
Kıbrıs sorunuyla karşı karşıya gelen ilk Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld’dü. Görevi devraldıktan yalnızca birkaç ay sonra, 20 Ağustos 1954’te, Yunanistan’ın BM Daimi Temsilcisi Christian Xenopoulos Palamas’tan, Yunan hükümetinin Kıbrıs sorununun Genel Kurul’un 9. Oturumu’nun gündemine alınması talebini teslim aldı. Kıbrıs sorunu, ilk kez resmî olarak Yunan-İngiliz ilişkileri düzeyinden Birleşmiş Milletler’in uluslararası platformuna taşınıyor, sorunun tarihinde yeni bir dönemi başlatıyordu.
1954, Kıbrıs sorununun seyri için belirleyici olduğu kanıtlanan yoğun siyasi süreçlerin yaşandığı bir dönemdi. Yunan hükümeti, o zamana dek izlediği ve Venizelos’un yerleştirdiği, Kıbrıs’ın statüsünde Birleşik Krallık’ın rızası olmadan hiçbir değişikliğin aranmaması gerektiğini öngören doktrine dayalı politikayı terk etmeye karar verdi. Bunun yerine, sorunun uluslararasılaştırılmasını seçti; BM Genel Kurulu’ndan (Rum) Kıbrıs halkının kendi kaderini tayin hakkını tanımasını isteyerek, bir referandum yoluyla Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesine (Enosis) giden yolu açmaya çalıştı.
Bu tercih, bir yandan Kıbrıslı Rumların Yunan hükümetleri üzerinde sürekli baskı uygulayan coşkulu Enosis arzusuna, öte yandan Britanya’nın kendi kaderini tayin hakkının verilmesi olasılığını dahi görüşmeyi sistematik biçimde reddetmesine dayanıyordu. Başpiskopos III. Makarios’un rolü de belirleyici oldu; Papagos hükümetinin tereddütlerini fark eden Makarios, yoğun siyasi baskı uyguladı ve Yunanistan girişimi üstlenmezse konuyu başka devletler aracılığıyla gündeme getirmeye çalışacağını sezdirdi. Bu baskı, Yunan hükümetinin 20 Ağustos 1954’te talebini sunma yönündeki nihai kararına katkıda bulundu.
BM’ye başvuru, Kıbrıs’ta eşi görülmemiş bir halk seferberliğiyle birlikte geldi. İngilizlerin yürürlüğe koyduğu baskı tedbirleri siyasi toplantıları yasakladığından, Makarios, Kıbrıslı Rum halkını Faneromeni Kilisesi’nde toplu ayine çağırdı. Orada, 22 Ağustos 1954’te, binlerce kişinin önünde, Kıbrıslı Etnark tarihî bir konuşma yaptı ve bu konuşma “Faneromeni Yemini” olarak bilinir hale geldi. Bu konuşmayla, orada bulunanları Enosis ve yalnızca Enosis yönündeki ulusal talebe sadık kalacaklarına dair söz vermeye çağırdı.
Bu halk seferberliğine rağmen, başvurunun sonucu, girişimin mimarlarının umduğundan farklı oldu. İzleyen aylarda Kıbrıslı Türk örgütler Enosis ihtimaline karşı olduklarını ilan etti, Türkiye Kıbrıs’ın statüsündeki her türlü değişikliğe kayıtsız kalmayacağını uyardı, Britanya ise BM’de kendisi açısından olumsuz gelişmeleri önlemek için yoğun bir diplomatik faaliyet yürüttü. Aralık 1954’te Yunan hükümeti, güçler dengesindeki asimetriyi fark ederek, konunun görüşülmemesi yönündeki öneriyi kabul etti. Sonuç, yalnızca bu özel çabanın başarısızlığı değildi; aynı zamanda yeni dinamiklerin de şekillenmesiydi, çünkü Türkiye artık Kıbrıs sorunu üzerine uluslararası müzakerelerde ilgili bir taraf olarak görünmeye başlamıştı.
1950’lerin gelişmeleri, Dag Hammarskjöld’ün şahsı üzerinden bakıldığında özel bir ilgi kazanıyor. Kıbrıs sorununun nihayetinde mutabakata varılmış bir çözüme —1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna— ulaştığını gören ilk ve tek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olmadan önce, 1955-1959 döneminin sarsıcı gelişmelerine tanıklık etti. Üstelik ardından gelen çalkantıları yaşamaya fırsat bulamadı; çünkü 1961’de esrarengiz bir kazada hayatını kaybetti. Tutkulu ve uzlaşmaz taleplerle başlayan, kanlı bir mücadeleyle devam eden ve beklenmedik bir siyasi uzlaşı sonuçlanan bu ilk Kıbrıs sorunu döngüsü, daha geniş bir düşünmeye kapı aralıyor. Ulusal taleplerin sınırları, uluslararası güçler dengesinin önemi ve nihayetinde bir siyasi uzlaşmanın taşıyabileceği olanaklar üzerine bir düşünme.
Orijinali Rumca olan bu makalenin çevirisinde yapay zeka Claude’dan yararlandık. Yayımlanmadan önce çeviriyi bir Yeniçağ Kıbrıs editörü kontrol etti.
Çeviri: Yeniçağ Kıbrıs / Yapay Zeka Claude
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



