Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yaptığı son toplantıda “Siz, seçimlerde nasıl hile yapıldığını çok iyi biliyorsunuz. Size ne verelim diye çok düşündük ve meşruiyet vermeyi çok uygun gördük” demesi karşısında sesini çıkaramaması, Türkiye’deki yönetimin kimler tarafından idare edildiğini ve seçimlerin de tamamen uydurma bir süreç olduğunu göstermektedir.
Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’deki yönetime yakın bir dostum, Ankara’dan arayarak, vakıflarla ilgili yaptığı araştırma için bana bazı sorular sordu.
Söz arasında; “Haydi gözünüz aydın, yerel ve genel seçimleriniz 6 Aralık’ta yapılıyor, karar alındı” dedi. Olay benim bilgime geldikten tam on gün sonra, bizdeki meclis başkanı çıkıp, bu kararı biz almış gibi kamuoyu ile paylaştı.
Kararın konuşulduğu günlerde, Sevgül Uludağ arkadaşımızın cenaze töreninde karşılaştığım bazı milletvekilleri ile bu kararı ve aldığım bilgiyi paylaşarak sorguladım.
Sol olduğu söylenen parti milletvekili suskun kalırken, sağ olduğu söylenen parti milletvekili çok samimi bir şekilde, “ne yapalım hocam emir yüksek yerden” dedi.
Bir bağımsız devlet düşünün ki, Donald Trump’ın ukalaca yaptığı konuşmaya, o devletin başkanı cevap vermiyor değil, veremiyor.
Türkiye’nin başında oturtulanların, onları oraya oturtanlarla ilgili konuşmaları mümkün değildir. Konuşmaya kalkmaları halinde Reza Zarrap, Halk Bankası, MİT tırları, İran ambargosunun delinmesi, ayakkabı kutuları başta olmak üzere Epstein olayına varıncaya kadar birçok konu kamuoyunun gündemine gelecektir.
Bir bağımsız devlet düşünün ki, seçimlerinin tarihi ve şekline başka bir ülke karar veriyor. “Burası bağımsız bir devlettir. İrademize müdahale edemezsiniz” deme cesareti gösterilemiyor.
Bu cesareti gösterenlere neler yapıldığını Ahmet Mithat Berberoğlu’nun seçim döneminde yaşadıklarını, Ali Kişmir’in gündeme getirdiği o meşhur “Beyaz Ev” toplantısını, faili meçhul cinayetleri, trafikte organize edilen düzmece kazaları, Mustafa Akıncı’ya Cumhurbaşkanı iken yapılan tehditleri hatırlatırlar veya her gün konuşulan rüşvet, yolsuzluk ve usulsüzlük dosyaları kamuoyunun gündemine gelir.
“Rumcu, vatan haini” veya “Türkiye düşmanı” olarak damgalanırsınız. Hepsinden önemlisi, Türkiye’nin burada yaptığı demokrasi dışı ve uluslararası hukuka uymayan uygulamaları sorguladığınız zaman, sizin bir daha rejimin sandalyelerinde yer almanız mümkün olmaz.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin başında oturtulanlar, ABD orijinli küresel sermayenin görevlerinin dışına çıkamazlar.
Kıbrıs’ın kuzeyinde rejimin koltuklarına aday olup, siyaset ile ilgilenenler ise, Türkiye’nin onlara çizdiği çerçevenin dışına çıkamazlar.
Hal böyle iken toplumsal hakları, emeğin hakkını, demokrasiyi, insan haklarını, özgürlükleri savunmak için mücadele ettiğini söyleyen sendikalar neden susmakta ve toplumsal mücadeleden kaçmaktadırlar?
KTÖS Başkanı bir konuşmamızda, “Sen siyaset yapıyorsun. Biz siyaset yapmayacağız” diyerek sitemde bulunmuştu.
