yazılariktibasHazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Orjinal yazının kaynağıyonelimgazetesi.com
Kategori:

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha iyi anlatabilecek uzmanlar da vardır. Ama kendi kuşağımın bir temsilcisiyim, bu nedenle Nikaragua ve sandinistalar hakkında söylenecek sözüm var.

Biz, 1970’lerin çocukları, 1980’lerde sosyalizm mücadelesine başladığımızda devrimler çağı hâlâ elle tutulacak kadar yakındı ve biz, ister istemez, şimdi içinde olduğumuz gerilemenin sadece kısa bir aralık olduğuna, devrimlerin yeniden canlanacağına içtenlikle inanıyorduk. Sovyetler Birliği’nin dağılması bile bu inancımızı sarsamadı; yakın zamanda, en çok birkaç yıl içinde dünyanın dört bucağında yeni volkanlar patlamasını beklemeye devam ettik.

Geldik bugüne.

Öte yandan, o genç bizler, hiçbir başarılı devrime tanıklık etmemiş olsak bile, bir devrimin başarı ölçüsüyle ilgili kesin ve sarsılmaz fikirlere de sahiptik. Hayır, bu fikirlerin yanlışlandığını söylemek istemiyorum. Tersine, birçoğu doğrulanmıştır; ama yine de, hele ki aradan yarım yüzyıla yakın bir zaman geçtikten sonra, Descartes’ın yolunda yürümekte yarar var: “Yalnızca örneklerin ve âdetlerin beni inandırdığı şeylere fazla bel bağlamamayı öğrendim.”

Yirminci yüzyılın devrimler çağını kapatan son devrimlerden biridir Nikaragua. Belki de bu yüzden özel ilgi alanımızdı ve belki de bu yüzden hâlâ söylenecek sözümüz var.

FSLN, Latin Amerika’nın en köklü gerilla hareketlerinden biridir. 1961’de Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) adıyla kuruldu; “sandinista” kelimesi, kuruculardan Carlos Fonseca’nın önerisiyle adına ertesi yıl eklendi. Kilit figür Fonseca’dır. FonsecoSandino’da cisimlenen bir tür Latin Amerika enternasyonalizmini (bu, çoğu zaman yanlış bir şekilde, Latin Amerika milliyetçiliği diye anılmıştır) Marksizm-Leninizmle buluşturan bir ideolojik-siyasî, şehir ve kır gerillacılığını “volan kayışlarıyla” birleştiren bir askerî-siyasî örgüt tarzı, çalışma ve örgütlenme şekli geliştirdi. Türkiye’de on yıl sonra ortaya çıkacak olan ve bu döneme kadarki Nikaragua tecrübesini neredeyse hiç bilmeyen devrim kuşağının en önemli temsilcisinin çizgisiyle Fonseca’nın anlayışı neredeyse tam bir paralellik teşkil eder; bununla birlikte büyük bir kesinlikle belirtmek gerek ki Türkiye’de kurulan teorik çerçeve, FSLN’ye göre çok daha güçlü ve derindir.

Bu, Nikaragua’nın derslerinden ilkidir: aynı sosyal şartlar, birbirini hiç görmemiş, tanımamış, okumamış, birbirinin varlığından bihaber insanlar arasında iki su damlası kadar benzer ideolojik, siyasî ve örgütsel anlayışlar doğurur.

1974’e kadar geçen yılları FSLN önderlerinden Omar CabezasDağdan Kopan Ateş’te olanca canlılığıyla anlatır. Bizim ve onların kültürel farklılıkları kendini bazen rahatsız edici derecede hissettiriyor bile, gençliğimizin başucu kitaplarından biridir bu. Aradan geçen onca yıla rağmen ondan da zihnimde derince yer etmiş şeyler var.

İlki, yeni insan vurgusudur. Yeni insan, eğitim kampında sırtında otuz kilo yükle şu dağın arkasına kadar yürümeyi başaran insandır. Fiziksel olarak zayıf belki ama sadece iradesiyle bedenine bile söz geçirebilen insan. Ve bugünün insanıdır yeni insan: Dün bir serseri ve yarın bir hain olabilir; ama bugün yeni insandır; çünkü ne eyliyorsa bugün eyliyordur. Bununla birlikte yeni insan kendini her yeni gün yenilemeyi başaran insan demek değildir. Öylesi çok daha güç bulunur. Bu ikinci ders, benim için, Nikaragua’nın ve bütün devrimlerin en güçlü derslerinden biridir.

Cabezas’tan aklımda kalan diğer bir şey, FSLN’ye katılmak için dağa çıktığında yaşadığı derin hayal kırıklığıdır. FSLN, devrimci gençlerin hayalidir: Orada, dağda bir yerlerde veya yeraltında; kim bilir belki de okuldaki bir öğretmen, köydeki bir çiftçi, üniversitedeki asistan… ama hiç kuşkusuz güçlü, çok ve yaygın olduğuna inanırlar.

