iktibastransformMarga Ferré yazdı: Dijital Devrim Karşısında Emek

Marga Ferré yazdı: Dijital Devrim Karşısında Emek

Orjinal yazının kaynağıtransform-network.net
Kategori:

Editör notu: Bu yazı, transform!europe Başkanı Marga Ferré’nin, Ağustos 2023’te CLACSO Emek ve Gelecek Alternatifleri Çalışma Grubu için hazırladığı ve Haziran 2025’te Bogotá’daki X. CLACSO Konferansı’nda sunduğu analizden uyarlanmıştır. AB Yapay Zeka Yasası’nın 2026’da Avrupa çapında aşamalı uygulamasına girdiği bu dönemde, Ferré’nin eleştirisi son derece güncelliğini koruyor.

Dijital kapitalizm, yeni teknolojilerden çok yeni insan sömürüsü biçimleriyle ilgilidir. Dijital devrim, yaşama ve çalışma biçimimizi köklü biçimde değiştirirken aynı zamanda yeni eşitsizlik, gözetim ve sömürü biçimleri üretiyor. Aynı zamanda teknolojiyi teknolojik oligopollerin çıkarları yerine toplumsal çoğunluğun çıkarları için kullanma olasılıklarını da açıyor.

Dijital devrim çalışma hayatını nasıl yeniden şekillendiriyor

Artan sayıda araştırma, üretim sistemlerinde şu anda yaşanan teknolojik değişimlerin, önümüzdeki on yılda bugün bildiğimiz işlerin yaklaşık %50’sini etkileyeceğini öne sürüyor. Her teknolojik dönüşüm kesintiler yaratır: bazı işler kaybolurken yeni işler ortaya çıkar. Yapay zeka şimdiden yeni istihdam biçimleri üretiyor, ama bu asıl mesele değil. Daha endişe verici olan, bu %50’lik dilimin içinde yaklaşık %35’lik kısmının bu teknolojiler nedeniyle köklü değişime uğraması beklentisi.

OpenAI araştırmacılarının büyük dil modellerinin işgücü piyasası üzerindeki etkisine dair bir çalışmasına göre, ABD işgücünün yaklaşık %80’i görevlerinin en az %10’unun ChatGPT ve benzeri teknolojilerden etkilenebileceği bir konumda; işlerin yaklaşık %19’u ise doğrudan etkilenebilir. Goldman Sachs, yapay zekanın dünya çapında 300 milyona kadar işi etkileyebilecek bir işgücü piyasası kesintisine yol açabileceğini tahmin ediyor.

Rapora göre, yapay zekadaki ilerlemeler ABD ve Avrupa’da şu anda yapılan işlerin dörtte birinin otomasyonuna yol açabilir; mevcut işlerin yaklaşık üçte ikisi bir düzeyde otomasyona açık, bu da ABD işgücünün %64’ünü etkiliyor. Fiziksel veya açık hava mesleklerinde çalışan işçilerin yaklaşık %30’unun etkilenmemesi beklenirken, yaklaşık %7’si önemli ölçüde daha kırılgan — işlerinin yarısından fazlası yapay zeka tarafından yapılabilir durumda.

Şaşırtıcı biçimde, bu gelişmelere en açık meslekler öncelikle manuel işçiler değil, hukuk ve idari hizmetler, satış koordinasyonu, yönetim ve danışmanlık gibi alanlardaki beyaz yakalı profesyoneller. Bu veriler, dijital kapitalizmin çalışma dünyasını mevcut iş yasalarını ve sendikaların geleneksel savunma kapasitesini fazlasıyla aşan bir hızda dönüştürdüğünü gösteriyor. Bu dönüşümlerin öncelikle teknolojik oligopollerle bağlantılı piyasa güçleri ve yeni dijital sömürgecilik biçimleri tarafından şekillendirilmesi gibi gerçek bir tehlike var.

Dijital kapitalizmin üç sütunu

Dijital kapitalizm genellikle dijital platformlar, mobil uygulamalar ve internetle ilişkilendirilir. Ama platform ekonomileri daha geniş bir dönüşümün sadece bir parçasıdır. Dijital devrim üç birbirine bağlı sütuna dayanır: gelişmiş iletişim teknolojileri, robotik ve otomasyon, ve yapay zeka.

