Kıbrıs iktibasŞener ElcilKültüre Saygı, Kendine Saygı - Şener Elcil

Kültüre Saygı, Kendine Saygı – Şener Elcil

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com
Kategori:

Geçtiğimiz günlerde, kendine ve görüşlerine çok değer verdiğim, Türkiyeli bir gazeteci arkadaşımla sohbet ederken, “Siz ülkenize sahip çıkmak istiyorsunuz, fakat kültürünüze sahip çıkmadan bunu başarmanız mümkün değil” demişti.

Bir ülkede toplumsal varlık, kültürün yaşatılması ile açıklanabilir.

Tanrıça Afrodit’in doğduğu “Akdeniz’in fahişesi Kıbrıs adası”, stratejik önemi nedeni ile birçok emperyal medeniyet tarafından işgal edilmiş ve her gelen kültüründen izler bırakmıştır.

Biz Kıbrıslılar, Mısır, Hitit, Asur, Pers, Roma, Arap, Kürd, Yunan, Fransız, İtalyan, Türk, İngiliz kültürlerinden etkilendiğimiz gibi, onların genlerini de taşımaktayız.

Günlük dilde kullandığımız birçok kelime onlardan bize kalan tarihi izlerdir.

Yemeklerimiz, yaşam biçimimiz, dilimiz onlardan bize kalan miras olup, toplumsal ayrıcalık ve zenginliğimizi göstermektedir.

Bilimsel olarak bakıldığında, hayvanlar arasında ırkların karıştırılmasının üstün özellikler verdiğini, insan ırklarının karıştığı ülkelerde ise zekâ düzeyi ortalamasının yüksek olduğu kanıtlanmıştır.

Angıllar, Saksonlar, Danlar, İberyalılar, Keltler’den oluşan İngiliz ulusunun, küçücük bir adadan çıkarak, dünyayı yönetir duruma gelmesinin nedeni olarak bu ırksal karışımın yarattığı zekâ üstünlüğü verilebilecek en güzel örnektir.

Biz ise bu avantajımızı olumsuz yönde kullanıp, birbirimizle didişerek, yabancıların ülkemize gelerek hakimiyet kurmalarına davetiye çıkardık.

Bir yandan, zeki insanlarımızı başka ülkelere “beyin göçü” ile kaptırırken, diğer yandan da “asimile olduk, yok oluyoruz” diye feryat ediyoruz.

Kültürü korumak, onu tanımakla başlar.

Son yüzyılda, Rumca ve Türkçe konuşan Kıbrıslılar olarak, daha çok Elen ve daha çok Türk olmak için yüzlerimizi anavatan diye belletilen Türkiye ve Yunanistan’a dönünce, başımıza gelmedik hal kalmadı.

Türkiyeli yetkililer TMTYunanlı yetkililer kilise ve EOKA üzerinden kontrolu ele geçirince, asimilasyon politikaları çok planlı şekilde uygulanmaya devam etmektedir.

Kıbrıslı Türklerin Rumca konuşması ve Rumca öğrenmesi yasaklandı.

Günlük yaşamda Rumca kelime kullananlar ihbar edilerek para cezası ödemeye mahkûm edildi.

Okullarda, Kıbrıs halk oyunları “Rum oyunu” diye öğretilmedi. Onların yerine, Silifke yöresi oyunları, Ege Zeybekleri, Bursa kılıç kalkan oyunları ve Doğu yöresinin “Lorke ve Kelek Van oyunları” öğretilir oldu.

Okullarda Kıbrıs coğrafyası yerine Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesi en ince ayrıntısına kadar çocuklara belletildi.

Trodos ve Beşparmak dağlarının yüksekliği ve özellikleri yerine Ağrı, Nemrut, Süphan, Palandöken, Uludağ, Toros dağları öğretildi. Kıbrıslı Türklerde “Türkiye hayranlığı” yaratıldı.

1974 yılı ile birlikte, anlatılanların ne derece gerçek olduğunu yaşayarak öğrenip bu rüyadan uyandık.

Bize “Rum ve İngiliz piçi” olduğumuzu, bu adayı kan dökerek aldıklarını ve onların olduğunu, bize su ve para vermezlerse yaşayamayacağımız hatta “besleme” olduğumuz en yetkili Türkiyeli makamlarca defaatle hatırlatıldı.

Bunlar söylenirken makam ve ganimet parası uğruna sessiz kalan işbirlikçiler yüzünden, sorunlarımız katlanarak büyümektedir.

Kıbrıslı Türkler olarak, sosyal medyada “molohiya, hellim veya Kıbrıs halk dansları” paylaşarak bu kuşatmayı yaracağımızı düşünüyorsak çok yanılıyoruz.

Öncelikle karşımızdakinin bizim kimliğimize, kültürümüze saygı duymasını istiyorsak, kültürümüzü aile içinde yaşatmalıyız.

Türkiye medyasının bombardımanı altında, ruh sağlığımızı bozan, saçma Türk dizileri evimize televizyon ve sosyal medya ile taşıdığımız sürece kültürümüz yozlaşmaya devam edecektir.

Medyada seçici olmak, çocuklarımızı kültüründen utanan değil, kültürünü tanıyan bireyler olarak yetiştirmek çok önemlidir.

Okullardaki resmi müfredatın yarattığı beyin yıkama işlevini evde yaratacağımız ortamlarda tartıştırmalı ve bu resmi müfredatı değiştirme mücadelesini yükseltmeliyiz.

Günlük hayatta kullandığımız dilden utanmamalı ve onu yaşatma gayreti içinde olmalıyız. Kültürümüzün ortak değerlerini adamızın diğer toplumu ile paylaşarak, geçmişteki ortak yaşamın varlığını devam ettirmeliyiz.

Yurtdışında görev yaptığım dönemde, Cambridge Üniversitesi’nin GCSE ve A-Level konusunda düzenlediği bir panele katılmıştım.

Türkiyeli kadın bir panelistin, Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türklerin günlük konuşmalarına yönelik küçümseyici sözleri karşısında dayanamayarak söz aldım.

Kıbrıslı Türklerin kullandığı Türkçe’nin 17. yüzyıl Anadolu halk dili olduğunu hatırlatarak, bu ağzın adada yaşayan diğer toplumlardan etkilenen sözcüklerle zenginleştiğini vurguladım.
Bir de şu örneği verdim;

Siz Türkiye’de seni seviyorum dersiniz. Dilbilgisi kurallarına göre bu şimdiki zamandır ve geçici bir dönemi içerir. Oysa biz Kıbrıs’ta seni severim deriz. Bu geniş zamandır ve sonsuza kadar sürer. Hangisi doğru ve samimi?

Kültürünüzden ve kimliğinizden utanmayın ve onu yaşatmak için mücadele edin.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şener Elcil yazdı: Siyasi Körler Ülkesi

Uzun yıllardan beri yurtdışında yaşayan, ancak Kıbrıs’tan hiç kopmayan, yurtsever...

Şener Elcil yazdı: Şov Yapmaya Devam ve Raskolnikov Sendromu

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis, 2019 Temmuz ayında, Kıbrıs’a yaptığı ziyarette Türkçe konuşan...

Şener Elcil yazdı: Piyasa Açıldı

Kıbrıs gibi yarı kurak bir iklimde çiftçilik yapmak, tarımla uğraşmak çok zor bir iştir. Yaptığınız...

Şener Elcil yazdı: Çamaşır Makinesi Sendikacıları

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yaptığı son toplantıda “Siz,...

Şener Elcil yazdı: Muhalif Olmak – 2

İnsan onuruna yakışmayacak, her türlü kirli işin ekonomi diye...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın