yazılarKıbrıs iktibasMarios Epaminondas yazdı: Bir kabahatlinin küçük öyküsü

Marios Epaminondas yazdı: Bir kabahatlinin küçük öyküsü

Orjinal yazının kaynağıalphanews.live

Tarih yazımının büyük anlatılardan vazgeçip “önemsiz” insanlara yönelmeye başladığı dönemde, Lefkoşa’lı küçük bir suçlu, Mehmet Dubara, kendi mikro-tarihini bilmeden yazıyordu. Kâğıt üzerinde değil; bir mahkeme tutanağına geçen eylem, söz ve hareketler aracılığıyla. Onun vakası, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk adımlarına damgasını vuran rekabet ve çelişkilerin görülebildiği bir prizma gibi işliyor.

Ekim 1962’de, Lefkoşa Türk Kaza Mahkemesi önünde Dubara, hint keneviri bulundurmak ve huzursuzluk yaratmakla suçlanıyordu. Bir yıl önce, sarhoş hâlde Atatürk büykünün yanında, kendi kafasının da Türk milletinin sembolik liderininki kadar akıllı olduğunu ilan ederken yakalanmıştı. Sahne komik, hatta karnaval havasında görünüyor. Ama mahkeme bir tiyatro sahnesi değil; iktidarın ciddiyet, düzen ve itaat talep ettiği yerdir.

Dubara yargıç önüne çıktığında, kendisine düşen rolü oynamayı reddediyor. Suçlamaların okunmasını dinler ve Yunanca ile Türkçe “kabul ediyorum” diye yanıt verir. Yargıcın sadece Türkçe konuşması gerektiği yönündeki uyarısına, “Yunan gazetecilerin de anlaması için” Yunanca konuşma hakkının anayasal güvencesine başvurur. Bir cümleyle, yargı sürecinin törenselliğini gülünçleştirir, iki toplum arasındaki kırılgan dengeyi açığa çıkarır ve dili, uyum aracından bir ironi aracına dönüştürür.

Kendisine keneviri kimden aldığı sorulduğunda, iki toplumun “gizli servisleri”yle bağlantılı kişileri ismen anması alaycılıkla doludur: “Bunları bana Lagodontis’in ve Mustafa Oktay’ın adamları verdi” der. Bu, ima yüklü bir siyasi taşlamadır. Adanın geleceğini şekillendiren gizli iktidar yollarının olduğu bir dönemde, Dubaras bunları küçümseyerek gün ışığına çıkarır. Sarhoş ve “önemsiz” Dubara, dönemin güçlü adamlarının itibarını ironiyle çözüyordu.

Hint keneviri kullanımı için verdiği gerekçe — dişlerinin olmadığı için sindirim amaçlı kullandığı — bile trajik ile komik arasındaki sınırda dolaşır. Aşınmış, yıpranmış bedeni, kurumların görmezden gelmeyi tercih ettiği bir maddiliğin hatırlatıcısı olarak mahkeme alanına girer. Bu, kahramanların güçlü ve yenilmez figürlerini hammadde olarak arayan klasik tarihin dikkatinden kaçan bir maddiliktir. Dubaras bir iz bırakmaya çalışmadı. Ama iz kaldı. Bugün onu okurken, kenar köşede bir adamın, bilmeden, kritik bir dönüm noktasındaki bir toplumun aynası gibi işlediğini görebiliyoruz.

Kurucusu sayılan Carlo Ginzburg’un (17 Haziran 2026’da hayatını kaybetti) öne çıkardığı mikro-tarihsel bakış, dikkatini büyük anlatılardan ve büyük adamlardan sıradan insana çevirir. Görünüşte önemsiz bir kişinin hayatının ayrıntılı incelemesi, bir dönemin bütününün dinamiklerini aydınlatabilir. Dubara, 1960’ların başında Kıbrıs’ta toplumsal zorlama ile bireysel özgürlük arasındaki gerilimi tiyatral biçimde ortaya koyan bir günlük yaşamın taşıyıcısıdır.

