Salı günü ben aslında az çok beklediğim gelişmeleri yaşadım. Tuhaf gelen pek olmadı. Ama olayları biraz da hissiyatlı bakanlar tekrardan şaşkınlıklar sergilemekle meşguller. Hele de şu Kuzey Kıbrıs olayı var ya, yine beni yanıltmadı. Onca Türkiye’ye “sadık” kalma ile gerçeklerden uzak durma tutumlarını ne yazık ki yeniden yaşadım. Oysa tekrarında yarar var: Türkiyeleşme öylesine kıskaca alındık ki oradaki üfürme, buraya bazen kasırgalaşıp ulaşır. Hele de hamasi atışlar bir başka hâldedir. Fakat ne acıdır, her zaman tekrarladığın olguda paranoyalaştık. Türkiye’de resmi tutum dışında orada olanlar pek de konuşulmak istenmez. İstense de öylesine içi boşaltılır, demeğin gitsin. Tabii ki Türkiye’de rejim yerine oturmak isterken, karşıt muhalefet ivmesi de yükselirken, baskı, sansür ve yargının sopalaşmasıyla karşı karşıya kalma var. Yetersiz veya konuşmama tercihi de yanılmaları daha bir şişirmektedir.
Bugün Salı. Yeniden krizin sokakla tırmanacağı kesin. Öte yandan Cumhur İttifakı’nın da seyretmekten zevk duyacağı da inkâr edilemez. Öyle ki muhalefet yükselirken, birden iç kırılmalara evrilme “başarısı” bir anlamda devleti epey rahatlatı. Artık yükselen muhalefet, tırmanan değişik baskılarla yanıt verme döngüsü, “Gandi Kemal’in” sayesinde iç kavga gibi sürece sokulup derin nefes alıp, asık suratlar da gülmeye çalışmaktadır.
Ben şu tekrar kendimce haklılaştığım görüşlerime başvuracağım. Son dönemlerde en yakın mücadele arkadaşlarımın bir kısmı dahi benimle ters düşüyordu. Hesapta ilgilenirken, siyasal duruşlarını terk etmeleri sonucu kolayca algı oyununa geldiler. Örnek mi: Bahçeli, Akşener ve Kılıçdaroğlu konusunda epey tartıştık. Hatta bazıları bunları açıkça savundu. Akşener ile Bahçeli’nin değiştiğini de belirttiler. Israrlı merkezi parti olma devlet ideolojisi ile değişmekte olan rejimle savrulmalarla birleşmeleri hep anlatıldı. Ama birinin konuşmasıyla en azından “demokratlaştı, iyi insandır” denmeye başlandı.
Burada siyasal birikim ile şahısların durduğu noktalar nedense hep göz ardı edildi. Şimdi bazılarına konuyu aşmak istersem, ya kaçamak veya sanki dün söylememiş gibi davranılıyor. Oysa gelişmelerle devlet bloku egemen kesimlerin tutumları da değişik özellikler göstermesi normaldir. Hele de yeni rejim adımlarında kazanılacak ile uzaklaştırılacak kesimin değişme zorunluluğu, yeni ittifaklarla devam etme dayatılması, kaybedilen kitlesel desteği zor ile rızayla kazanma girişimleri, böylesi kayışları da getirdi. Bunlar genel politika, hatta sistemsel emperyalist Ortadoğu yeniden dizayn stratejisi de katılarak ele alınmadığı zaman hep anlık kalınca, yanılma her zaman muhtemeldir.
Bahçeli’nin kritik anlardaki kayışlarla sonuçta etkin olma birikimi veya Meral ile Kemal beyin muhalif maskeli duruşları hesaplanarak yorum yapılmasını dayatmaktadır. Mümkün olduğunca bilgi toplayıp, siyasal birikimle Marksist yöntemle olaya yaklaşılmalıdır. Gerçeklerden kopma, sistemi gözetmeden, adına da “akademik” deyip lafazanlık ederseniz, hep özellikle kriz dönemlerinde yanılırsınız. Kılıçdaroğlu, Akşener ve Bahçeli, doğrusu bu rolleri gayet mükemmel yaptılar. Kendilerine faşist diyenleri dahi “demokrat” denme çizgisine çektiler.