Oysa sadece bir hayaldir bu. FSLN, şehirdeki ve kırdaki birkaç kişiden fazlası değildir.

Bu bana o gün olduğu gibi bugün de siyasî mücadelede hayallerin nasıl maddi güç hâline geldiğini gösterir.

Siyasî mücadelede birbirine tamamen zıt iki şey hem güç hem de güçsüzlük anlamına gelebilir. İlki, hayallerdir. Ne kadar tuhaf gelse de bu en gayrimaddi şey, alabildiğine maddi bir güçtür. Hayalin gücü hayalî bir güç demek değildir. FSLN yok oluşun eşiğindeyken ve belki de gerçekten yok olmuşken onu var eden şey şehirlerdeki öğrencilerin kendiliğinden kırmızı-siyah bayrakları dalgalandırması değil; sadece ve sadece, örgütün hâlâ var olduğuna alabildiğine safiyâne inanmalarıdır. Eğer bu inanç da ölseydi, FSLN gerçekten yok olurdu ve Nikaragua’da devrim filan yaşanmazdı. İşte bu, benim için, Nikaragua’nın üçüncü dersidir.

Ne var ki hayaller maddi bir güce dönüşse de siyasî mücadeleyi kazanmaya tek başlarına yetmezler. Lenin’in deyişiyle, bir siyasî örgütün arkasında milyonlar yoksa güç olamaz. Bu defa güç, iktidara gelebilecek veya geldiyse iktidarını koruyabilecek bir fiziksel güç demektir. Ne var ki burada milyonlar sadece destek gücü değil, bazı durumlarda tarafsızlaştırılan kitleler anlamına da gelir. Bu yeterince açıktır ama sık sık unutulur. Bu da benim için Nikaragua’nın dördüncü dersidir.

Öte yandan, daha önemli bir şey: Kitlelerin siyasî hareket için güçsüzlük anlamına gelebileceği de sıkça unutulur. Örgüt eğer öncülük misyonu (yani arkasında duran veya tarafsızlaştırdığı kitleyi kendi siyasî-ideolojik çizgisine göre dönüştürmek çabası) yerine bu kitlenin geri ve gerici alışkanlıklarına, hayat tarzına, beklentilerine, tahayyüllerine teslim olursa, artık güç değil, güçsüzlük doğar. Bu kitle ne kadar büyükse güçsüzlük o kadar derinleşir ve yenilgi çabuklaşır. FSLN’yi 1979’da iktidara yükseltip 1990’da iktidardan düşüren budur; bu, benim için, Nikaragua’nın beşinci siyaset dersidir.

Fakat altıncı ders, diğerleri gibi formüle edebileceğim bir şey değil. Bu daha ziyade bir tablo ve bir de fotoğraf karesinin bıraktığı izlenimlerden ibaret. İlki, Sergey Lukin’in “Oldu!” adlı tablosudur. Alabildiğine yalın bir tablodur bu. Yedi basamaklı bir merdivenle çıkılan platformda çarın boş tahtı, arka planda arkası dönük bir bahriyeli; önde, elinde tüfeği sırtında kaputuyla, kırmızı pazıbantlı, sakallı, kalpaklı bir asker taht odasını ele geçirmiş, şimdi tavanda bir şeye bakıyor. Hayranlıkla mı? Nefretle mi? Belirsiz. Belli olan tek bir şey var: Bunların hiçbirine dokunmuyor, sadece bakıyor. Dokunmuyor, çünkü gördükleri ona ait değildir, bütün bu şeyler halka aittir ve halk da bugünden ibaret bir kalabalık değildir; halk geçmişi ve geleceğini bir arada yaşayan bir kütledir.

Nikaragua’da devrim günü çekilmiş bir fotoğraf vardır; bir Sandinist gerilla, faşist diktatör Somoza’nın altın kaplı banyosunda sıcak su dolu küvete uzanmış purosunu tüttürür. Karşımızdaki yine bir halktır, ama Bolşeviklerin disiplininden uzak ve kendisinden çalınmış olana doğrudan el koymaya ve kullanmaya kendinde hak gören bir halktır bu.

Aradaki farkı anlatmayı başarabildim mi, bilmiyorum; ama bu iki tablonun belirsiz izlenimleri de benim için bir başka derstir.

Yedinci ders, bütün bunların toplamı, bileşkesi ve sonucudur; ama onu bir kez daha hatırlatan, FSLN önderi Ortega’nın 19 Temmuz’da devrimin yıl dönümü törenlerinde yaptığı konuşma oldu. Ortega tam olarak şöyle dedi:

“Burada bir daha, onların bu yolla hükümeti ele geçirmeye, iktidarı ele geçirmeye kalkışacakları bir seçim yapılmayacak. Savaş yok diye barış içinde yaşadığımızı sanmasınlar.

