yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: İki garantörümüzdeki gelişmeler

Özkan Yıkıcı yazdı: İki garantörümüzdeki gelişmeler

Bizde sık sık kullanılan, her olguda zehirli olup olmadığına bakılmaksızın içilen önemli siyasal ilaç “garantör” kelimeli pakettir. Gerçekler veya istenilen uçurum farkıyla bolca kullanılır. Hatta önümüzdeki süreçlerde hep garantörlük kelimesi konulur. Hele de hamasi davranışla, gerçekleri örtme perdesinde garantör kelimesi ilaçtan da ötedir. Yazılı metinlere rağmen kolayca tersinden algılatma enjeksiyonu, kolayca aşı şeklinde damara konulur. En tuhafı şu: garantörlük mutlak savunulan kavram olup, tüm kirli işleri dahi ona yükleyip haklılık çıkarsaması yapılırken, nedense en basit şekliyle, garanti edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yokmuş sayma gibi öteki eksene de kolayca kayılıyor. Sanki garantörlük, günün koşullarını koruma demir zırhına çevrilme anlayışının dışa vurması gibidir.

Öteki önemli nokta da şu: Kıbrıs’ın üç garantörü denilen devlet var. Ama bu ülkelerde olan gelişmelere pek de ilgi, önem verilmez. Hatta önemli değişimler de dikkate hiç alınmaz. Hatta işine gelen garanti ve garantörle de bambaşka hikâye yazılımı da olur.

Ben bu yazımda, iki önemli garantörle Kuzey Kıbrıs penceresinden gelişmeleri ufak bir sentezle yazacağım.

Üç garantörden ikisi Türkiye ve İngiltere’dir. Yan yana koyup da Kuzey Kıbrıs’a gelince karşımıza direkt TL ve Sterlin gelmesi sanırım her şeyi anlatır. Ama belli ki Türkiye veya İngiltere, olanlarıyla değil resmi görüşe göre olan açıklamalarla hep gündemleşir. Farklar dahi dikkate alınmaz. Hele Türkiye-İngiltere ilişkileri dokunulmaz ateş olup “cız” diye eli yakar. Oysa Türkiye’yi Kıbrıs sorununa çeken, tüm direnmelere rağmen direkt İngiltere idi.

Annan planı döneminde hem İngiltere AB üyesiyken hem de Türkiye girmek için görüşme eşiğindeydi. Kıbrıs AB üyesi olurken, iki garantör ve bir aday ikilemi vardı. Bunun aynada yansıma şekli gibi de, Kıbrıs AB üyesi olurken Türkiye, Denktaş’la yaptığı toplantı sonucu imzalaması gereken iki toplum liderinden “Türk kesimi” imzalamadı. Sonra da sıkılmadan, pişkin pişkin “AB bizi almadı” demeyi ihmal etmeme tutumu yapıldı. Şimdi ise İngiltere de AB yapısından ayrıldı. Zaten İngiltere AB üyesi olurken de kendi denetimindeki toprakları bu yapıya koymadı. Önemli ayrıntı: üsler NATO içeriğinde varken AB topraklarında yoktu.

Şimdi İngiltere de AB çıkışını yaptı. Yani AB üyesi değil. O zaman da Kıbrıs konusu konuşulurken, AB üyesi olmayan iki garantörün Kuzey Kıbrıs’ın da müktesebata alınmasını isteyip istemediği de sorgulanmıyor. Hatta kuzeydeki ayrışma statüsüne, ilhaklaşma dönemine de ses yok. Oysa garantörler — “Türkiye dahil” — Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünü garanti edip adanın NATO merkezli kullanımı ve batı ittifakında kalması için oluşturuldu. Müdahaleler de hep ona göre, doksanlar ortasına dek gerçekleştirildi. Bir nokta daha: Türkiye ve İngiltere ilişkileri tarihi geçmişle epey katmerlendi. Günümüzde ilişkiler hem ekonomik hem de siyasal olarak gayet mükemmel. Hatta Türkiye’nin ekonomik sorunlarda tahkime başvuru yeri Ankara değil Londra’dır. Bu dahi var. Ama bunlar da pek bilinme güncesine sokulmaz. Hatta Annan planı sonrası ikinci ganimet döneminde İngiltere yeşil ışık yaktı. Kendi tezi olan adanın fiilen ikiye ayrılmasının kalıcılaşması için, o dönemin dışişleri bakanının da şu anda konuşulan TMK’nın da İngiliz önerisi olduğu söylenir. Amaç, mülkiyet değişimini sağlamaktı. Tabii bu da çıkara göre biraz uygulanıp orada bırakıldı.

