yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki anormal yok gibi de yaşam akıp gider. Öyle ki söylenen net açık durumlar dahi tepki alma bir yana, kendine dokunmuyorsa adı dahi edilmez. Bu konuda yaratılan kültürün katkısı, egemen siyasetin yapılanışı önemli rol oynar. Bir başka rol da olur: olanlar anormal görülmez. Konulan her türlü düşünce ise algısal yanılgıları, yalanları da kolayca kabullendirir. Tıpkı Kuzey Kıbrıs coğrafyasındaki gibi. Üstelik bu bölge ne bağımsızlık süreci yaşadı, ne de demokratik yaşamın tadına ulaştı. Onun için süregelen değişken sömürgecilik kültürleşmeleri, yaşamın ta kendisi ve kıyas yapma ekseni hâlindedir.

Tam da bunları düşünürken, aklıma şu bilimsel yanıltma kaçışı da gelmeden edemedi. Birçok hatta kendine Marksist diyen akademisyen veya yetkili, ısrarla her konuşmalarında karşılarında bu tür yaklaşımı taşıyan biri olunca da “Marksist yöntemle bakmama” lafını kullanma hastalığı da ne yazık ki oluştu. Öylesine McCarthycilik Kıbrıslaşıp geldi ki yaratılan korku ve kurumsal dayatma, bazen kendi bilimsel bulgularıyla da değerlendirme yapmayı reddeden insanlara da rastlamamızı getirdi.

Çok basit bir örnekle makaleme devam edeceğim. Yalnız; açıkça ifade edelim: öyle kaçmadan diyeceğim ki Marksist yöntemle bu olayı ele alacağım. Tabii tümüyle ele alırsam olay genişler. Bir noktasından başlayıp, olayın kendisinden genele gitme bölümüyle yetineceğim.

Hafta ortasında bir trafik katliamı oldu. Aslında ne ilk ne de sondur. Ama katliamın şoförü daha bir öne çıkarıldı. Özellikle de Afrikalı oluşu karşılık kolayca buldu. Ne de olsa, “ötekidir.” Siyasal sisteme de dokunulmazdır. Halbuki nice benzer cinayetler trafikte yaşandı. Ama çoğunun yapanı kimliksel yönüyle hiç ifade edilmedi. Eğer ölüm yoksa da haber dahi yapılmaktan kaçınılan nice olaylar var.

Neyse devam edelim: trafik cinayeti gerçekten korkunçtu. Üstelik hiç suçu olmayan insanları biçti. Kaçmaya çalıştı ama sonuçta yakalandı. Kongolu olması ise konuşmaları daha bir rahatlattı. Devamına dokunmak ise bazılarınca istenmedi. Çünkü konu salt trafik cinayeti değildi. Gerçi ölüm olması, kazanın yapılış şekli zaten tepki duyulmasını yeterince artırmayı sağlıyordu. Yine de başka benzer kazalarda nedense kazayı yapan kişiye göre haber olması, tepki konulması da benzer olmuyor. Kısa zaman önce yakınen birinin başına gelen aklıma gelip şap diye oturdu.

Yine bir insan arabasını sürüyordu. Hızla gelen bir araba onu biçer. Sonra hızını alamayarak yolun kenarındaki bariyerlere çarpar. Peşinden polis gelir. İlk heyecan, kazayı yapanın Afrikalı olma ihtimaliyle davranıldı. Ama işin içinde başka gerçek çıkınca, bu defa oklar kazaya uğrayan araba sahibine çevrildi. Kusur arayarak çarpanın ve oradan hızını alamayarak vuranın adeta aklanmasına yönelindi. Tabii kendine vurulan da tanıdıkları devreye sokunca iş yumuşadı. Elbet haberi pek olmadı. Malum ya!

Neyse konuya devam edelim: trafik cinayetini yapanın salt hızla araba sürmesi de değildi. Ülkede senelerdir kaçaktı. Tabii kaçaklığı öğrenci olarak mı, yoksa ucuz emek olarak mı getirildi; veya birinin yardımıyla -ki epey para da ödeniyor- koşullu bir geliş mi olduğu net değil. Zaten her olay sonrası başlayan kuşkular, peşinden takip edilirse, özellikle 1974 sonrası kurdurtulan yapının adeta teker teker resimlerini bulursunuz. Sonra toplayıp albüm hâline sokarsınız.

