Filistin lideri Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın yönetimde olduğu ve barış sürecinin devam ettiği 2000 yılında, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın “Barış” konulu bir semineri için bir grup gençle gittiğimiz İsrail veya Filistin’in sosyal yaşamını, tarihini ve siyasi gelişmelerini yakından öğrenme fırsatı buldum.
Negev Koleji’de yapılan seminerlerde bize ders veren Profesör Yehuda Paz’ın anlattıkları, dünyamızdaki siyasi gelişmelerin, kimler tarafından planlanıp ne amaçla uygulandığını açıklaması bakımından çok önemliydi.
Bugün herkesin “küresel Yahudi sermayesi” olarak tanımladığı ekonomik ve siyasi gücün ne olduğunu bu seminerlerde öğrenme fırsatım oldu.
Bilindiği üzere soylu bir aileden geldiği söylenen Musa Peygamber’in firavunların Mısır’a hâkim olduğu dönemde, tek tanrılı bir din olan Musevilik öğretisini yaymaya başlaması, özellikle taş işçisi köleler arasında önemli bir kabul görür.
Köleliği reddeden yeni inanışı, varlığı için bir tehdit olarak gören firavunun tepkisinden kaçmak için, Musa peygamber ona inanları toplayıp, bugün İsrail Devleti olarak bilinen Filistin’e göç eder.
Orada kendi yönetimlerini kuran Musevilik dinine inananlar, Kudüs’te Süleyman Tapınağı’nı inşa edip burayı kendilerine merkez yapar.
Orta Doğu coğrafyasının kaderi olarak bölge çeşitli istilalara uğrar. Asurluların işgali ilk acımasız işgal olup, isyan eden Yahudiler büyük bir kıyıma uğrayıp, birçoğu Babil Şehri’ne sürgüne gönderilir.
İkinci büyük Yahudi kıyımı Romalılar döneminde yaşanır ve hayatta kalanlar dünyanın her tarafına sürgün edilirler. Süleyman Tapınağı yıkılarak, yerle bir edilir.
Bugün “Ağlama Duvarı” olarak bilinen ve üzerinde de Müslümanların kutsal saydığı Mescidi Aksa’nın olduğu yer, Süleyman Tapınağı’nın temelleridir.
Bize anlatılan şu düğün geleneğini sizlerle paylaşmadan geçmek istemiyorum. Yahudi düğünlerinin sonunda yere bir bardak atılarak, kırılır.
Herkes bu kırılan cam parçalarının üzerinde sekerek oynarlar. Bu gelenek uğranılan zulmü ve sürgünü canlı tutmaya yönelik geleneksel bir ritüel olarak hala daha devam etmektedir.
Hristiyanlık ve İslam dini gibi tek tanrılı diğer dinler de Museviliğin birçok ritüel ve inanışını kopyalayarak bu coğrafyada ortaya çıkar.
Ne ilginçtir ki, tek tanrılı dinlerin birçok ortak yönü olmasına rağmen, en çok kıyım bu dinlere inananlar arasında hala daha devam etmektedir.
Musa Peygamber’in inancını benimseyen Yahudilikte, esas olan inançtır ve ırk veya kan bağı aranmaz. Yahudiliğin anneden kan yolu ile geçtiğine inanılır. Kısacası bugünkü İsrail Devleti bir ırk veya milliyet üzerinde değil, bir din üzerinde şekillenen din devletidir.
Musevi öğretisinde her çocuğun, Hebrew Alfabesi’ni ve okuma yazmayı öğrenmesi zorunludur. Bu dini zorunluluk, Yahudilerin dünyanın her tarafında çok başarılı olmalarının temel sebebi olarak bizlere anlatılmıştı.
Aynı alfabeyi kullanan Yahudilerin dünyanın her tarafına dağılmış olmalarına rağmen, tarihin her döneminde aralarında yazılı iletişim mümkün olmuştur.
Elektronik haberleşmenin olmadığı tarihi dönemlerde Brezilya’dan, İngiltere’ye kahve ithal etmek isteyen bir Yahudi tüccarın, Brezilya’da yaşayan bir Yahudi’ye aynı dil ve alfabeyi kullandığı için kolayca mektup yazıp, iş birliği yapması bize verilen güzel bir örnekti.
Eğitime verilen önem ve dayanışma Yahudi toplumunun gidilen her ülkede başarılı olmasının temel nedenidir.
Tarihsel süreç boyunca Yahudi kökenli politikacılar birçok ülkede önemli görevlere gelmiş veya yöneticilere danışmanlık yapmışlardır.
Konuyla ilgili, Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa ve özellikle ABD’de onlarca örnek bulunabilir. İkinci Dünya Savaşı sürecinde Avrupa’da yaşanan Yahudi soykırımının yarattığı ve abartılarak istismar edilen mağduriyet, Yahudiler için önemli iki gelişmeye fırsat vermiştir.
Birincisi Theodor Hertz tarafından 1800’lü yılların sonunda ortaya atılan “Siyonizm Tezine” bağlı olarak tanrı tarafından Yahudilere “vaat edilen” Filistin toprakları üzerinde bir devlet kurulması konusu, 1948’de hayat bulmuştur.
İkincisi ise İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan ABD üzerinden, Yahudi Lobisi gücünü tüm dünya üzerine yaymıştır.
Avrupa’daki kapitalist sermaye gruplarının savaş sonunda dağılıp gücünü kaybetmesi, ABD’de toplanan Yahudi sermaye gruplarına yaramış, “ABD Doları” dünya ticaretinde resmi para birimi olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Bu gelişme Yahudi sermaye gruplarının dünya üzerinde tekelleşmesini ve dünya siyasetinin şekillenmesinde söz sahibi yapmıştır.
Sahnenin önünde görünen muhalefeti, iktidarı olsun hemen hemen tüm siyasetçileri belirleyen, görevlerini paylaştıran veya görevden alan gerçek güç küresel Yahudi sermayesidir.
Küreselcileri ayakta tutan temel öğe “paradır”.
Para kazanmak için savaş çıkarıp silah satmak, hastalık çıkarıp ilaç satmak ve borçlandırıp para satmak en çok uyguladıkları yöntemlerdir.
Ölen insan sayısı onlar için sadece rakamdan öteye bir anlam taşımamaktadır. Yarattıkları medya kurumları ve çeşitli zayıflıklarını kullanarak elde ettikleri siyasetçileri kullanarak kitleler üzerinde kurdukları algı mekanizması ile dünyayı istedikleri gibi şekillendirmektedirler.
Söylemleri ile İsrail’e en çok karşı çıkanların başında gelen TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2001 yılında ABD’de yaptığı konuşmada “İsrail Devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine Türkiye asla razı olmayacaktır” söylemi buna verilecek en güzel örnektir.
Son dönemde, dünya üzerindeki siyasi gelişmeler, İran savaşı, NATO üzerinden ABD ve Avrupa ülkeleri arasında yaşanan gerginlik, Gazze’de devam eden soykırıma verilen tepkiler ve Epstein dosyalarının aniden ortaya dökülüşü, sermaye grupları arasındaki çatışmayı göstermektedir.
Bu gelişmeler, yeni dünya düzeninde ABD orjinli küresel Yahudi sermaye gruplarının etkisinin kırılacağının işaretleridir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


