Latin Amerika, teknoloji-üstüncülüğünün siyasi ve ideolojik laboratuvarına dönüşüyor.
Silicon Valley milyarderi Peter Thiel’in yakın zamanda Arjantin’e taşınması ve Trumpçılığın açık etkisinin bölgedeki son başkanlık seçimlerinin söylemini şekillendirmesiyle birlikte, tehlikeli bir geçişe tanıklık ediyoruz. Bu yeni model, aşırı kuralsızlaştırılmış bir şirket düzenini, biyometrik gözetimi ve Washington ile koşulsuz jeopolitik hizalanmayı bir araya getiriyor. Geleneksel elitler bu aşırı sağcı planı benimsiyor, çünkü bu plan onlara “hukuk ve düzen” kisvesi altında ırksal profillemeyi silah haline getirme imkânı veriyor; amaçlanan sömürgeci hiyerarşileri yeniden tesis etmek ve toplumsal hareketlerin elde ettiği kazanımları geri almak.
6 Temmuz’da Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro, ülkenin başkanlık seçimlerinin ikinci turunda iddia edilen siber müdahaleyi kınadı. Peru’da ise aday Roberto Sanchez, Keiko Fujimori’nin zaferinin ardından seçimlerde hile yapıldığı iddiasında bulundu. Bu iddiaların hiçbiri yargı tarafından doğrulanmamış olsa da her iki seçim sürecinin kazananları ortak bir modele uyuyor: suça karşı “sert” söylemleri savunan, kendilerini Amerika Birleşik Devletleri ile yakın biçimde hizalayan ve yapay zekânın kolluk kuvvetlerine ve güvenlik yönetimine entegre edilmesini teşvik eden aşırı sağ adaylar.
Donald Trump, “Trump Ek Maddesi” ile Monroe Doktrini’ni yeniden canlandırdı. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi, bölgesel müttefikler listesini genişletme hedefini açıkça ortaya koyuyor; bu hedef, “yeni ortaklar yetiştirerek ve güçlendirerek, aynı zamanda kendi ulusumuzun Yarımküre’nin tercih edilen ekonomik ve güvenlik ortağı olarak cazibesini artırarak” gerçekleştirilecek.
YENİ BİR KISKAÇ HAREKETİ
Eskiden askeri darbelerin, yargı müdahaleleriyle tasfiyelerin (lawfare) ve çok taraflı kredi kuruluşlarının zorlayıcı baskı araçlarının olduğu yerde, artık Trumpçı finansman ile Silikon Vadisi’nin gözetim altyapısını birleştiren yeni bir kıskaç hareketi işlemekte. Yenilik, bu teknoloji şirketlerinin devlet aygıtının içine yerleştirmeyi başardığı yapısal bağımlılığın derecesinde yatıyor. Bu durum, ABD Savunma Bakanlığı’nın kritik askeri işlevleri Peter Thiel ve Alex Karp tarafından kurulan Palantir Technologies’e devretmesi göz önüne alındığında, ABD’nin kendi içinde bile açıkça yürütülüyor.
Bu mimari içinde Arjantin, Küresel Güney’in başlıca deney istasyonu olarak konumunu pekiştiriyor. PayPal ve Palantir’in kurucularından Peter Thiel, Buenos Aires’te ikamet etmeye başladı. Eş zamanlı olarak, Javier Milei’nin anarko-kapitalist yönetimi yakın zamanda, kuralsızlaştırma, sınırlı sorumluluk ve rekabetçi bir vergi ortamına dayanan (yerel olarak Super RIGI olarak bilinen) yapay zekâ yatırımları için bir yasal teşvik çerçevesi getirdi. Başka bir deyişle, bu çerçeve belirgin biçimde ekstraktivist bir nitelik taşıyan, şirketlere yönelik aşırı ayrıcalıklar sunuyor: ucuz enerji, gümrük muafiyetleri ve küresel veri işleme altyapısını soğutmak ve sürdürmek için su ve toprak gibi kritik kaynakların sömürülmesi.
