Türkiye’nin kişi başına milli geliri 2013’te 16 bin 620 dolara kadar çıktıktan sonra, 2020’de 8 bin 400 dolara geriledi. Ondan sonra her yıl ivme kazanarak 2025’te 18 bin 40 dolara yükseldi. Orta Vadeli Program’a göre 2026’da 18 bin 620 düzeyine çıkması bekleniyor. İktidar çevrelerinin dolar bazındaki bu sıçramayı bir propaganda aracına çevirdiğine zaten tanıksınız. Sade yurttaşlar ise haklı olarak kağıt üzerindeki bu zenginleşmenin kendi yaşamlarına yansımamasından yakınıyorlar. Bu yazıda işte bu konuya odaklanacağız.
SATINALMA GÜCÜ PARİTESİ NEDİR
Döviz cinsinden bu suni depar, döviz kurlarının enflasyonun altında artmasının mekanik bir sonucu. Ortalama yurttaşın maaşı çoğunlukla gerçek enflasyonun gerisinde zamlansa da döviz cinsiden artış gösterebiliyor. Bu çarpıklık yurtdışında tatil yapacak gücü olanlara veya ithal malı ürünler tüketenlere yarasa da geçim derdindeki asgari ücretlinin, emeklinin, kamu çalışanının daha fazla domates, kıyma, yumurta almasını, faturalarını daha kolay ödemesini sağlamıyor. Yurtiçinde tatile çıkmasına dahi izin vermiyor.
Tüm bu söylediklerimizi her yurttaş zaten el yordamıyla hissediyor. Bugün bu gerçeğin Eurostat tarafından sistematik biçimde rakamlara dökülmesi sonucu doğrulanması üzerinde duracağız. Ama önce bir noktayı açığa kavuşturalım. Milli geliri iki yoldan hesaplayabilirsiniz piyasa ölçütleriyle dolar veya avro cinsinden de, ülkeler arasındaki fiyat farklılıklarını göz önüne alarak satın alma gücü üzerinden de.
Ülkeleri ekonomik büyüklük açısından sıralarken, ihracat rakamlarını analiz ederken, ya da dış borç düzeyini yorumlarken piyasa ölçütleriyle dolar cinsinden istatistiklerden hareket etmek daha doğrudur.
Öte yandan o ülkede yaşayanların refah düzeyini satınalma gücü üzerinden ölçmekte yarar vardır. Bu konuda en bilinen örnek Big Mac endeksidir. Örneğin bir hamburger Türkiye’de 360 TL ise bu 7,8 dolara denk düşer. Aynı hamburger ABD’de 9 dolardan satılıyorsa, bir Amerikalı için Türkiye’de aynı menüyü yemek daha ucuza gelir. Ama bu hesaplama Türk vatandaşlarının daha kolaylıkla hamburger tüketebilmeleri anlamına gelmez. Olsa olsa, iki ülke arasındaki dolar cinsinden gelir düzeyleri arasındaki büyük uçurum bir nebze kapanır.
Diyelim ki, A ülkesinde kişi başına gelir 50 bin dolar, B ülkesinde ise 12 bin dolar. B ülkesinde kiralar; işgücü ucuz olduğu için berber tıraşı, bir bardak çay, doktor vizite ücreti daha düşüktür. Böylelikle satın alma gücü paritesiyle B ülkesinde gelir 18 bin dolara fırlar. Diğer bir ifadeyle B ülkesindeki daha düşük bir gelirle A ülkesinde 18 bin dolara satın alınabilen mal ve hizmetlere erişim sağlanabilir. Gelgelelim bu düzeltmeyle dahi B ülkesinde yaşayan bir kişinin refahı ancak A ülkesindekinin yüzde 36’sına erişebilmiştir (18000/50000). Yine de satınalma gücü paritesiyle yapılan hesaplamalar daha gerçekçidir.
REFAH AB’NİN YÜZDE 33 ALTINDA
Şimdi geçelim Eurostat’ın istatistiklerine. TüİK’in satınalma gücü paritesi (SGP) 2025 geçici sonuçları şeklinde verdiği sıralamalara göre, 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesi ortalaması 100 iken bu değer Türkiye için 67 olmuş. Diğer bir ifadeyle bizde ortalama refah AB’nin yüzde 33 altında kalmış.