Bu söylem benim sendikada olduğum dönemde yaptığımız eleştirilerden korkup, “Git siyasi parti kur. Git siyasi partilere üye ol, KTÖS siyasi parti mi ki, böyle açıklama yapıyor. Derhal savcılık bunlara dava açsın” diyen rejimin bekçilerinin söylediklerini hatırlattı.
Toplumun haklarını savunmanın, ülkemizin içine düşürüldüğü bu çarpık rejime karşı çıkmanın veya dünyada yaşanan rezilliklere karşı durmanın bu kadar kötü bir şey olduğu, rejim tarafından ne de güzel belletilmiştir.
“Öğretmen sorunları, toplum sorunları ile iç içedir” ilkesinin varoluş sebebi olduğu bir sendika başkanı “biz siyaset yapmayacağız” diyerek, aslında “biz rejimin nimetlerinden yararlanan uslu çocuklar olacağız” demek istemektedir.
1974 öncesi, benzin zammına karşı çıktığı için haksız bir şekilde BEY (Bayraktarlık, Elçilik, Yönetim) rejiminin hışmına uğrayıp hapse atılan sendika başkanımız Arif Hasan Tahsin ne de çabuk unutulmuştur.
Sendikacı kendi gündemini kendi belirler. Rejimin yarattığı yapay gündemlerin arkasında gitmez.
Bu dönemde ETUCE Kıbrıs temsilciliği görevini sırası geldiği için devralan KTÖS genel sekreteri, “barış ve demokrasi mücadelesinde tarihi başarı” diye manşet atan ve “seçildiği ile ilgili” yalan haber yapan medya kurumlarında bol bol reklam yaparken, Gazze’de on binlerce Filistinli, İsrail bombaları altında ölmekteydi.
Bu dönemde Rum ve Türk sendikaları bu soykırımı kınamak için yönlendirip, ortak eyleme çıkma yerine, “Rum öğretmen sendikaları faşisttir” diyerek, sorumluluk almaktan kaçmış ve sadece seyretmekle yetinmiştir. ”Biz siyaset yapmayacağız” demek herhalde bunu gerektirmektedir.
Kamuda liyakate göre istihdam edilmeyi savunup, bunun için her gün açıklama yapan sendikalar, arka kapıdan hiçbir liyakate bakılmadan kamuya istihdam edilenlerle ilgili “iş güvencesi” adı altında geçtiğimiz günlerde geçen anayasaya aykırı yasa karşısında seslerini çıkarmadılar.
Yurtseverleri “beğenmezseniz güneye gidin!” diye kovan sendika başkanı hükümete teşekkür bile etti. “Siyaset yapmayacağız” diyen KTÖS yetkilileri “geçici öğretmenlerin kadrolanması konusundaki” utangaç duruşlarını bile, burada hiç göstermediler.
Yıllarca çalışıp eğitim alan ve kamuda sınavlara girip kadro yetersizliği olduğu için dışarda kalan liyakatli gençlerin hakkını savunma yerine partizanlığa onay veren sendikacılar, bundan sonra nasıl eşitlikten, haktan, adaletten ve liyakatten bahsedeceklerdir.
Siyaset yapmayacağız demek toplumsal sorumluluktan kaçmak ve rejimle iyi geçinmek demektir. Rejimle iyi geçinmek, rejimin nimetlerinden yararlanmak ve adamızın kuzeyinde egemen olan Türkiye’nin çizdiği çerçevenin dışına çıkmayarak, rejimin koltuklarına oturmak demektir.
Bir milletvekilinin 9 bin euro, müsteşarın 8 bin euro, siyasi daire müdürünün 5 bin euro aldığı bir ortamda rejime muhalif olmak, nimetlerden mahrum kalmak demektir.
Eylem yapar görünüp, Atatürk Öğretmen Akademisi önüne çamaşır makinesi götüren arkadaşlar önce kendi çamaşırlarınızı ortaya serin de görelim. Siz yapmazsanız, niye konuşmadığınızı, niye sadece reklam yaptığınızı biz yazmaya devam edeceğiz.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