Teknoloji-üstünlükçüler, Milei’nin Batı’nın sözde üstünlüğüne dair inancını paylaşıyorlar; bu üstünlük, kapitalizmin savunusuna dayanıyor ve kapitalizmi özgürlükle eşitleyerek, özgürlüğü katı biçimde devletin tüm kontrolünden ve müdahalesinden arınmış bir serbest piyasa ekonomisi olarak tanımlıyor. Nitekim Milei, Super RIGI projesini The Financial Times için kaleme aldığı bir köşe yazısında anlatırken, şirket ile devlet gücünü birleştiren bir yapı olan Hollanda Doğu Hindistan Şirketi’ne (VOC) de övgülü bir atıfta bulunmuştu. Atıfta bulunan şirkete ticari tekel, kendi ordusu, para birimi ve hukuk sistemi ile savaş ilan etme yetkisi verilmişti. Doğu Hindistan Şirketi zenginliğini sömürgeci sömürü ve yüz binlerce insanın köleleştirilmesi üzerine kurmuştu. Bu anlamda Super RIGI, yabancı bayraklı bir Doğu Hindistan Şirketinin topraklarında faaliyet göstermesini mümkün kılan hukuki çerçevedir. Milei, sömürgeciliğin bu kötü şöhretli şirketini sınırlı sorumluluğun doğuş yeri olarak kutlar; bunu “kapitalizmin tüm potansiyelini geliştirmesine olanak tanıyan icat” olarak tanımlar ve Batı’nın dünyaya sunduğu sözde bir armağan olarak görür; Batı üstünlüğü de buna dayanmaktadır.
Thiel’in gelişinden kısa bir süre önce, Arjantin İnsan Sermayesi Bakanlığı sosyal medyada “Sosyal Dijital İkiz” (Gemelo Digital Social) adı verilen bir sosyal bilgi entegrasyon platformunun oluşturulduğunu duyurdu; bu platformun kalıpları tespit etmek, senaryoları simüle etmek ve çeşitli kamu politikalarının olası sonuçlarını projekte etmek üzere tasarlandığı belirtildi. Palantir bir “Dijital İkiz” hizmeti sunmasına rağmen, hükümetin duyurusu sağlayıcılar hakkında hiçbir ayrıntı vermedi. Operasyonel mekanizmalar, algoritma eğitimi, profilleme, kişisel veri koruması, önyargı azaltma ya da insan denetimi hakkında da hiçbir bilgi bulunmamaktaydı. Ulusal Kongre üyeleri tarafından bakanlığa sunulan resmi bir bilgi talebi de yanıtsız kaldı.
AYRIŞTIRMA GİRİŞİMLERİ
Bununla birlikte, tamamen belgelenmiş olan şey, ülkenin biyometrik gözetim aygıtının genişlemesi ve buna bağlı riskler. Bu teknolojiler, ırksal profillenen topluluklara karşı asimetrik biçimde kullanılıyor; uzmanların belirttiği gibi, tutuklama kayıtlarına ve suç verilerine dayanan öngörücü polislik araçları, Siyah ve esmer mahallelerdeki aşırı polis varlığına dayandıkları için ırksal önyargıyı kodluyor.
Mayıs ayında Arjantin Güvenlik Bakanlığı, FBI ile CODIS genetik profilleme yazılımının kullanımı için bir anlaşma imzaladı ve yalnızca mahkûm edilenler için değil, hakkında iddianame düzenlenen her vatandaş için zorunlu genetik kayıt kapsamını genişleten bir karar çıkardı. Aynı anda, Buenos Aires Belediye Başkanı Jorge Macri, kentin “suçlular için yeni DNA Bankası”na katılımını zaferle duyurdu. “Yasa ve düzen” söylemini kullanarak, ayrıca kent içinde hareket, ikamet ve haklara erişimi düzenleyen seçici bir sistem başlattı; bu sistem mekânsal, toplumsal ve ırksal kriterlere dayanıyor. Bu durum, kentin sınırlarında, banliyö çevresinin “barbarlığına” karşı bir bariyer olarak tanımlanan “Duvar Operasyonu” (Operacion Muro) gibi kentsel ayrıştırma girişimleriyle birlikte yürütüldü.
Trump Ek Maddesi kendi entelektüel altyapısına dayanıyor; Batı üstünlüğü, “sınırlar ve düzen” ve etnik olarak hedef alınan topluluklarla toplumsal protestonun suçlaştırılması üzerine söylemler üretiyor, yerel müttefikler de daha sonra bunları kendi topraklarında uyguluyor.
TRUMPÇILIK TEHDİDİ
Sonuç olarak, Latin Amerika’da Trumpçılığın ve teknoloji-üstüncülüğünün gerçek tehdidi, teknolojik modernizasyon kapasitelerinde değil, baskı teknolojileri olarak işlev görmelerinde yatmakta. Bölgesel elitlerin Silikon Vadisi devlerine boyun eğmesi, egemenliğin teslim edilmesidir ve bu, etnik olarak hedef alınan çoğunlukların demokratik ilerlemesini reddetmelerinden kaynaklanmaktadır.
Toplumsal denetimi özelleştirerek, masum vatandaşların biyolojik veri tabanlarını uygulamaya koyarak, egemenlikten vazgeçerek ve doğal kaynakları yabancı sunucuları beslemek için devrederek, yerel oligarşiler kendi sömürge ayrıcalıklarını koruyabilmek için ülkelerini algoritmik himayelere dönüştürmeye hazır olduklarını gösteriyor.
Çeviren: Yusuf Tuna KOÇ
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