Elbet tesadüf değildir. Ne ilk ne de sondur. Ama ister bir yönünü ister genelini alın, hep aynı sorgunun içine düşersiniz. Böyle bir ülke kurdurtuldu. İster nüfus politikası dersiniz, ister ucuz emek sömürüsü katkısını koyarsınız, yasadışı kullanım potansiyeli ihtiyaçlı siyasal-ekonomik gerçeklerden hareketle damıtın, hepsi bir anda toplamda karşınızda. Bakın bazı bulgulara: kazayı yapan kaçak. Tabii öğrenci mi veya emek sömürüsü mü bilinmez. “Kaçak” demek ve o kadar zaman kalma, mutlaka burada roller var. Çalıştırma, mafya tipi kullandırma, öğrenci gösterme, buraya getirilip de sokakta her işte kullanma gibi aklınıza ne gelirse sıralarsınız. Peki şimdiye kadar, örneğin “kaçak” duyduğunuzda nasıl geldiği, burada ne yaptığı, bunları kimin sağladığını duydunuz mu? Başka açıdan, ta baştan K. Kıbrıs’a yoğun nüfus yığdırıldığının, kimisinin yurttaş yaptırılarak, kimisinin de kaçak kullandırılarak daha kolay mafya kullanımlı veya ucuz emek sömürüsü yapıldığının birlikte ele alındığına tanık olmadık. Hiç uzağa gitmeyin, hani şu Bangladeşlilerin sekiz euro karşılığında adaya getiriliş hikâyesi ne oldu? Zaten son döneme dek şunu da duyduk: kuzeyden güneye kaçak mülteci geçişleri bolca yapılıyordu. Burada hiçbir mafya kesiminden söz eden de olmadı.

Yine olayın kendisine gelelim: trafik cinayetini yapan Kongolu. Suçlama için güzel bir ırkçılığı dışa vurma enstrümanı. Yasadışı kalıyordu. Kullandığı araba da yasadışı. Arabasında uyuşturucu bulunduğu da belirtiliyor. Peki devamı mı: alkollü. Ama en basiti; bolca övülen kameralar ne işe yaradı? Yollar nasıl? Bu insan nerede kalıyor? Şunu da ekleyelim: gerçekten çok övdüğümüz birçok “kendine Kıbrıslı” diyen de çok akıllı. Hele de bol nüfus olunca da peşin altı ay veya bir yıllık kira parasını astronomik şekilde almayı da gayet güzel beceriyor. İşçi ise sayısına bakılmaksızın resmen yine aynı yöntem uygulanıyor. Ucuz çalıştırılıyorlar. Hatta son yasal oynamayla asgari ücret altında çalışmalarının da olması sağlandı. Yetmedi: etrafta mafyaların olduğu da kesin. Buraya düşüp maddi sıkıntısı olanları pençesine takar. Artık uyuşturucu alışkanlığı veya onun kuryeciliğini yapmak da koşulsal sağlanır. Araba kiralayanın ise alacağı paraya bakıp ehliyeti olup olmadığına dahi dikkat etmediği, ortaya çıkan acı ölümlerle anlaşılmaktadır. Buna yolları ekleyin. Geceleyin levha anormalliğine yaklaşın. Bir de oluşan algılarla dolaşın.

En ufak istatistikler dahi -ister cezaevi tutukluları ister sokakta, belediye veya kamu dairelerinin çalıştırdığı insanlar dahi- yurttaş olmayan çok. Daha kolayı, sokakta gezerken, markete gidince çalışanlarla güzel bir diyalog kurarsanız neler duyarsınız neler. Hele de öğlen çalışma yasakken Külliye’de dahi çalışanların resmi gazetede çıkması olurken, kimse tınmadı.