Daha önemlisi, trendlerin ne yönde geliştiğidir. Türkiye’nin endeksi 2015’te 65 iken 2019’ta 57’ye kadar düştükten sonra, kademeli bir artışla 2024’te 69’a kadar çıkıp 2025’te 67’ye gerilemiş. 2015-2025 arasındaki on yıllık dönemde 2 puanlık bir artışla AB ülkeleriyle aradaki refah farkını sadece 2 puan kapatmış.
Türkiye bu istatistikte AB’ye aday ülkeler grubunda tasnif ediliyor. Bu gruptaki diğer ülkelerden Karadağ 10 yıllık dönemde 42’den 54’e 12 puan; Sırbistan 40’tan 52’ye yine 12 puan; Arnavutluk 30’dan 43’e 13 puan; Kuzey Makedonya 39’dan 43’e 4 puan; Bosna-Hersek 31’den 36’ya 5 puan artış göstermiş, Yani Türkiye’nin ilerlemesi grup ülkelerinin gerisinde kalmış.
2015’te Türkiye 65 puandayken yakın düzeylerde bulunan Hırvatistan 61’den 78’e 17 puan; Letonya 62’den 71’e 9 puan; Polonya 70’ten 81’e 11 puan sıçrama sergilemiş. Türkiye’nin oldukça altındaki Romanya 56’dan 78’e, Bulgaristan 49’dan 68’e çıkarak yaygın ifadeyle “level atlamış”. Sadece Yunanistan 69’dan 68’e inerek Türkiye’den de zayıf bir performans ortaya koymuş.
KİŞİ BAŞINA TÜKETİM DE ZAYIF GELİŞİYOR
Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri karşılaştırılırken hanehalkı ve hükümet harcamaları yanında, yatırımları da içeren yukarıda analiz ettiğimiz gayri safi yurtiçi hasıla temel alınır. Tüketicilerin göreceli refah düzeylerinin kıyaslanmasında ise, hanehalklarının tüketim harcamaları yanında hükümetin yurttaşın doğrudan refahına dönük konut, sağlık, eğitim ve sosyal koruma harcamaları da dikkate alınır. Öte yandan savunma, güvenlik, çevre koruması gibi yurttaşın refahına doğrudan yansımayan harcamalar kapsanmaz.
Kişi başına fiili bireysel tüketim düzeyi 27 AB ülkesi için 100 iken, Türkiye’de 70 olmuş. Bu kategoride Türkiye 10 yılda 5 puan artış gösterirken; Karadağ 17, Sırbistan 8, Arnavutluk 10 puanla daha fazla gelişme kaydetmiş. Kuzey Makedonya’da 5, Bosna-Hersek’te 2 puan zayıf bir ilerleme söz konusu olmuş.
10 yıl evvel Türkiye’ye yakın puandaki ülkelerden, Romanya 27, Hırvatistan 16, Bulgaristan 22, Letonya 10, Macaristan 9 puan sıçramış. Buna karşın Yunanistan 2, Slovakya 3 puan kıpırdamayla Türkiye’nin gerisine düşmüş.
REFAH DÜZEYİ FARKINI KAPATAMIYORUZ
Sonuçta, piyasa ölçütleriyle dolar bazında kişi başına geliri son 5 yılda hızla artan Türkiye, gerçek refah artışı kriterleriyle aynı başarıyı gösterememiş. Döviz kurlarındaki keskin bir oynama halinde dolar cinsinden kişi başına gelir yakın tarihte 2018’den, 2020’den hatırladığımız gibi aniden düşüşe geçebilir. Bir başarı hikayesine daha paydos denilebilir. Ama yukarıdaki endeks değerlerinden fark edilebileceği gibi SGP üzerinden yapılacak okumalar daha istikrarlı bir seyir izler.
İster kişi başına GSYH, ister kişi başına fiili tüketim ölçütleriyle bakalım; SGP ile yapılan hesaplamalarda son 10 yılda AB ülkeleriyle aradaki refah farkını kapatma yolunda mesafe kat edemediğimiz görülüyor. Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ gibi ülkelerin yaptığı sıçramaya ayak uyduramadığımız anlaşılıyor. İktidar çevrelerinin “Avrupa bizi kıskanıyor” tipi böbürlenmelerinin refah göstergelerine yansımadığı açığa çıkıyor.
Hatırlatalım; üstelik bu zayıf performans, AB’nin ABD-Çin küresel rekabetinde belirgin bir biçimde geride kaldığı, bir kimlik bunalımı yaşadığının açıkça itiraf edildiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



