Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarını azaltmaya başladıklarını söyleyerek o dönemi bile aşağılıyor.

Ona göre NATO 3.0 ile tekrar Realist çerçeveye dönmek gerekiyor. Birincisi, tek kutupluluğun bittiğini ve dünyanın bir güç mücadelesi içine girdiğini kabul ediyor.  Dolayısıyla, ikinci olarak ABD aynı anda hem Avrupa, hem Ortadoğu hem de Uzak Doğu’da askeri olarak eşit güçte var olamaz, hepsine yetişemez. Sanki kendisinden bunu isteyen varmış gibi…

Colby’nin dünyasını aktarmaya devam edersek. Ona göre ABD’nin her bir bölgeye yetişmeye çalışması hepsinde çöküş getirebilir, o yüzden tercih yapması gerekir ve Avrupalı müttefikler zaten ekonomik güç ve birikime sahip oldukları için, artık kendi sorumluluklarını üstlenebilirler. ABD, Avrupa’nın sorumluluğunu sonsuza dek üstlenemez. Avrupa’nın NATO 2.0’de ısrar ettiğini, ama bunun gerçekçi olmadığını iddia ediyor. Avrupa’nın bu kapasitesi var ve kullanmalı. Öyle diyor Colby.

Üçüncü olarak, jeopolitiğin merkezi arenasının Hint-Pasifik bölgesi olduğunu söylüyor ki, bu da çok orijinal bir analiz değil. Colby, ABD’nin Avrupa’nın savunmasını onların üstlenmesini isterken, benzerini G. Kore ve Japonya’ya da yapıyor ve onların da savunma harcamalarını artırmalarını isterken, Uzak Doğu’da ağırlığı Tayvan’a vermeleri gerektiğini savunuyor. Görüldüğü gibi, bu global bir bakış ve Asya ve Avrupa hatları birbiriyle sıkı sıkıya bağlı.

Dördüncü olarak, ona göre Çin Hint-Pasifik’te bölgesel hegemonya kurmamalı. Eğer bunu yapmak isterse, Tayvan’dan başlayacaktır ve Tayvan’ı ele geçirdiğinde, bunu bir sıçrama taşı olarak kullanarak küresel güce evrilecektir ve bütün uluslararası dengeler bozulacaktır. Amerika’nın stratejik önceliği bunu önlemek, (Denial yani Önleyici Strateji) bölgede Çin karşıtı bir anti-hegemon cephe kurmak. İkili güvenlik anlaşmaları, bölgesel QUAD, AUKUS ittifakları hâlihazırda oluşturuldu.

Detay olması pahasına, Colby öncülüğünde Pentagon’un Çin karşısındaki askeri stratejisini nasıl kurduğuna da birkaç cümleyle değinmek gerekir. Çünkü bu planlama aslında Çin’i ne kadar ciddiye aldığını gösterirken, ABD stratejisinin saldırgan ve önalıcı niteliğini de gösteriyor.

“İlk Ada Zinciri” (First Island Chain) adı verilen bir hat çizilerek Japonya, Tayvan, Filipinler ve Bornoe’ya kadar bir savunma düzeni kuruluyor. Burada Tayvan merkezi yere sahip ve o yüzden savunulması ve gerekirse Tayvan için savaşılması gerekiyor.

Colby, 1947’de Sovyetlerin çevrelenmesini öneren George Kennan, 1970’lerde Çin’i Sovyetlerin yanından ayırma siyasetinin öncüsü Kissinger ayarında bir stratejist değil. Ama onun savunduğu çizgiden çok, bu çizginin Amerikan sisteminin zaten takıntı haline getirdiği Çin meselesinde kabul görmesi ve siyasete dönüşmesi.

ÇİN VE NATO ARASINDAKİ GÖRÜLMEZ BAĞ

Ankara Bildirgesinde Çin’den bahsedilmedi. Gerek yoktu çünkü bu dönüşümün altında yatan sürecin en belirleyici unsuru zaten Çin’in yükselişiydi.

Diğer bir deyişle, Avrupa güvenliği, Hint-Pasifik stratejisinin bir türevi haline geldi. Avrupa ABD için önemsizleşmedi yalnızca önceliğini kaybetti. O yüzden ABD’nin artık Atlantikçi olmadığını hatırlatmak gerekiyor. Trump gitse de bu sürecin artık geri dönüşü yok.

Küresel dönüşüm, Çin kaygısı ABD-Avrupa ilişkilerini de dönüştürdü. NATO 3.0 aslında bu stratejik dönüşümün adı. Burada üç husus öne çıkıyor.

1- NATO 3.0, NATO 1.0’e daha yakın. Yani, birçok yan unsur, terörizm, siber güvenlik, hibrit tehditler sayılsa da ana unsuru devlet olan, devletlerden kaynaklanan tehdit algısına ve stratejinin buna göre dizayn edilmesine geri dönülüyor.

2- Daha Avrupalı bir NATO. Avrupalı NATO üyelerinin güvenlik ve savunma alanında kendi rüştlerini ispatlayacakları bir süreç olarak görülüyor.

3- Savunma harcamalarının artması ve Avrupalı üyelerin savunma sanayilerini geliştirmesi öngörülüyor.

Gerek ABD stratejisi gerekse NATO’nun Avrupa ayağından beklenenler epey sorun yüklü.

Öncelikle NATO’nun Avrupalı müttefikleri Çin’i stratejik bir tehdit olarak değil ticari bir rakip olarak görüyorlar, hatta kendi içlerinde nasıl bir pozisyon alacaklarına dair netlik taşımıyorlar.