Son adına ister bay isterseniz bey koyun: Kemal Kılıçdaroğlu aslında başlangıç döneminde rejimin yerleşmesi yolundaki taş örmesindeki sessiz başarısının ardından, şimdi yükselen muhalefeti frenleme görevi verildi. Eline de kendi yasalarını çiğneyen, tam bir sömürge tipi demokrasi örneği ile CHP muhalefet birikimine bomba koydu. Yargısından medyasına da yanına desteği aldı. Şimdilik kitlesel muhalefeti engeleyemedi. Ancak ona yine teslim edilecek başarı var. Yönetime karşı yükselen sokak dalgasını şimdi iç hesaplaşmayla ve yeniden sistem kullanım güçleriyle adeta baş başa bıraktılar. Hani canım o iyi insan Gandisi, güler yüzlü celat yüzüyle politik gelişini, iktidar ekseninin biber gazlı, plastik mermileriyle parti merkezine girdi.
Belli ki Türkiye epey olaya gebedir. Bu eksenin kayışları, belirli yerlerdeki hamleleri de içerecek. Her türlü olası bilgiler uçuyor. Ama Erdoğan rahatladı. Hatta Türkiye’de yapılacak olan NATO zirvesiyle Trump’la bir şeyler pişirme şansı da var. Boşuna Barak Irak valiliğini de alıp gelecek üçkenli istikrar bölgesi demiyor.
Biraz daha batıya gidelim. Arnavutluk’ta duralım. Birkaç yıl öncesine gidelim. Trump’un kızı ve damadı bir yat gezisi yapar. Gördükleri ıssız ufak bir ada ile çevresindeki koy dikkatini çekiyor. Trump’un kızı hemen buraya bir tatil köyü projesi aklına kor. Boşuna değil: Trump seçimi de kazandı. Bölge oldukça güzel. Turizm için saha olarak akla yatıyordu.
Arnavutluk ise batıya daha da yaklaşmak istiyordu. AB üyesi de olma peşinde. Ona göre politika diyordu. Trump ailesi Arnavutluk’a projeyle gider. İlk etapta bir buçuk ve giderek beş milyar dolar yatırımla bölge turizm merkezi yapılacaktı. Yönetimler özellikle şu ezberle alıştırıldı: yabancı sermaye gelişiyle kalkınma. Arnavutluk başbakanı hemen kabul etti.
Arnavutluk’un geçmişten gelen geleneği var. Tüm mafya tipi yapılanış, işbirlikçilik ruhiyesi dahi bunu yok edemedi. Öyle ki bazı önemli yolsuzluklarda yönetimleri devirdiler. Ama batılı dünyanın da mafyatik yolundaki ülke konumuna devam deniliyor.
Bu defa da halk sokağa çıktı. İtalya’dan da değişik destekler, muhalif dalgalardan geliyordu. Ülkenin güzelliklerine, doğanın harikasına destek deniliyor. “Tiranlara yenilmeyeceğiz” ifadeleri yaygın. Evangelical klişesiyle Amerikan yönetimi protesto ediliyor. Günlerce ve özellikle hafta sonu yükselen gösteriler. Bunlar Balkanların yeniden ısınmasıdır. Doğası bozulmamış, insansız ufak adanın yeşillikleriyle hayvanlarının korunması isteniyor. Yönetim ise ısrarlı. Bu “yardım” diyerek topraklarını satma girişimine direneceklerini belirtiyorlar. O zaman da protestolara kurşun ve biber gazıyla karşılık veriliyor.
Tekrar edeceğim: Arnavutluk halkı bu tür protestolarla birkaç yönetimi istifaya taşıdılar. Şimdi işin içinde Trump var. Ha, unutmadan: bizde de doğa tahribatı var. Ormanları dahi “alçak” kelimesiyle ranta açtık. Kendimizi de bolca övdük. Ama bir Arnavutluk tepkisi de hiç olmadı. Engelleme ise sıfır derecesinde. Bu farkı da koyalım.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



