Yazımızın başlığı, “Project Syndicate” adlı, uluslararası tanınırlığa sahip bir dizi ismin sürekli olarak kısa yazılar kaleme aldığı oldukça etkili bir sitenin “Büyük Resim” başlığı altında topladığı bir dizi yazıyı okuruna sunarken tercih ettiği üst başlıktır. Benzer tartışmaların farklı mecralarda da yürütüldüğünü düşünürsek, konuya biraz daha yakından bakmanın gerekliliği açıktır. Bu kısa yazıda, ilgili sitede yer alan yazılardan hareketle ABD’yi bir finansal krize götürme olasılığı taşıyan güncel eğilimleri okuyucularla paylaşmak istedim.
Genel durumu baştan özetlersek, bu metinlerde yazarların mevcut durumu bir tinder box (barut fıçısı) olarak görmekte ve piyasa aktörlerinin kısa vadeli kâr odaklılığı ile uzun vadeli riskleri görmezden gelme eğilimine dikkat çekmekte olduklarını söyleyebiliriz.
Yapılan tespitlerin ilki, piyasaların —özellikle tahvil yatırımcılarının— Trump yönetiminin kötü ekonomik politikalarının yol açtığı uzun vadeli riskleri bilerek görmezden geldiği yönündedir. Buna göre yatırımcılar, ABD’nin uzun vadeli zenginlik yaratma kapasitesi sistematik olarak aşınırken, piyasaların kısa vadeli momentumu uzun vadeli ihtiyata ödüllendirdiği bir “ödül yapısı” nedeniyle, ABD hükümetini tarihsel olarak düşük getirilerle finanse etmeye devam ediyorlar. Gerçekten de tahvil piyasalarından ucuza borçlanarak ve fonları hisse senetlerine yatırarak olağanüstü getiriler elde edilmesi söz konusu. Ancak bu vurdumduymazlığın, risklerin bilindiği ancak göz ardı edildiği 2008 krizi öncesi döneme benzediği vurgulanıyor. İddia o ki, nihayetinde bir tahvil sahibi “daha yüksek risk primi” talep ettiğinde durum hızla değişebilir ve “düzenli bir düzeltme için çok geç olabilir.”
Bir diğer yazı, dijital platformlar ve mobil uygulamalar tarafından körüklenen bireysel yatırımcıların artan kısa vadeli spekülasyonu ve yüksek riskli işlemlerin yol açtığı tehlikeye dikkat çekiyor. Mobil uygulamalar, emeklilik planlarının likit olmayan alternatif varlıklara (kripto, özel sermaye vb.) yatırım yapmasına izin verilmesi ve genç nesillere aktarılan büyük servetin (Tahminler değişiklik göstermekle birlikte, ABD’de 2045 yılına kadar 84 trilyon dolar gibi rekor bir miktarın miras yoluyla el değiştirmesi beklenmektedir.) spekülatif iştahı artırdığı vurgulanıyor. Sıfır günlük opsiyonlar gibi karmaşık türevler ve kaldıraçlı alım satımların oluşturduğu riskin altı çiziliyor. Keynesyen bir perspektifle, bu spekülatif kültürün finansal piyasaların ötesine geçerek hane halkı finansmanının istikrarını ve geniş ekonomiyi tehdit ettiği savunuluyor. Sermaye uzun vadeli üretken yatırımdan spekülasyona kaydıkça, reel ekonominin finansal spekülasyona ne kadar dayanabileceği sorgulanıyor. Bu eğilimin kontrol altına alınmazsa ABD ekonomisini istikrarsızlaştırabileceği ve 2008 tarzı bir küresel krize zemin hazırlayabileceği vurgulanıyor.
Bir diğer husus, Yapay Zekâ (AI) balonunun finansal krizi tetikleme potansiyelidir. AI balonunun patlaması durumunda, yüksek kaldıraçlı finansal kurumların (özellikle hedge fonlarının) sadece teknoloji hisselerini değil, diğer varlık türlerini de yangın satışlarıyla elden çıkarmak zorunda kalabilecekleri öngörülüyor. Bu durumun sorunları farklı varlık piyasalarına yayması, daha genelleşmiş bir kriz potansiyeline işaret eder niteliktedir.
Fed politikaları da açıklamalarda yerini alıyor. Bu yaklaşımda, büyümenin işgücü piyasasından ayrışması nedeniyle Fed’in karşı karşıya kaldığı politika ikilemine dikkat çekiliyor. ABD açısından GSYİH büyümesi güçlü kalırken, işgücü piyasasının zayıflama işaretleri göstermesi ve enflasyonun hâlâ %2 hedefine ulaşmamış olsa da (%3 civarında) istikrarlı uzun vadeli enflasyon beklentilerinin söz konusu olması, istihdamdaki yavaşlamayı önlemek için Fed’in faiz indirimine gideceğini düşündürüyor. Bu durum Fed’i bir ikileme sokuyor. Fed, piyasa beklentilerini karşılayıp faiz indirimi yaparsa, varlık fiyatlarını daha da şişirme ve finansal balonları istemeden körükleme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Gün geçtikçe Fed’in enflasyon, maksimum istihdam ve finansal istikrar hedeflerini aynı anda dengelemesinin zorlaştığının altı çiziliyor. 2008 küresel mali krizinin öncesinde yaygın olan risk alma eğilimine doğru yaşanan dönüşümün Fed’i de zor bir sınava soktuğu vurgulanıyor.
Anlaşılacağı üzere ABD açısından yeni bir finansal krizi tetiklemesi muhtemel kırılganlıklar günümüzde oldukça yoğunlaşmış durumda.
İrili, ufaklı, sistemin kalbinde ya da çevresinde yaşanan çok sayıda finansal kriz şüphesiz 1980’lerle birlikte kapitalizmin giderek daha fazla finansallaşması ile ilişkili. Kapitalizmin finansallaşması ise temelde kapitalist üretimin kârlılık sorunları yaşadığı bir dönemin ürünü. Ancak finansallaşma, finansal alanda geliştirilen yeni enstrümanlara eşlik eden daha çok sayıda iktisadi aktörün finansal süreçlere içerilmesi ve finansal şirketlerin kârlılığıyla derinleşiyor. Bu kârlılığın; sıklığı artan krizler, istikrarsız ekonomiler, artan güvencesizlik, yaşamın daha çok piyasalara bağımlı hale gelmesi ve artan bireysel ile toplumsal riskler anlamına geldiğini de unutmamak gerekir.