Son dönemde iki garantörde de işler biraz karışık. İngiltere’de başbakan ya istifa ediyor ya da yapacak noktasına dek geldi. İşçi Partisi’nin uyguladığı göçmen politikası, emeğe karşı hak gaspları gibi kurallar sonucunda desteğini zaten kaybediyordu. Yerel seçimde tarihi büyük yenilgiyle karşılaştı. Başbakanın çevresi oldukça skandallarla konuşuluyor.

İşçi Partisi başkanı ve başbakana istifa çağrıları bizzat partisinden de geliyor. Hele İran savaşında Amerika’ya yoğun destek vermemesi sonucu da Trump’ın saldırı menziline alındı. Anlayacağınız, İngiltere’de erken seçim olasılığı giderek artıyor. Dahası, seçenek ise faşist Reform Partisi. Nedense dünya solunun eksikliğini şurada da yaşıyoruz: faşist partiye faşist diyemiyor. Aşırı sağ veya göçmen karşıtı deyip onları yumuşatıp algılaştırarak daha kolay kabullenmesini de sağlamaktadır. Oysa Reform Partisi, resmen savunduğu görüşlerle faşist bir yapıdır. Trump’ın da onlarla gayet sıcak ilişkileri vardır.

Türkiye’de tam tersi gelişmeler yaşanıyor. Tek adam, şahsi yönetim, şimdi de ana muhalefete karşı yargı sopasını kullanıyor. Hazır ol bekleyen Kılıçdaroğlu da, adına ne derseniz deyin, “kayyım veya mutlakçı atanmış” partisinin ırzına geçmeye hızla başladı. Aslında algıyla yaratılan teslimiyetin “iyi adamı”, şimdi kendi partisine mezar kazmaktadır. Ayrıca, her sabah televizyon veya klavyeye ulaşınca şafak baskınlı operasyonlarla gözaltına alınan, başta belediye kesimiyle karşılaşma normale gelindi. Fakat Erdoğan’ın Starmer’a karşın Trump’la ilişkileri iyi. Trump İngiltere başbakanını eleştirirken, gitmesi gerektiğini açıklarken, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı övüyor. Temsilcileri de Ortadoğu’daki “şefkatli monarşi” meşruiyetiyle de övgülere katkı koymaktadır.

Ekonomide ise her iki ülkede de durum iyi değildir. Ama ilişkileri gayet iyi. İşbirlikleri ile Ukrayna’yı destekleme tutumları övgüye şayandır. Bunlar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantörleri. Ama devamında yazı okunursa, metinler incelenirse, söylenen ile yaşanan, yaşanan ile istenilenler hiç birbirini tutmuyor. Zaten hep tarihi süreçte söylendi: “iki lider” lafı masal. Son söz yazılı dahi garantörlerin. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni koruma derken, tüm adanın parçalanmasında garantörler direkt tavır koydu. Daha İngiltere klasik sömürgecilikten çıkmadığı dönemde dahi adada, Türkiye’nin de katılımıyla, kontrol ve parçalama politikasını uyguladı. Herkes de rolünü aldı. Fakat artık garantörlük, günümüz anti-garantörlüğü için bir kılıfa çevrildi. Cehalet ile teslimiyetin kolaylığıyla kocaman yalanlar birbirine dizilip tespih hâline geldi. Tespih çekilip de “garantörlük” demek de dini vecibe şekline sokuldu. Hepsinden öte, adanın garantörlerinde olanlar ise işimize geldiği kadarıyla da yetinildi. O zaman da yola devam.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın