Her yıl aynı ritüel. Bir grup ciddi yüzlü insan toplanır. Grafikler açılır, enflasyon konuşulur, sonra biri “makul bir yaşam için yeterli” bir rakam söyler. O rakam, genelde o masadakilerin hiçbirinin geçinmediği bir şeydir …Ama olsun, adına asgari ücret denir.
Böylece asgari ücret belirlenir. Yani bir insanın yaşayabileceği en düşük bedel… Gerçi “yaşamak” biraz iddialı bir kelime bu tabloda. Daha çok “var olma girişimi” demek belki daha uygun.
Öte yandan kamu çalışanı maaşları güncellenir. Sistem der ki; “Devlet kendi personelini korur.” Peki kalanları? Onlar da devleti korusun, ama asgari koşullarda…
Özel sektörde işler başka.. “Esnek çalışma” denilen şey, esneyen genellikle çalışanın beli olsa da hala modada. Performans sistemi, verimlilik raporları, şirket içi “iyi hissetme kültürü”… Ama ay sonunda bordro yine aynı… Minimum rakam, maksimum sabır….
Ekonomi metinlerinde buna “gelir adaletsizliği” deniyor.
Sokakta ise daha basit bir adı var; “herkes çalışıyor ama bazıları sadece çalışıyor.” Sartre demişti ki; “Cehennem başkalarıdır.” Muhtemelen maaş bordrosundaki diğer sütunlara bakarken söylemişti…
Şimdi biraz düşünelim, asgari ücret dediğimiz şey, yaşamın alt limiti mi? Yoksa hayal kurmanın üst limiti mi? Bir ülkede bir ücret hem “asgari” hem de binlerce kişinin “maksimumu” oluyorsa, orada matematik değil, mizah kuvvetli çalışıyor demektir. Ama bu mizahın kimseyi güldürmeye niyeti yok…
Asgari olan bazen ücret değildir. Umudun dozu, günün enerjisi, çocuğun okul servisi, ya da dolaptaki yoğurttur…
Ama merak etmeyin, devlet “gerekli hassasiyeti” gösteriyor…Asgari ücret görüşmeleri için bir sonraki toplantı tarihi belirlendi…
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