Ama bir trafik kazası oldu. Cinayeti Kongolu yaptı. Afrikalı. Suçlamak kolay. Her şey yasadışılıkken, neden salt Afrikalı sorusunu dahi sormadık. Ama acının içinden suçlama kolaylığıyla günü kurtarmak da kolay. Sahi: daha dün sonlandı bilmem kaçıncı muhaceret affı. Acaba bu kişi onca yıl kaçakken, neden başvurmadı düşüncesine gelebildik mi dersiniz. Yine istatistikler dolaşıyor. Bazı olaylar daha duyuluyor. Fakat burada kimisinde dikkat: dokunsan yanarsın. Hele de arada duyulan, kamyonun üstüne ehliyetsiz yeni gelenin oturtulduğu haberi de gelecek tehlike korkusu dahi yaratmıyor. Bir tuhaf ülke olduk gidiyoruz. Hep fırsatı değerlendiriyoruz. Ganimetle beslendik. Yandaşa baktık. Durmadan nüfus yığdık. Öğrenci dedik, çalışan belirtildi, kullanılacak kesim kotalandı. Tabii böyle bir akışta da kuzeye girme adına her olanağı da kullanıp adaya gelenler de oldu. Tercihler veya talimatlarla da istenilen kişiler yurttaş yapıldı.

Bir Kuzey Kıbrıs gerçeği kuruldu. Kuralsız, kaçağın normalden fazla olduğu ama tüm olumsuzluklardan “sektör” kelimesi konularak ceplerin de doldurulduğu bir gerçek. Şunu da eklemeden yazıyı bitirmeyeceğim: bazı doğa afetleri olur. Evler de nasibini alır. Bunlarda da uygulamaların nasıl tetiklediğine dokunmayacağım. Fakat şunu, tesadüfen peş peşe öğrendiğim örneklerle yazacağım. Örneğin evi hasar gören kişi, tahrip edilen kısmın tamiratını kendi almıyor. Kiracı ve yabancı ise, ev sahibi bu yardımı-desteği alır. Fakat tamiratı kiracıya yaptırıp üstelik kirasından da eksiltmek. Nasıl bir zekâ!

Bir trafik cinayeti yaşandı. Resme bakarsan her şey yasadışı. Ama bu yasadışılıklar nasıl olup da bir olayda toplamlaştı, kimse sormadı. Kendi yüzünü aynada görmedi. Doldurulan nüfus gerçeği ile ceplerin buluşması sorgulanmadı. Sadece feci ölüm ve Kongolu. Onca yasadışılık -arabadan kişiye, ruhsatsızlıktan belirsizliğe- nasıl hepsi bir araya geliyor sorusu hâlâ yok. Ama “egemen eşit devlet” söylemi bu kirlilik üstüne çok iyi oturuyor. Bir trafik cinayeti ve gidilirken sisteme varılan, nehrin denize ulaşması gibi.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tetiklenen savaş alanı ve Mısır oyuna doğru

Belli ki genel Amerikan Ortadoğu projesi sıkıştı. Üstelik Trump...

Özkan Yıkıcı yazdı: Şifrelenen Kıbrıs gerçekleri

Basit bir kuraldır: siz bir sorunu çözmek veya nedenini...

Özkan Yıkıcı yazdı: Ukrayna yeni rolünü netleştirirken

Son gelişmeleri özetleyerek başlayalım: Ukrayna sık sık Karadeniz'de resmen...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,917TakipçilerTakip Et
914AboneAbone Ol

Son eklenenler

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Türkiya-Irag İlişgileri

Türkiya’nın Gıprız’da yürüddüyü politikayı veya Türkiya’nın Gıprız’da yürüdeceyi politikayı...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Guterres Ziyaretinin Düşündürdükleri

Geçen Pazar Yenidüzen’de kimsenin Guterres’ten mucize beklememesini yazmıştım. Guterres...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-I: Dönüşümün kökenleri

Başta söylemek gerekirse bu bir NATO analizi değil. Bu yazı dizisinde...

Dilara Devranoğlu yazdı: CRISPR teknolojisi ve tarımda kullanımı

Bakterilerin virüslere karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasından ilham...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD’nin Küba raporu ve antiemperyalist mücadeleler korkusu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray’ın “aşırı...

Fehim Taştekin yazdı: Veliaht prensin eteklerini yellendiren koalisyon

İran savaşının en büyük parodisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Borçlanma ve militarizm eğitimi yok ediyor

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz...

Canlı yayın