Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O Kuzey Kıbrıs gerçekliği çemberindeki 1 Ağustos’a geldik. Yine aynı resmi tatil ile üç önemli denilen gün ironisine takılacağız. Asırlar öncesi yapılan Osmanlı Mağusa fetihçiliği, kuruluşunun dahi kuruluş günü olmadığı iddialarının epey yaygın olduğu TMT kuruluşu gibi günlerin bayram olarak ilanına tanık olacağız. Ayrıca teşkilatın orduya geçiş günü de buna eklendi. Tabii ki her üç konuda da sorgulanması gereken çok olgu var, en başta TMT kuruluş tarihi olmak üzere. Neyse, bu konuda gereken yazıları epey önceden yazdım. Hatta 1 Ağustos denilirken, daha önceleri TMT imzalı bildirilerin olması dahi ilgili durumu değiştirmedi. Başta Arif Hoca gibi eski TMT yetkilileri ise bunu örgütün Türkiyeleşmesinin tarihi olarak isimlendirdiler.
Bu konuyu burada bırakıyorum. Bizde öyle değişik anlamlı günler ve olaylar vardır ki gerçeklerle anlatılan arasında hep fark vardı. Hafıza kaybı ile resmi ideolojikleşme bunları çoktan sildirdi. Dahası, ilgili günün resmi anlamını dahi bilen de azaldı. Uygulanan ilhaklaşma politikası, kurgulanıp resmileştirilen ideoloji sonucu zaten bu gerçekleri bilmek de anlamsızlaştırıldı. Yılların İngiltere siyasal stratejisinin günümüz kuzey sonuçlarının bir yeniden yaşatılma siyasetinin ta kendisidir.
Yazının başlığına iklim bozulmalarını da ekledim. Zaten bilmeye gerek yok. Yaşamakla, sıcakta kavrulup bunalarak, çölleşme ile kuraklığın pençesinde dengesiz hava şartlarıyla her an karşımızda etkisiyle yaşatılmaktadır. İşin acısı şu: ben bu bilgilenmeyi seksenler başında yayınlanmaya başlayan, iklimin dünyada ısınma yarattığına dair raporlarla karşılaştım. Devamında en azından kendimi ilgilendirdiği kadarıyla ve olanaklar ölçüsünde takip ediyordum. O zamandan değişik kıstaslar vardı. Resmi sermaye kesimi, durumu yok saydırtmak için önemli “akademisyenlere” rapor hazırlatıp resmen gerçeği örtüyordu. Ta ki bu değişim dünyada artık inkâr edilemeyecek dereceye gelene dek. Devamında yine taktik değiştirildi. Genelde sistemi sorgulayanlar iklimlerin ısınmasından değil, bozulmasından söz ediyordu. Dengesiz hava koşulları ile değişimdeki yıkımları her yönüyle ele alıyordu. Ama sistemle “barışık olanlar” konuyu iklim ısınmasıyla sınırlayıp, algıyı salt ısınmayla bırakıyordu. Hatta bazı kuzey eksenli bilimciler, iklimlerin ısınmasıyla güneyde derece artışının, kuzeyde buzul çözülmesiyle iklimin baharlaşacağı palavrasını dahi yutturuyordu.
Bu konuyu da burada bırakıyorum. Bilmek istemeyen veya öyle sananlara her an günlük hayat akışı yanıtını yaşatarak veriyor. Fakat acı olan, iklimlerin bozulmasından yaşatılan koşullara şikayet edenlerin yine de siyasal tercihini bu durumu yapanlara vermesi de siyasal iklimlerin politik önemli, kaçınılmaz ders alıcı sonucudur. Demek ki düz çizgiyle gidecek olursak, olumsuzluklar şikayet edilse de bu, siyasal yönetim tercihine hiç karşılık vermemektedir.
Tam da iklim bozulma havasında kaynarken, dışarı çıkmakta dahi korkma hâline sokulurken, bizde hariç dünyanın birçok yerinde alarmlar ilan edilirken, öteki madalyon yüzünde seçim havası esmeye başladı. Bir anlamda klasik Kuzey Kıbrıs döngüsünün seçim rüzgârına kapıldık. Artık gündem başka bir döngüde yerini alıyor. Seçim olunca da kendi gerçeklerimizle gelişmeler başlar. Artık kurallar seçim havasındadır.
