Ankara’daki NATO zirvesi daha toplanmadan galibin Türkiye olacağı ilan edilmişti. Adet olduğu üzere her iç ve dış gelişmeyi iktidarın başarısına, Erdoğan’ın liderlik vasıflarına yoran yandaş basının bu fırsatı kaçırması haliyle beklenemezdi. Nitekim daha konuklar Ankara’ya ayak basmadan Türkiye’nin gündem belirleyen, strateji üreten merkez ülke haline geldiği çoktan duyurulmuştu bile.
Aslında Ankara zirvesi hamaset edebiyatının doruklara çıktığı “tarihi” bir vaka şeklinde kayda geçti. Her yıl üye bir ülkede düzenlenen toplantı, “Dünya lideri Erdoğan’ın bütün devlet başkanlarını ayağına getirdiği” müstesna bir eşik diye sunuldu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na dünya liderlerinin biraz hayranlıkla, çokça da hasetle baktıkları yorumu yapıldı. “Bir devlet hafızası” mesajı veren Mehter marşından misafirlerin mest olduğu, Yeniçerilerin Osmanlı’nın azametini hafızalara bir kez daha kazıdığı nakledildi.
Hatta Erdoğan, liderlere, “Siz Yeniçeriyi iyi tanırsınız” dediğini ifade etti. (Mesela Kanada Başbakanı veya Trump! ). Michelin yıldızlı şeflerin hazırladığı müstesna lezzetler konukların damaklarını çatlattı. En sonunda da liderlerin eline tutuşturulan mermileri hazır revolverler göz kamaştırdı. Bu arada yüzlerce NATO protestocusu hapse tıkılıyormuş, iktidarı eleştiren bir stand-up sanatçısı tutuklanıyormuş, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanının savunma hakkı engelleniyormuş, sırası gelen CHP’li belediye başkanları derdest ediliyormuş… bu konular Batı medeniyetinden nasibini almış, bir zamanlar demokrasi, insan hakları konularında “hassasiyetleriyle” temayüz etmiş Avrupalı liderlerin gündemine bile girmedi. Rutin yayımlanan AB Komisyonu Türkiye Raporlarıyla zevahiri kurtardıklarını düşünüyor olmalılar.
ZİRVEYE TRUMP DAMGASI
Sadece bir noktada NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, “seçimler tabii ki önemlidir ancak demokrasi aynı zamanda özgür basın demektir” demekle yetindi. Rutte demişken kritik bir noktanın altını çizelim. Zirvenin genel kurgusu, geçtiğimiz yıl Lahey zirvesinde savunma harcamalarını artıracakları sözünü vererek hizaya gelen ABD dışındaki ülkelerin, Trump’ın şimşeklerini üzerine çekmeyecek düşük profilli bir hat tutturmaları üzerine oturuyordu. Kişinin şişkin egosunu tatmin etmek, her söylediğini onaylayarak gönlünü hoş etmek, bir anlamda deli güllabiciliğine soyunmak misyonu zaten “yalaka” damgası yemiş Rutte’ye düşüyordu. Çünkü hükümetlerini temsil eden diğer liderlerin Trump’a övgüde ileri gitmeleri halinde kendi iç kamuoyundan tepki görmeleri söz konusuydu.
Ankara zirvesine Trump’ın damgasını vurduğu söylenebilir. İran’da, Gazze’de, Lübnan’da müttefiklerinden yeterli desteği göremediğini söyleyip onları fırçalarken, Erdoğan’dan sitayişle bahsetmesi ise asla akıldan çıkarılmamalıdır. Özellikle siyasal İslamcıların her Gazze’den söz edişlerinde bu olgu hatırlatılmalıdır. Trump Ankara’da İran’la anlaşmanın sona erdiğini de ilan etti. Şu anda hala gerginlik sürüyor, Mutabakat Zaptı askıya alınmış durumda. Silahlanma harcamalarını üye ülkelerin GSYH’lerinin %5’ine yükseltilmesi konusunda da ABD’nin belirgin tavizler kopardığı söylenebilir. NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Shekerinska sırf 2025’te Avrupalı Müttefiklerin ve Kanada’nın savunma harcamalarını %20 oranında artırdıklarını söyledi. Bu ülkelerin 2026 yılındaki toplam savunma harcamalarının 634 milyar doları bulması bekleniyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e göre 2023’de AB’nin silahlanma bütçesi 800 milyar avroyu tutturacak.
YENİ İŞBİRLİĞİ MODELİ
NATO zirvesinde entegre bir silah üretim modeli gündeme geldi. NATO’nun kolektif yatırımlarla gücünün daha da artacağı Rutte tarafından dile getirildi. Yeni projeler ve ortaklıklarla sanayi tabanının genişleyeceği; Savunma Sanayii Forumu kapsamında keşif, uzay teknolojisi, uzun menzilli füzeler, kumanda ve kontrol, hava platformları, denizaltıları, dronları içeren 50 milyar dolarlık anlaşmanın imzalandığı ilan edildi. YZ ve bulut teknolojilerindeki iş birliğinin de savunma sanayiinin eşik atlaması için hayati olduğu biliniyor. Ancak ABD’nin bu alanlardaki teknolojik üstünlüğü paylaşmakta cömert davranması beklenmiyor. Zaten Avrupalı güçler bir yandan Trump’ın gönlünü hoş etmek, bir yandan da savunma konusunda göreceli özerklik kazanmak için dengeli bir hat tutturmaya çalışıyorlar.