Devrimle iktidarı kazanmış bir hareket olan FSLN, 1990’da onu düşmanlarına altın tepside hediye etti. Savaşmadan ve direnmeden. Bu sırada FSLN’nin en reformist kanadını Daniel Ortega temsil ediyordu ve bu kanat, örgütü neredeyse sıradan bir sosyal demokrat hareket hâline getirmişti. Ama FSLN bu ideolojik-siyasî tercihine rağmen iktidarı silahla almış devrimci bir hareketti ve onun bu niteliği, gerçekte, karşıdevrimci burjuva muhalefetiyle her tür “barış içinde birlikte yaşamayı” imkansız hâle getirdi. Bu kurumsal çatışma FSLN’nin 2007’de tekrar iktidara gelmesiyle de çözülemedi ve en azından 1990’dan bu yana devam ediyor.

Mevcut durumda hareketin önünde sadece şu iki seçenek kalmıştı: Ya iktidardan düşecek ve tasfiye olacak ya da iktidarda kalacak ve düşmanlarını tasfiye edecek.

Bütün bu Nikaragua derslerinin bileşkesi işte budur. İktidardaki hareket devrimci, dinci, karşıdevrimci… akla gelebilecek her türden olabilir. Bu hareket eğer devrim veya karşıdevrim yoluyla yeni bir devleti kurmayı başardıysa, o vakit bu kurumsal yapıyı, yani iktidarın mevcut sınıfsal yapısını reddeden ve onun yerine başka bir kurumsal yapı (yani başka bir sınıf iktidarı) geçirmek isteyen, antagonistik çelişki içinde olduğu başka herhangi bir harekete iktidarı barışçıl yollardan veremez. Eğer muhalif hareket kurumsal yapıyı reddetmekte kararlıysa, siyasî gerilimin iç savaşa kadar yolu var demektir. Düğümün potansiyel çözümlerini göze alamayan her hareket kaçınılmaz olarak tasfiye olur. Bu bir hak-hukuk meselesi değildir. Hak ve hukuk, sararmış ve çoğu zaman forması bile açılmamış sayfalarda yazdığı için değil, fakat siyasî ve örgütsel güç ve kararlılıkla kazanılır.

Ortega’nın alabildiğine veciz ifadesiyle, savaş yok diye barış var demek değildir ve iktidarı isteyen, bu barışsızlığın savaşa yol açmasını göze almak zorundadır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özge Güneş yazdı: ABD’de muhalefetin sınırları yeniden çiziliyor

Gün geçmiyor ki Trump yönetiminin “komünizmle mücadele” politikası yeni...

Enver Şat yazdı: Türkiye’de ama Türkiye’nin değil

Her ülkenin enerji politikası kendi kaynaklarına, coğrafyasına ve teknolojik...

Arif Mostarlı yazdı: Gruinard ve savaş günahları

İlk paket, 9 Ekim 1981 sabahı İngiltere’nin kimyasal ve...

Ana Vračar yazdı: Britanya’nın yeni başbakanı Keir Starmer’ın siyasi mirasından kopabilir mi?

Keir Starmer, 20 Temmuz 2026’da Britanya Başbakanlığı görevinden istifa ederek yerini İşçi Partisi’nden...

Kansu Yıldırım yazdı: Marx haklı çıktı: Dünyada kâr oranları 50 yılda yarıya geriledi

Kapitalizmin tarihsel aşamalarında gerçekleşen krizler her zaman sistemin mutlak...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
912AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...

Yücel Özdemir yazdı: Ukrayna ve İran’da son sözü kim söylüyor?

Ukrayna ve İran savaşlarının kısa sürede bitme olasılığı her...

Ecehan Balta yazdı: İklim finansmanı mı borçlandırma rejimi mi?

İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil. Kuraklık,...

Taner Akçam yazdı: İki büyük dalga depremleri ve yeni cumhuriyetin ayak sesleri

Cumhuriyet tarihi, Osmanlı’nın geç döneminde başlayan ve cumhuriyette de...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tetiklenen savaş alanı ve Mısır oyuna doğru

Belli ki genel Amerikan Ortadoğu projesi sıkıştı. Üstelik Trump...

Mustafa Çıraklı yazdı: Guterres’in Ardından: Çözüm diplomasisi de değişmeli mi?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti, büyük ölçüde...

Hediye Levent yazdı: Boğaz savaşları ve uçurumun eşiğinde bir kıta!

Hürmüz Boğazı’ndaki öngörülemez gidişata ek olarak yenilerde Bab El...

Kavel Alpaslan yazdı: ABD’liler emekli olmak için Vietnam’a gidiyor: Gerekçe ucuz sağlık

Vietnam, ABD’liler için uzun yıllar ‘savaş hezimetiyle’ anıldı. Şimdiyse...

Canlı yayın