Bir tekrar hikayesi yazılır gibi oluyor. Artık şikayetnameler dahi değişiyor. Öyle ki bir belediye adaylığında görüldüğü gibi, yönetim partili bir kişi, tüm dönemlerinde destek ve avanta almasına karşın, sırf istediği destek katkısını almadı diye pazarlık hesabıyla kendini hem de partisine karşı bağımsız aday olarak ilan ediyor. Bu tür davranışlar da tam da seçim döngüsündeki çıkar-yandaş ilişkilerinin ta kendisidir.
Klasikleşen tutumlar, yandaş hesaplı şekilde uygulanmaya başlandı. Öncelikle belirli kesime teşvik paketleri açıklanır. Tabii alamayanlar “ben de varım” ağlamasına geçtiler. Peşinden aflar sıraya girdi. En başta vergi durumu yine gündeme geldi. Ama yandaşa başka kıyaklar da var. Geçici istihdam ve arpalıklarda direkt işe almalar da devreye sokuldu. Bu arada yandaşa önemli bazı yeni kıyaklar çoktan unutturuldu. Örneğin, kendi seçkileriyle geçici işe alınan yandaşa siyasal mevkilerin de önü açıldı. Fazla gürültü çıkmadı.
Elbet yandaşı teşvik etme, ötekini de yararlandırıp seçimde çalıştırma planının önemli halkası da üst yöneticilik olmaktadır. Son dönemde sık sık üst kademe atamalarını duyuyoruz. Hatta bugün beş siyasi atama yapıldı. Üçünün muhterem cengaver Tahsin’in makamından olması da tesadüf değildir. Yine birisi de epey gürültü çıkarır gibiydi. Cezaevi müdürlüğü müdürü de atandı. Ama koltuğun yedi ay boşaltıldıktan sonra doldurulması da yine öyle istisna değildi. Çünkü atamayla ilgili de önemli epey iddia birikti. Tabii istenilenleri yapması, örneğin infaz kuralını kullanma söylentileri epey yaygın. Tabii hakkı olduğunu, partili kimliğini de açıkça oynayıp kaybeden kişiler de bu söylentilere katıldılar.
Hemen devamında tüzük değişimiyle müdüre verilen serbest bırakma yetkisiyle sayısal rakamı artırmak da duyarlı olanların diline isimler doladı. Tabii bazı hafıza kaybı olmayanlar, kısa zaman önce ceza yasasındaki değişimle, yüksek ağır mahkemedeki yargılanma değişimini de akıllarına getirmeden edemedi. Hani canım, tutuklu yargılanmanın değiştirilmesi gibi. O zaman da olgular yan yana gelince, isimler dudaklardan döküldü. Fakat bunlar zaten normaldir. Öyle normal ki olmazsa olmaz kural hâlindedir.
Elbet iki seçim hikayesi de kullanımı daha da zenginleştiriyor. Belediye denilip derebeyleşen yapılarla ne istihdamlar konuşuluyor ne de su parası ödemeyenlerin ödemesi gerektiği eleştirisi yapılıyor. Bunlar tam da Kuzey Kıbrıs gerçeği. Tabii Levent Özadam’ın da yazdığı, gelen seçim koordinasyonu temsilcisi de Türkiyeleşmeyi unutanlara hatırlatma dürtüsüdür. Elbet bu, uyarılıp hücreleri canlanan insanlar için geçerlidir.
Kimisi teşvik, kimisi işe girme, kimisi üst kademeyle yüksek maaş ve emeklilik hakkı alma, kimisi de aflarla ödemediği vergiden öteki durumlara dek kıyaklaşma avantalarla önemli bir kitlesel potansiyel oluşuyor. Bir anlamda sıraya konma korkusuyla bolca övülen UBP muhalifleri ise şimdi bir elin dokunmasıyla hazırola geçtiler. Ama Türkiyeleşme gerçeği hep olacak. Direkt görevlendirmeyle başlayan, buradaki de facto nüfusu kullanarak, baskı sopasıyla ödüllendirme kıyaklı ikileme sıkıştırmalar artık doğal hâliyle hızlanacak. Öyle sıcak hava falan da dinlenmeyecek. Herkes bilir ki yandaş olunca, birileri de kabul edince işler tamamdır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



