Erdoğan bir günlük Suudi Arabistan ziyareti için Mekke’ye gider. Peşinden üçlü savunma ittifakı açıklanır. Pakistan Başbakanı Şerif, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prensi Selman ortak bir savunma ittifakı kurduklarını belirtiler. Erdoğan, bu ittifakın savunma amaçlı olduğunu, öteki ülkelere de kapalı olmadığını açıklayarak, imaj yumuşatma algısını kullandı.
Ortadoğu böylesi ittifaklara alışkın. Hemen aklıma İngiltere ve Amerika’nın da teşvikiyle oluşan Bağdat Paktı geldi. Ardından Irak’taki darbeyle Irak bu yapıdan ayrıldı. Pakistan-İran-Türkiye üçlü ittifakla soğuk savaş döneminde devam etmeye uğraştılar. Ta ki İran’da Şah’ın devrilmesine dek. 1958’deki Bağdat Paktı oluşumunda İngiltere Kıbrıs valisinin Doktor Küçük’ü de getirmesi elbet tesadüf değildir.
Bu ittifakın özellikle yetmişlerde 12 Mart darbesiyle de Yeşil Kuşak girişiminde bir oluşum yaptığını hatırlamak fena olmaz.
Bu nedenle benzeri denemelerin bolca olması sonucu, bu son ittifakın hem de Amerikan destekli olması sonucu, direkt İran ve eksenine karşı oluşturulduğu da kesin. Ama koşulların malumu bu pek söylenmiyor. Daha ileri gidecek olursak, onca Türkiyeleşmeye karşın K. Kıbrıs’ta ya haber yapılmayarak veya hamasi bir örtüyle örtülüp öylesine konuşturulma noktasında bırakıldı.
Halbuki son gelişmeler açıkça bir şeylerin Suudi merkezli, İsrail üst çıkarlı planlandığını bağırıyordu. Amerika, Suudi Arabistan’ın nükleer silah edinmesiyle alakalı anlaşma yaptı. Bazı sesler elbet çıktı. Amerika İran’ın nükleer enerji sahibi olmasına dahi savaş gerekçesiyle saldırırken, Suudilerin açıkça kendi desteği için nükleer silah edinme yolunu açması elbet en ufak ifadeyle paradoks bir politikadır.
Yine Suudilerin girişimiyle bölgesel savunma talepleri seslendirildi. Tabii unutulmadan da, Suudiler bu eksene otururken ateşkes içinde oldukları Yemen’in başkenti Sana’yı da bombalayarak, yeniden savaşa dönüş yaptılar.
Tüm bu gelişmeleri Trump, açıkça İsrail’in İbrahim Anlaşmaları’nın da kabulüyle tamamlanacağını belirtiyordu. Yine Amerika-İsrail gerçekli Ortadoğu karşımıza geldi. Tabii soykırıma uğratılan Gazze’de yeniden kolonyalistleştirme planında bu ittifak ülkeleri de rol alıyor. Tabii ki Amerikan liderliğinin altında.
Diyalektik bilenler, birkaç örnekle açmaya uğraştığım ittifakın anlamını daha kolay anlar. Biz boşuna yetmişlerde hatta seksenlerin ortasına dek yaptığımız seminerlerde Marksizmi başlatmak için diyalektik dersini vermiyorduk: işte her şey birbirine bağlıdır ile nicel birikimden nitel dönüşüme ilkesinin özeti, aynen yukarıdaki gelişmelerle iyi bir diyalektik örnek olmaya adaydır.
Hem Suudi merkezli gelişmelerle Amerika rol verip nükleer sahibi yaparken, ittifaklaşmalar geliştirirken, üstüne İsrail ve karşıt olarak İran konularak, yeni Ortadoğu vekalet savaşının da temellerini uzun vadeye yayma hesabı yapılmaktadır. Suudiler başlangıçtaki çağrılarında epey Arap ülkesinden olumlu yanıt alsa da, pratikte üç ülkeyle başlamanın da bazı sorgulanacak yönleri elbet var. Hele tüm söylemlerde “dörtlü” denilirken, Mısır’ın tüm provokasyonlara rağmen hâlâ bu ittifakta olmaması, düşünmek mi yoksa zamana yaymak mı olduğu ikilemiyle yanıtlanacaktır.
Sahi: Mısır’ın kendi limanlarındaki bazı gemilerini de vuran İHA’ların kime ait olduğu açıklanmadı. Olay sadece vurulmakla bırakıldı. Bu da kuşkuları artırıyor. Tabii ki Netanyahu bu işten rahatlıyor. Kendi yeni hegemonik alanını ittifaklarla başka ülkelere de açıyor. Filistin politikası, bölgesel yayılma artık daha rahat devam etme koşuluna geliyor. Nitekim Lübnan saldırıları, Suriye’de zorlatılan provokasyonlar ve Batı Şeria’daki yeni ilhaklaşma adımları artık normal haberden dahi çıktı. Önemsizleştirildi. Trump yeni Ortadoğu kartında İran’a karşı istediği bölgesel ittifakı da oluşturdu. Zaten Suudiler boşuna Sana ve Bağdat civarına saldırıları kolayca yapamazdı.
İnce ama önemli bir olguyla konuyu burada bırakacağım. Eğer üç ülkeden biri demokratik kurallarla işlese, kuvvetler ayrılığına ve parlamentoya önem verilseydi, bu durum daha önceden iç kamuoyunda konuşulurdu. Eleştiri olmasa da en azından bazı istekler ile hedeflerin daha net olmasını da sağlardı. Halbuki önemli bir hamle, adeta şahsileşen devlet modelinde bir günlük ziyaretle imzalanan önemli bir ittifak, iç kamuoyunda önemsenmeme derecesinde akıp geçti.
Kısaca, emperyalist gerçeklik, kolonyalizmin ta kendisiyle yeni Ortadoğu siyasetleri yeni açık ittifaklarla da taçlandırılıyor. Net olan, bu yapılanışın İran’a karşı olduğudur. İran da daha açıklama olur olmaz, eleştirisini koydu. Aynı şekilde durmadan şamar oğlanı olan Irak’ın da rahatsız olması gayet doğal. Buna bir de Türkiye’deki gelişmelerle çerçeve yasası adımlarını eklersek, tam bir diyalektik yöntemle konuyu kolayca kavrarız. Emperyalist yeni politik hamleler ile sömürgeleşme. Boşuna Amerika’nın Ortadoğu’daki rolündeki Barrack’ın, bölgenin federasyon falan değil, mutlak monarşilerle yönetilmesi gerektiğini iki de bir açıklaması rastlantı değildir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.