OECD verilerine göre, otomasyon ve robotlaşmaya en açık meslekler, üretim süreçleri en kolay otomatikleştirilebilen mesleklerdir: gıda işleme, balıkçılık, montaj işleri, makine operasyonu, madencilik, inşaat, ulaştırma ve imalat. Endüstriyel ve evsel temizlik sektörüne de özellikle dikkat edilmelidir, çünkü bu mesleklerde çalışan işçi sayısı yüksektir. Bu veriler, gelişmiş robotiğin ve şu anda içinde olduğumuz otomasyon dalgasının öncelikle geleneksel işçi sınıfının üyelerini — manuel, sanayi ve emek-yoğun işçileri — etkilediğini gösteriyor. Bunlar, sendikaların mekanizasyon ve teknolojik değişime yanıt verme konusunda kayda değer deneyim biriktirdiği sektörlerdir.

Figure 1. Risk of automation by occupation. Source: OECD Report (2021), based on Nedelkoska and Quintini (2018).

Asıl yeni olan, ölçeği ve hızı bakımından emsalsiz olan olgu ise, yapay zekanın çalışma dünyası üzerindeki etkisi incelendiğinde ortaya çıkıyor. Goldman Sachs’ın yayınladığı son verilere göre, yapay zekaya en açık meslekler artık manuel veya sanayi sektörlerinde değil, beyaz yakalı mesleklerde yoğunlaşıyor: hukuk ve idari profesyoneller, yöneticiler, satış uzmanları, finansal aracılar, analistler ve danışmanlar. Başka bir deyişle, en açık işçiler orta sınıflarla ve bazı durumlarda üst-orta sınıflarla ilişkilendirilen kişilerdir. Paradoks çarpıcı: dijital kapitalizmin sütunlarından biri olan yapay zeka, manuel ve sanayi işçi sınıfını veya enformel işçileri değil, beyaz yakalı çalışanları, yöneticileri ve idarecileri daha ağır biçimde etkileyecek gibi görünüyor. Bu farklılaşma, mevcut işgücü piyasası eşitsizliklerini derinleştirecek ve toplum çapında ücret farklarını genişletecektir.

Figure 2. Share of industry employment exposed to automation by AI in the euro area. Source: Goldman Sachs Global Investment Research.

Ücret kutuplaşması ve orta sınıfların gerilemesi

Kapitalizmin dijitalleşmesinin yapısal sonuçlarından biri, giderek artan ücret kutuplaşmasıdır. Yeni teknolojilerle güçlenen bu emek kutuplaşması, orta sınıfların küresel bir olgu olarak gerilemesinin arkasındaki faktörlerden biri gibi görünüyor. İspanya bu eğilimin bir örneğini sunuyor, ama bu İspanya örneğinin çok ötesinde de gözlemlenebilir: düşük ücretli istihdam artıyor ve bununla birlikte yüksek ücretli pozisyonlar da artıyor. Gerileyen, genellikle önemli ölçüde gerileyen, orta gelirli mesleklerdir.

Bu eğilim, dijitalleşmiş ve otomatikleştirilmiş üretim sistemlerinin giderek talep ettiği beceri ve teknolojik uzmanlaşmayla yakından bağlantılıdır. Orta vasıflı ve orta ücretli işler, tam olarak bu dönüşümlerden en çok etkilenen alanı kaplıyor. Bu meslekler geleneksel olarak orta sınıfların belkemiğini oluşturduğu için, gerilemeleri ekonominin ötesine uzanan sonuçlar taşır. Orta sınıfların dönüşümü aynı zamanda siyasi bir olgudur; bu olgu şu anda çağdaş toplumları yeniden şekillendiriyor ve önümüzdeki yıllarda derin siyasi sonuçlar doğurması muhtemeldir.

“İşin sonu” teorisi

Dijitalleşmeye eşlik eden, işin sonu ve insan emeğinin makinelerle ikamesi konusunda kalıcı bir anlatı var. Teknolojik değişim üretim sistemlerini dönüştürürken, işin kendisinin ortadan kalkacağı düşüncesi son derece yanıltıcıdır. Kapitalizm emeksiz işleyemez. Bu anlatıların çoğunun ardındaki gerçek hedef, işin sonu değil, örgütlü emeğin zayıflatılmasıdır. Platform tabanlı istihdam modelleri, kolektif örgütlenmeyi ve emek korumalarını zayıflatan parçalanmış, bireyselleştirilmiş çalışma biçimlerini teşvik ediyor. Teknolojik işsizliğin abartılması da siyasi amaçlara hizmet edebilir: makineler tarafından ikame edilme ihtimali korku ve güvensizlik yaratarak işçileri güvencesiz koşulları ve daha zayıf korumaları kabul etmeye daha istekli kılar.