Britanya, Fransa ve Almanya’nın uzun menzilli, Moskova’ya kadar uzanabilecek 50 milyar dolarlık programı da zirvede ilan edildi. Projede Citigroup, Deutsche Bank ve BNP Paribas 217 milyar dolarlık finansman sağlayacak. İhaleler Lockheed Martin, Saab, Northrop Grumman ve Airbus gibi firmaların kasalarını dolduracak. Bu tasarım bile jeopolitik ile ekonominin ne kadar iç içe geçtiğini gösteren net bir örnek.
TRUMP’IN GRÖNLAND SEVDASI
Trump bu zirvede de Grönland’ı ilhak etme sevdasından vazgeçmediğini gösterdi. 5.Madde’nin öneminin teyit edilmesi, yani bir üye ülkeye yönelik saldırının NATO blokuna yapılmış sayılması Trump’ın bu beyanatıyla boşa düşmüş oldu. NATO’nun varlık nedeni sorgulanmaya devam etti.
Zirveden kazançlı çıkan bir ülke varsa, onun da Ukrayna olduğu söylenebilir. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelensky dronlarının Sibirya derinliklerinde 2.700 km uzaklıktaki bir rafineriyi vurduğunu söyleyerek marifet lerini sergiledi. Daha önce bu konuda çekinceli davranan, geçen Eylülde Beyaz Saray’da Zelensky’i aşağılayan Trump’ın da onayıyla Ukrayna’ya 80 milyar dolarlık askeri destek karara bağlandı. Bu paketin en önemli noktası Trump’ın Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemi verileceği açıklaması oldu. Hatta üretim teknolojisinin Lockheed Martin’in onayıyla Kiev’e verilebileceğini, bu haberden şirketin çok memnun kalacağını da ifade etti. Yeni ihaleler alan, kasasına milyarlarca dolar akacak bir silah şirketi elbette bu durumdan mutlu olur.
TÜRKİYE’YE VERİLEN MUĞLAK VAATLER
Patriot demişken Türkiye’ye geçebiliriz. NATO üyesi olmayan bir ülkeye bu füze savunma sistemi verilirken, üye Türkiye için bu olasılığın telaffuz bile edilmediği bir zirveden nasıl büyük başarıyla çıkıldığı söylenebilir, cevap vermek zor. Evet CAATSA yaptırımları kaldırıldı ama bu zaten hasım ülkelere yönelik bir uygulamaydı. Hizmetlerinden bunca memnun kalınan bir ülke için gündeme dahi gelmemesi gerekirdi. Trump’ın F-35 savaş uçaklarının satışına yönelik açıklamaları da net bir mesaj vermedi. ABD başkanının sürekli ağız değiştirdiği gözlendi. Zaten teslimatın yapılması Kongre’nin pek de kolay alınamayacak onayını gerektiriyor. Rusya’dan alınan S-400 füze sisteminin tamamen etkisiz hale getirilmesi veya üçüncü bir ülkeye satışı olasılıklarından söz ediliyor. Böyle bir adımın sürekli denge politikaları izlenen Rusya ile ilişkileri nasıl etkileyeceği, hiçbir zaman devreye sokulmayan S-400 alımından doğan zararın hesabının nasıl verileceği de soru işaretleri olarak duruyor.
YENİ GÜVENLİK MİMARİSİ
Türkiye’nin Ortadoğu, Kafkaslar, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’i kapsayan stratejik konumuyla NATO için önemli bir ortak olduğu açık. Son yıllarda savunma sanayinde yaptığı atılımlarla, özellikle Avrupalı ortaklar için ciddi bir silah tedarik potansiyeli taşıdığı da yadsınamaz. Türkiye’nin hizmetlerinden memnun Trump’ın Ankara’ya bölgede, özellikle terörist ülke listesinden çıkarılması gündemde bulunan Suriye’de yeni misyonlar yüklemesi de beklenebilir.
Tüm bu etmenlere karşın, Türkiye’nin Ankara’da sürece damgasını vurduğunu, zirvenin kazananı olduğunu söylemek kolay değil. Bizler açısından ABD güdümünde bir savaş örgütü niteliği taşıyan, ülkenin tarihinde de karanlık sayfaları bulunan, başta İran olmak üzere komşularımız için bir tehdit unsuru oluşturan bir örgütün takdirini kazanmanın kıymeti harbiyesi zaten yok. Üzerimize düşen, barış, silahsızlanma ve işbirliği üzerinde yükselen yeni bir güvenlik mimarisinin nasıl inşa edileceği üzerine kafa yormak.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