Mikro-tarih, “önemsiz” vakalar aracılığıyla daha geniş toplumsal bağlamı kavrayabileceğimizi öne sürer. Buradaki kaynaklar kahramanlık anlatıları değil; mahkeme tutanakları, gerginlik anlarında söylenmiş cümleler, tarih olma niyeti taşımayan hareketlerdir. Büyük tarihin anayasal krizlerden, toplumlar arası gerginliklerden ve jeopolitik stratejilerden söz edeceği yerde, mikro-tarih, mahkemede iki dil konuşan, iktidara alaycı bir gülümseme gönderen ve sonunda özgür ve gururlu biçimde hapse giden sarhoş bir adamın önünde durur.


Çeviren: Yeniçağ Kıbrıs / Yapay Zeka Claude
Orijinali Rumca olan bu makalenin çevirisinde yapay zeka Claude’dan yararlandık. Yayımlanmadan önce çeviriyi bir Yeniçağ Kıbrıs editörü kontrol etti.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Ioannis Tirkides yazdı: Kıbrıs’ın savunma yönelimi: Stratejik bir yanılsama

Haziran 2026'da Kıbrıs ile Fransa arasında imzalanan Asker Statüsü...

Mustafa Çıraklı yazdı: Güney Kıbrıs-Fransa Askeri Anlaşması ve Hristodulidis’in Lilliput Kumarı

Güney Kıbrıs ile Fransa arasında geçtiğimiz günlerde imzalanan askeri...

Mustafa Çıraklı yazdı: NATO Ankara Zirvesine Doğru

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek NATO Zirvesi yaklaşırken gözler...

Tiyatro Taraf mı?.. Tarafsız mı?… – Yaşar Ersoy

Tarih boyunca tiyatro kimi zaman egemenlerin karanlık iktidarlarının devamına...

İnsan Kalmakta Direnmek Şiarıyla, 22. Kıbrıs Tiyatro Festivali Başlıyor… – Yaşar Ersoy

En ışıksız, karanlık durumlarda, karamsarlığa düşmeden, “bu toplumdan bir...
4,589BeğenenlerBeğen
1,570TakipçilerTakip Et
3,940TakipçilerTakip Et
873AboneAbone Ol

Son eklenenler

Marga Ferré yazdı: Dijital Devrim Karşısında Emek

Editör notu: Bu yazı, transform!europe Başkanı Marga Ferré'nin, Ağustos...

Ioannis Tirkides yazdı: Kıbrıs’ın savunma yönelimi: Stratejik bir yanılsama

Haziran 2026'da Kıbrıs ile Fransa arasında imzalanan Asker Statüsü...

Ahmet An yazdı: 1960 Kıbrıs Anayasası’na Neden Dönülemez ve Çıkış Yolumuz

Konuya dar milliyetçi açıdan bakarak, içine itildiğimiz taksim çıkmazından...

Esra Akgemci yazdı: Kolombiya’dan Peru’ya: Güvenlikçi siyasetin gölgesinde seçimler

Toplumsal sorunların çözümünü daha fazla güvenlik, daha fazla ceza...

Mehmet Yaşin yazdı: Mutfaktaki “kızıl” devrimci!

Bu haftaki konumuz, Avrupa mutfaklarıyla tanıştıktan sonra tüm mönüleri...

Niyazi Kızılyürek yazdı: İfrata Kaçmak!

İfrata Kaçmak! Yeni bir olası müzakere süreci arifesinde birileri yine...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıprız Cumhuriyeti Yurddaşlı’ından Goparılmag; Hayaled Casper Isdatüsü

Eylül 1979’da Cumhuriyetci Türg Partisi Genel Başganı Özker Özgür,...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Gel ne olursan ol gel

İstanbul Finans Merkezi (İFM), AKP zihniyetinin cisim bulmuş hâlidir. Bir yandan en...

Canlı yayın