Gözetim kapitalizmi

Emek bilimcilerin bir zamanlar işyeri disiplini rejimi olarak tanımladığı şey, giderek gözetim kapitalizmi olarak bilinen şeyle yer değiştiriyor. Geleneksel işyerlerinde disiplin, çalışma saatleri, mesai talepleri ve cezalar yoluyla fiziksel olarak uygulanırdı. Bugün bu disiplin giderek dijital gözetim yoluyla uygulanıyor. Dijital cihazlar kullanılarak işçi ile işveren arasındaki ilişki bireyselleştiriliyor. İşçiler artık sabit çalışma saatlerine bağlı değil; talimatlar gece yarısı gelebiliyor ve sürekli erişilebilir olmaları bekleniyor. Bu teknolojiler aracılığıyla işverenler sadece çalışma süresini düzenlemeyi değil, işçilerin yaşamının tamamını izlemeyi hedefliyor.

Paradoksal olarak, gözetim kapitalizmi, bireylerin günlük dijital cihaz kullanımları yoluyla — kendilerince kişisel özgürlüğün bir ifadesi olarak — gönüllü sundukları verilerle besleniyor. Bu yaparken, kendi davranışlarını izleyen ve şekillendiren sistemlerin sürmesine yardımcı oluyorlar. Dijital teknolojiler sadece veri çıkarımı ve mülk edinimine değil, doğal kaynaklar, küresel altyapılar ve insan emeğini içeren daha geniş sömürgeci-çıkarımcı biçimlere de dayanıyor. Dijital ekonominin sömürgeci doğası, dünya çapında eski ve yeni çıkarımcılık senaryolarında giderek daha görünür hâle geliyor.

Dijital devrimin hızlandırdığı bu dönüşümlerin hızı, şimdiye kadar düzenleme, alternatifler, sınırlar ve teknolojinin toplumsal kullanımları konusunda ciddi bir tartışmaya çok az yer bıraktı. Ama şimdi bu meseleleri ele alma zamanı geldi ve dünya çapında öneriler ve alternatifler ortaya çıkmaya başlıyor.

Dijital çağı demokratikleştirmek ve düzenlemek

Bugün daha az çalışma süresi, daha yüksek ücretler ve daha güçlü haklar mücadelesi teknik olarak mümkün, ama dijital sömürgecilik, tekeller ve çalışma koşullarının bozulması tehdidiyle karşı karşıya. Diğer her sömürü biçimi gibi, dijital sömürü de güçlü devletler, etkin yasalar ve güçlü sendikalarla mücadele edilebilir. Teknolojiyi teknolojik tekeller yerine toplumsal çoğunluğun yararına kullanmak mümkün.

Dijital devrim yalnızca hayatlarımızı değil, toplumlarımızı da değiştiriyor. Dijital özerklik sınırlı kalmaya devam ediyor, çünkü yeni teknolojilerin gelişiminin büyük bölümü ABD merkezli Big Tech şirketlerine bağımlı hâle geldi. Hükümetler veri, dijital pazarlar ve teknolojik altyapı üzerine politikalar geliştirirken, büyük teknoloji şirketleri dijital ekonomiyi düzenleme girişimlerini engellemeyi sürdürüyor. Avrupa Birliği, Yapay Zeka Yasası (AIA) ve Dijital Hizmetler Yasası (DSA) ile ilk adımları attı, ama bunlar yetersiz kalıyor.

Vatandaşları ve haklarını savunan, gerçekten özerk ve insancıl bir teknolojik gelişim modelini destekleyen politikalar geliştirme zamanı geldi. Bu, şu hedeflere yönelik yeni kamu düzenlemeleri gerektiriyor: kaynak kodlarının paylaşılması; veri dolaşımının düzenlenmesi; kamu bulut altyapısının geliştirilmesi; dijital ürünler için sınırlar ve gereklilikler belirlenmesi; dijital sektör için yeni bir mali çerçeve oluşturulması.

Ama mesele sadece teknoloji şirketlerini düzenlemek değil, aynı zamanda teknolojinin kendisinin mülkiyetini ve gelişimini sorgulamaktır. Bu da şunları gerektirir: vatandaşları korumak için düzenleyici kapasitenin korunması; yeni dijital merkezlerin genişlemesinin desteklenmesi; teknoloji şirketlerinin kullandığı vergi cennetlerinin ortadan kaldırılması; teknoloji devlerinin faaliyet gösterdikleri yerde vergi ödemesinin sağlanması.

Yeni bir toplumsal sözleşme

Bildiğimiz toplumsal sözleşme, dijital devrimin meydan okumasıyla karşı karşıya. Neoliberal dogmanın hakim olduğu bir bağlamda, piyasaya alternatif düşünmek zorlaşıyor. Ama teknolojik değişimin, teknolojiye sahip olan ve onu kontrol eden büyük şirketler yerine insanlara fayda sağlaması için bu çerçevenin aşılması gerekiyor.

