yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: 8 Ağustos çocukluğumdan, siyasal travma yaşama dönemine dek gelinmesi

Özkan Yıkıcı yazdı: 8 Ağustos çocukluğumdan, siyasal travma yaşama dönemine dek gelinmesi

8 Ağustos, Kıbrıs’ta önemli bir tarihi gün olarak anılıyor. Türk kesiminde “Şanlı Erenköy Direnişi”, Rumlarda ise “Türkiye’nin müdahaleyle uçaklarla bombalaması” denilmektedir. Aslında, önemli bir gerçek, 1974 öncesi 1964’te yaşananlarda direkt Türkiye’nin önemli bir müdahalesidir. Konuyla alakalı bazı tartışmaları birkaç makale öncesi 5 Ağustos yazımla özetledim. Yine benzer görüşlerimle, yaşananı daha önceki yıllarda da hatırlattım. Net olan, bence 8 Ağustos Dilirga savaşında önemli bir gündür. Fakat tarih yazılımında bir kavşak olarak alınsa da olayın ne başlangıcı ne de sonucudur. Genelde tarih yazılımlarında ilgili savaşların ya başındaki ya da anlaşma imzalanan sonucun isimlendirilmesi konur. Savaş akışında elbet önemli anlara da mutlaka değinilir. Ama bu gerçeklerin bazılarında olduğu gibi, Kıbrıs’ta özellikle de Kuzey Kıbrıs’ta Türkiyeleşme merkezli politikanın etkileriyle bazen böylesi değişiklikler olur. Hatırlarsak TMT kuruluş gününün kutlanması da aynı nedenlerle 1 Ağustos olarak eleştirilme durumunu hep yaşamaktadır.

Gerçekte 8 Ağustos, 1964 yılında yaşanan, salt bölge halkı değil, Türkiye’den taşınan öğrencilerden, adaya gelip konumlanan Yunan subaylarına dek katılımın olduğu bir olaydı. Sonuçta sıkışılan Erenköy’deki daralan çember sonucu da savaş akışındaki durumu değiştirme rolüyle Türkiye uçakları adaya gelip bölgede bombalama yaptı. İki gün sürdü.

Ben tüm bu gelişmeleri, çocukluğumla yaşadım. Yaşamımın önemli denecek altüst oluşlarıyla da aklıma kazındı. Direkt tanıklıkla, kısa bir süreç sonrası araştırma yapma merakımla birçok gelişmeyi öğrendim. Öğrendikçe de daha bir siyasal duruşum netleşti. Konuşturulmayanlarla yazılan resmi tarihler, elbet sistem devam ettikçe hafıza kaybıyla da bambaşka olmayanları da olmuş gibi sunma koşullarını kökleştirecektir.

Sabahleyin gerek Rum gerek Türk medyasında dinlediklerim, bana kendi gerçeğimi yeniden doğrulatan, ne yazık ki tarih anlatısı görünümündeki aslında resmi ideolojik siyasal propaganda gerçeklerini haykırıyordu. Öyle ki bazı yorumcu ve konuşanların konuyla alakalı bilgisi dahi olmadığı, günümüz durumuna göre lakırtılarla hamasetçilik yapmanın gerçekleri artık normalleşip, çoğu olanların da silinmesine neden oluyor.

Belirttiğim gibi: ben bu Dilirga savaşlarını yaşayarak, hem de hayatımda altüst oluşlarla beynime kazındı. Kolay kolay unutmadım. Hele de savaş sonrası yaklaşık sekiz yıl sonra genç dinamizmimle başladığım, bölgeyle alakalı arşiv yapma merakım, bilme yanında bilinmeyip de konuşturulmayan başka durumları da öğrenmemi sağladı.

Olayın önemli özü şu: Dilirga 1964 Ağustos savaşının hâlâ günümüzdeki önemli bir kangreni var. Kimse bütünsel düşünmediği için de ele almıyor. Güven artırıcı önlem adına kapıların açılması tıkanışı vardır. Bunun temel noktası denilecek önemli durum şu: Erenköy yolunun Rumların geçişine açılmasıdır. Dilirga döneminde savaş öncesinden Rumlara kapatıldı. Günümüze dek geçen tüm olumlu uzlaşıcı yumuşatma hamlelerine karşın, Erenköy geçiş yolu Rumlara açılmadı. Bu konuyu önümüzdeki yazıda ele alma umuduyla burada bırakıp, yazıya devam edelim.

Aslında olayın geniş boyutu şu: 5 Ağustos’la başlayan savaş salt Erenköy değil, yaklaşık bölge köylerini de direkt içine alan şekilde başladı. Yine, bölge nüfusu veya Kıbrıslılar değil, Türkiye’den getirilen Kıbrıslı öğrencilerden Yunanistanlı bazı askerler de savaşta taraf oldu. Dahası, gemilerden tanklara, son süreçte de uçakların da eklenmesiyle geniş, Kıbrıs içi ilk önemli garantör katılımlı savaştı. Üstelik Denktaş da Erenköy’e çıkmıştı.

Bu savaşta çocuk aklımla hızlı bir yıkım süreci yaşadım. Göçmenliklerle hayatta kalmaya uğraştık. 7 Ağustos’ta Bozdağ’dan Erenköy’e göçmen olduk. Arada 8 Ağustos dahil Barış Gücü kampındaydık. Erenköy’de önemli süreçler yaşandı. Bunlar nedense hiç yazılmadı. Yaşanan koşullarda kadın direnişi dahi yapıldı. Mağaralar, çadırlar ve en son göçmenlere yapılan prefabrik evlerde, Erenköy’den 1976’daki kaçışımıza dek -oradan da göç ettik- yaşam sürdürdük.