Almanya, Çin’deki yatırımlarından dolayı daha ılımlı bir yaklaşıma sahipken ki oradaki otomotiv yatırımlarında da ciddi sorunlar var, Fransa her gün bir milyar dolar açık verdikleri Çin’e karşı daha korumacı bir politika için bastırıyordu.

Dolayısıyla, Avrupalı NATO üyeleri Çin’i belgeye sokmazken, Trump yönetiminin Putin’i kollayan politikasına rağmen Ukrayna’yı ve yapılacak yardım miktarını Ankara zirve bildirisine koydurabildiler.

NATO 3.0 VE ÇELİŞKİLERİ

Bunun dışında NATO 3.0 içinde başka bazı ciddi çelişkileri barındırıyor.

Bir defa ABD, Avrupa’dan savunma harcamalarını artırmasını ve savunma sanayini geliştirmesini istiyor. Ama öte yandan kendisinden özerk hareket etmesinden rahatsız oluyor. Zaten ABD stratejisi Avrupa’yı kendine bağımlı kurmak üzerine kurulu.

İkinci olarak, Avrupa hem savunma alanında güçlü olsun ama kendi savunma sanayii güçlenmesin istiyor. Bunun nedeni açık: ABD’nin savunma ihracatı devam etsin, ABD şirketleri kazanmaya devam etsin.

Burada ABD, Avrupa’nın ortak hareket etme konusundaki yetersizliğine oynuyor. Son örneği Fransa ile Almanya’nın ortak savaş uçağı yapma sürecinde, daha proje aşamasında anlaşamamaları…

Avrupa’nın savunma alanında ABD’ye bağımlılığı orada duruyor. Savunma ithalatında ABD’ye bağımlılık yüzde 58 civarındayken, Ukrayna savaşı sonrası bu oran yükseldi ve yüzde 64 oldu.

Ama en az o kadar önemli olan erken uyarı sistemleri, uydu istihbaratı gibi alanlarda Avrupa’nın ABD’ye bağımlılık yüzde 70-80 civarında. Bütün bu alanlarda bağımlılığın azaltılması 5 ila 10 yıl sürecek, eğer beklenen harcamalar yapılırsa…

ABD küresel kapitalizmin merkezi, hegemonu, kolektif fonksiyonlarını yerine getiren devasa bir mekanizma. ABD hegemonyasının mantığı, sahip olduğu gücü yalnızca var olan ya da potansiyel rakiplerine karşı değil gerektiğinde müttefiklerine karşı da işliyor olmasıdır. 1970’lerdeki Avrupa ve Japonya’yı vuran petrol şoku, Japonya’yı 1990’lar boyunca durgunluğa iten 1985 Plaza anlaşması bunlardan dikkat çekenleridir.

Günümüzde ABD, Avrupa’yı baskı altına alarak kendisine tabi kılmaya çalışıyor. Ukrayna savaşı bunun zeminini oluşturdu. Bir yandan ucuz Rus gazının yerine kendi pahalı LNG’sini satarak, Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu silah sistemlerini Avrupa’ya aldırarak ve savunmaya daha fazla kaynak ayırmaya zorlayıp, sosyal devletten kesintiye iterek ve gümrük tarifelerinde kendi lehine düzenleme yaparak zayıflatmaya çalıştı ve büyük ölçüde başarılı oldu. Örneğin, Ankara zirvesinde Ukrayna için 70 milyar dolarlık silah satış taahhüdünü Avrupa ve Kanada üstlendi, yani parasını bu ülkeler karşılayacaklar ve çoğu ABD’den alınacak.

Bütün bunlar bize küresel bir militarizasyona doğru hızla gittiğimizi gösteriyor. Bunun siyasal sistemler üzerinde baskı yapacağını, sosyal devlet uygulamalarının geri çekilmesine yol açacağını, sağ popülist partiler için daha fazla alan açacağını söylüyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-I: Dönüşümün kökenleri

Başta söylemek gerekirse bu bir NATO analizi değil. Bu yazı dizisinde...

İlhan Uzgel yazdı: En kirli pazarlık

Yaygın görüş Erdoğan’ın 2015’ten itibaren bir al-ver (transactional) ya...

Suriye efsanesinin canlı yayında çöküşü – İlhan Uzgel

Sahne çok trajikti. Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı, komşu bir ülkede,...

ABD’nin Ukrayna açmazı – İlhan Uzgel

ABD’nin Rusya politikasındaki değişim, Pekin’in Moskova üzerindeki etkisinin artmasıyla...

İktidar endeksli dış politikanın bedeli: ‘Değerli yalnızlık’ değil, derin çaresizlik – İlhan Uzgel

Türkiye dış politika tarihinin en zayıf, en kırılgan dönemini...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,917TakipçilerTakip Et
914AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Sıfıra sıfır, elde var sıfır…”

Lafı “gevelemeye” hiç gerek yok… Olmadı… Yapamadınız… “BM Genel Sekreteri bizim...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Şener Elcil yazdı: Siyasi Körler Ülkesi

Uzun yıllardan beri yurtdışında yaşayan, ancak Kıbrıs’tan hiç kopmayan, yurtsever...

Yonca Özdemir yazdı: Guterres’in Kıbrıs Ziyareti Dağ Fare mi Doğurdu?

Bildiğiniz üzere, BM Genel Sekreteri António Guterres geçtiğimiz hafta...

Canlı yayın