Savaş sonrası toplumsal sözleşmenin kazanımları üzerine inşa edilecek yeni bir toplumsal sözleşme dört sütuna dayanmalı:

1. Yeni vergi kuralları: Sermaye getirileri emek getirilerini giderek geride bırakırken, vergi sistemleri yüksek düzeyde otomatikleşmiş ve dijitalleşmiş iş modellerine uyum sağlamalı. Öneriler arasında, yüksek düzeyde otomatikleşmiş ve dijital şirketler için yeni vergilendirme biçimleri ile evrensel temel gelir gibi mekanizmalar var.

2. Çalışma süresinin kısaltılması: Algoritmalar ve makineler işimizin bir kısmını yapabiliyorsa, teknolojik ilerlemenin kazanımlarını korurken daha az saat ve daha az yıl çalışmak mantıklıdır. 32 saat veya daha az çalışma haftası önerileri artık ütopik değil ve birçok ülkede zaten test ediliyor.

3. Uzaktan çalışma: Hibrit ve uzaktan çalışma, işgücü piyasasının kalıcı özellikleri hâline geliyor. İşçiler bu düzenlemeleri özgürce seçebilmeli ve yasal olarak korunan bir bağlantıyı kesme hakkından yararlanmalı.

4. Bir “Rider Yasası”: Platform ekonomisinde merkezi mücadelelerden biri işçilerin sınıflandırılmasıyla ilgili. Platform işçileri, sahte biçimde serbest meslek hizmet sağlayıcıları olarak değil, haklara sahip işçiler olarak tanınmalı. İspanya’nın Rider Yasası bu türden önemli bir örnek olmayı sürdürüyor.

Etik yapay zekaya doğru

Yapay zeka hakkında çok şey söyleniyor, ama ona eşlik etmesi gereken etik konusunda çok daha az şey söyleniyor. Gerçekten de yapay zeka büyük ölçüde yasal düzenleme olmadan geliştiriliyor ve düzenleme var olduğunda bile genellikle etik bir bakış açısından yoksun. Türünün dünyadaki ilk düzenlemelerinden biri olmasına rağmen, AB’nin Yapay Zeka Yasası temel insan hakları ilkelerinden yoksun. Vatandaşları ve haklarını korumak yerine sanayi çıkarlarını önceliklendiriyor, pervasız kullanımları veya despotik yapay zeka teknolojilerinin ihracatını yasaklamıyor ve hesap verebilirlik ile şeffaflık konusunda zayıf kalıyor.

Devletler, insanları ve haklarını merkeze koyan güçlü ve bağlayıcı yapay zeka yasaları çıkarmalı. Sivil toplum örgütleri, yapay zekanın insani gelişime katkıda bulunmasını sağlamak için şu önlemleri önerdi: yapay zeka riskleri, manipülasyon ve “kabul edilemez riskler” kriterlerinin güncellenmesi; fiziksel, fizyolojik, davranışsal ve biyometrik veri kullanan sistemlerin yanı sıra göç, sağlık ve sigortayla ilgili yapay zeka uygulamalarını da içerecek şekilde “yüksek riskli” sınıflandırmaların genişletilmesi; manipülasyon, sosyal puanlama ve cinsiyet, kimlik, ırk, sosyoekonomik statü, göçmenlik durumu veya engellilik temelli zafiyetlerin sömürülmesi dahil, temel haklara kabul edilemez riskler oluşturan yapay zeka sistemlerinin yasaklanması; duygu tanıma sistemleri, kamusal biyometrik kategorilendirme, davranışı etkilemek için bedensel veri kullanımı, öngörücü polislik ve göçmenlik uygulamalarında yapay zeka kullanımı gibi pratiklerin yasaklanması; yapay zeka tarafından üretilen içeriğin açıkça etiketlenmesinin zorunlu kılınması.

Veri bir meta değildir

Şimdiye kadar, dijital teknolojilerle etkileşimlerimiz yoluyla ürettiğimiz veriler, teknoloji şirketlerinin mülkü gibi muamele gördü; bu şirketler verileri meta olarak alıp satıyor ve kârlarını artırmak için profil oluşturmada kullanıyor. Ama kişisel veriler nesne ya da zararsız metalar değildir. Onlar bizim profillerimiz, tercihlerimiz, kim olduğumuz, ne hissettiğimiz ve ne düşündüğümüzdür.