Öyle bir savaş yaşadık ki göçle mağara geçişli bir yaşama girip toplu hâlde yaşarken, yapılan anlaşmayı dahi pek bilen yok. Örneğin sonradan benim de sorguladığım, anlaşmaya neden insanların köylerine dönme koşulunun yaratılmadığı, talep edilmediği hiç sorulmadı. Dahası, yumuşama dönemindeki 1968 sürecinde özellikle Bozdağ ve Mansuralı köylülerin köylerine dönme talebinin bizzat Bayraktarlık tarafından konuşulması dahi yasaklandı. Bir önemli hatırlatma: Muskili dayı göç olduktan sonra göçmenlik ve köyüne özlem şarkıları bestelediği için, karargâha çağrılıp resmen tehdit edildi.

Bu süreci yaşadıktan sonra, on bir yıl sonra Türkiye’de lisede okurken, Halkevlerine giderken, Gazi Mahallesi Halkevi’nde bana Kıbrıs sorunuyla alakalı seminer yapmamı istediler. Boşlukta olmam nedeniyle “evet” ağzımdan çıktı. Bu yeni gelişmenin travma yaratacağını nereden bilecektim: olayın farkına varınca da şart koştum. Bana yardımcı olunmasını istedim. Ne de olsa benim seminerime aylar sonra gelme olasılığı vardı.

İyi bir radyo izleyicisiydim. 1974 darbesi ile Türkiye’nin adaya çıkışının da tam sonrasıydı. Özellikle Rumcam’ın da iyi olması, sol görüşlü bir gelişme içinde bulunmam, durumu bir o denli daha dikkatli izlememi tetikliyordu. Hakkını yemeyim: Türkiyeli bazı sosyalist dergiler de alışılmışlığın dışında, resmi değil daha gerçek bilgilerle makale de yazıyordu.

Ben bu konuda toparlama yapıyordum. Özellikle Güney Kıbrıs ve Yunanistan’da yenilgi nedeniyle oluşan boşlukta belgeler havada uçuşuyordu. Bir isim hep sırıtıyordu: Kissinger… Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki Batı Trakyalı bazı öğrencilerden de yardım istedim. Bana Yunanistan’daki tartışmalarla alakalı can alıcı anlatılar verildi. Bir isim giderek kafamı karıştırıyordu: Acheson…

Acheson Planı 1964 dönemiyle alakalıydı. Amerikan planı olup Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından kabul edildi. Ancak: Makarios tarafından reddedildi. Makarios resmen 25 Temmuz’da açık şekilde reddedip imzalamayacağını belirtmişti. Yani adaya Denktaş ile Vuruşkan’ın çıkması bu tarihten beş gün önce ya da beş gün sonra oldu; bu iki kişi Erenköy’e çıktı. Bu konuyu 5 Ağustos yazımda belirtmiştim.

Aklım karıştı. Yukarıda özetlediğim gelişmeler ve siyasal anlamda Acheson Planı, bana en net Kıbrıs’ta emperyalist oyunların oynanma şeklini anlatıyordu. Peki: Makarios Acheson Planı’nı kabul etseydi… O zaman durum başka olacaktı. Türkiye Karpaz’da kırk yıllık üs kiralayacak, öteki Kıbrıs ise istenen Enosis’e uğrayacaktı.

Ben bu planı seminerimde anlattım. Türkiyeli, özellikle Ecevit’i kahramanlaştıranların sert karşılığı oldu. Ama elimde Yunanistan ve Kıbrıs tartışmasındaki belgeler vardı. Konuyu izleyen o günün Halkevleri başkanı Ahmet Yıldız araya girip belgenin varlığını, imzanın Zeki Kuneralp’in olduğunu da söyleyince bir şaşkınlık oldu.

Bu durumlar benim siyasal yapımın şekillenmesinde önemli katkı yaptı. Ama hem göçmenlikten mağara yaşamıyla yolculuk yaparken, çatışmanın genel yüzündeki Acheson Planı’nın çıkması, etkileriyle durumun bir başka tarih anlatısına varmamı sağladı. 1978 başında tarihçi Bedreddin Cömert’le yaptığım tek görüşme, sonradan onun katledilmesi nedeniyle sonlandı. O da bana hep “mümkün oldukça belge toplamak önemlidir” ilkesini uzun uzun anlattı.

Kısaca 8 Ağustos denilince, söylenecek çok ama çoğu da unutulan gerçekler vardır. Hafıza kaybı elbet yerini başka olgularla doldurtulur. İşte yaşlı hâlimde bunu yeniden sıcak havada yaşadım.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Suudi merkezli, Amerikan açık destekli yeni bölgesel ittifak açıklanırken

Erdoğan bir günlük Suudi Arabistan ziyareti için Mekke'ye gider....

Özkan Yıkıcı yazdı: Çerçeve yasası meclise gelirken

Sonuçta bilinmeyen ama üzerinden bol bol yorumlar yapılan yasa,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,912TakipçilerTakip Et
917AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Çerçeve yasası meclise gelirken

Sonuçta bilinmeyen ama üzerinden bol bol yorumlar yapılan yasa,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Canlı yayın