Kişisel veriler kullanıcılara ait olmalı ve bireysel ile kolektif hakların korunmasını, aynı zamanda kolektif faydayı garanti eden kamusal çerçevelerle yönetilip düzenlenmelidir. Bu, hiçbir şirketin önceden kamusal izin almadan ve verinin kullanımının, ilgili şirketin çıkarlarının ötesinde toplumun bütününe fayda sağladığından emin olmadan kişisel verileri sömürmesine izin verilmemesi anlamına gelir.

Hükümetlerin, kişisel veri koruma yasalarını zayıflatmadan veriye erişim sağlayan düzenleme ve politikaların tasarımında daha fazla yer alması gerekiyor. Buradaki argüman, devletlerin kişisel verilere ayrım yapmadan erişmesi gerektiği değildir. Aksine, mevcut düzenlemelere uyarken ve mahremiyeti korurken, bilgi toplumun daha iyi gelişimine katkıda bulunan çözümlerin, kamu politikalarının, düzenlemelerin ve araçların geliştirilmesi için erişilebilir olmalıdır.

Bana göre, bireysel ve kolektif hakları garanti altına almak için iki önlem esastır: kamu politikalarının tasarımı için gerçek zamanlı veri toplayıp analiz edebilecek kamusal veri ve yapay zeka merkezleri geliştirmek; hükümetlerin, vatandaşların, araştırmacıların ve sivil toplumun gerçekliği daha iyi anlamasını ve bilinçli kararlar almasını sağlayan açık veri platformları oluşturmak.

İnsanlar, dijital alanda ürün olarak değil, kullanıcı ve işçi olarak tanınmalıdır. Biz hammadde değiliz; haklara sahip öznelerizdir.


Çeviren: Yeniçağ Kıbrıs / Yapay Zeka Claude
Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zeka Claude’dan yararlandık. Yayımlanmadan önce çeviriyi bir Yeniçağ Kıbrıs editörü kontrol etti.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Franz Schäfer, Josef Baum yazdı: Yapay zeka ve emeğin geleceği: İki karşıt bakış açısı

Aşağıdaki yazılarda transform! Austria yazarları Franz Schäfer ve Josef...

Siyaseti topluma geri getirin – Luciana Castellina – Transform! Network

%40 sandığa gitmediyse bir sebebi var Beklenen gerçekleşti: Anti faşizmin...

Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok – Belaruslu Sol Aktivist Pavel Katarzheuski’yle röportaj

Üç aydan fazladır kitlesel protesto gösterileri yapılıyor. Siyaset bilimci...

Slovenya: “Virüs gidecek ama diktatörlük kalabilir”

13 Mart’ta, Covid-19 salgınının ilan edilmesiyle eşzamanlı olarak Slovenya’nın...

Otoriter Rejim Macaristan’da Diktatörlüğü Getirmeyi Deniyor – Tamás Krausz

Küreselleşme, yani sermayenin gücünün yayılması ve neoliberalizmin siyasal rejimi,...
4,589BeğenenlerBeğen
1,570TakipçilerTakip Et
3,940TakipçilerTakip Et
873AboneAbone Ol

Son eklenenler

Marios Epaminondas yazdı: Bir kabahatlinin küçük öyküsü

Tarih yazımının büyük anlatılardan vazgeçip "önemsiz" insanlara yönelmeye başladığı...

Ioannis Tirkides yazdı: Kıbrıs’ın savunma yönelimi: Stratejik bir yanılsama

Haziran 2026'da Kıbrıs ile Fransa arasında imzalanan Asker Statüsü...

Ahmet An yazdı: 1960 Kıbrıs Anayasası’na Neden Dönülemez ve Çıkış Yolumuz

Konuya dar milliyetçi açıdan bakarak, içine itildiğimiz taksim çıkmazından...

Esra Akgemci yazdı: Kolombiya’dan Peru’ya: Güvenlikçi siyasetin gölgesinde seçimler

Toplumsal sorunların çözümünü daha fazla güvenlik, daha fazla ceza...

Mehmet Yaşin yazdı: Mutfaktaki “kızıl” devrimci!

Bu haftaki konumuz, Avrupa mutfaklarıyla tanıştıktan sonra tüm mönüleri...

Niyazi Kızılyürek yazdı: İfrata Kaçmak!

İfrata Kaçmak! Yeni bir olası müzakere süreci arifesinde birileri yine...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Gıprız Cumhuriyeti Yurddaşlı’ından Goparılmag; Hayaled Casper Isdatüsü

Eylül 1979’da Cumhuriyetci Türg Partisi Genel Başganı Özker Özgür,...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Gel ne olursan ol gel

İstanbul Finans Merkezi (İFM), AKP zihniyetinin cisim bulmuş hâlidir. Bir yandan en...

Canlı yayın