Kıbrıs iktibasŞener ElcilRüşvet ve ideoloji - Şener Elcil

Rüşvet ve ideoloji – Şener Elcil

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com
Kategori:

Romalılarda devlet sistemi işgal ve kolonicilik üzerine kuruluydu.

Önce bir toprağı işgal eder, oradaki yerli insanları köleleştirerek, kabileleri vergiye bağlar, başlarına bir vali atayarak lejyoner paralı askerlerle bölgeyi idare eder, kölelere yaptırdıkları ve bugün hala daha güzergahları kullanılan yollarla da elde ettikleri tüm değerleri Roma’ya taşırlardı.

Romalıların kurdukları yönetim şeklini, Bizanslılar devam ettirerek, Osmanlı’ya devretti. Osmanlı devlet sistemi, Roma ve Bizans’ın devamıdır.

Osmanlı XVII. yüzyıla kadar bu sistemi sürdürdü. Devletin kasasına para sağlamak için seferler yapılırdı.
İşgal edilen toprakların başına işbirlikçi yerel yöneticiler atanır veya egemenliğe baş eğenler, rüşvet verenler, vergi vermek kaydıyla yönetici yapılırdı.

Seferlerde elde edilen ganimet İstanbul’a taşınır, halk padişahın kulu sayılırdı. Dini liderler, Osmanlı ile en iyi iş birliği yapan otoritelerdi.

Padişahın korumasında kendi cemaatlerinden, devlet adına vergi toplama özgürlüklerine sahip olduklarından varlıklarına varlık katarak Osmanlı sultanına dua etmekteydiler.

Tanzimat Dönemi’ne kadar Osmanlı’da kişisel mülkiyet ve tapu yoktu.

Tüm topraklar padişahın mülküydü ve toprakları işleyenler onun adına bu işi yapmaktaydılar.

Arapçada “alma” anlamında kullanılan “rüşvet” kelimesi Osmanlı’nın varlığını sürdürdüğü topraklarda, olağan hale gelmiş bir olaydı.

Günümüzde, Osmanlı egemenliğinde kalmış bu ülke dillerinde rüşvet, bahşiş, para ve rüşveti kelimeleri hala daha kullanılmaktadır.

Padişahlar ve saray çevreleri rüşvetle yönetici atamayı gelenek haline getirmişlerdi.

Sarayın atadığı devlet yöneticileri gittikleri yerlerde, kendi hesaplarına çalışarak aldıkları rüşvetlerden o kadar çok varlık sahibi olurlardı ki, “kelle korkusundan” haksız yere elde ettikleri mülkleri vakıf adı altında gösterirlerdi.

Osmanlı’nın çok övündüğü vakıflar konusu aslında rüşvet ve yolsuzluğu örtmeye yarayan bir araçtı. XVI. yüzyılda yaşayan ünlü şair Fuzuli, Şikayetname adlı eserinde “selam verdim rüşvet değil diye almadılar” derken aslında bu kokuşmuşluğu bize çok güzel anlatmaktadır.

Osmanlı’nın mirasını devralan Türkiye Cumhuriyeti’nin rüşvet konusunda geri kaldığını düşünmek yalan olur.

Rüşvetin adı hediye olarak değişmiş olsa bile her dönemde varlığını sürdürmüştür.

Maaşların düşüklüğü ve geçim sorunu ile ilgili soru karşısında TC Cumhurbaşkanı rahmetlik Turgut Özal’ın “benim memurum işini bilir” yanıtı her şeyi özetlemektedir.

1983 yılında otobüsle İngiltere’ye giderken, Mersin gümrüğünden başlamak üzere Türkiye, Bulgaristan, Yugoslavya’yı geçip Avusturya’ya ulaşıncaya kadar gümrükçüsünden, polisine, sınırda görevli memuruna kadar, şoförümüzün, rüşvet olarak verdiği dolarlar ve karton karton dağıttığı sigaralar hala hafızamdadır.

2000’li yılların başında Erdoğan – AKP rüşvet ve yolsuzluk iddiaları üzerinden propaganda yaparak tek başına iktidar olmuştur.

1994 yılında sosyal demokratların yönetimindeki İstanbul’da ortaya çıkarılan İSKİ skandalı buna gösterilebilecek en güzel örnektir.

ABD ve İngiliz orjinli küresel güçlerin desteklediği Erdoğan – AKP İktidarı döneminde “ayakkabı kutuları, para sayma makineleri ve sıfırla oğlum” söylemleri ile ünlenen 17 – 25 Aralık 2013’teki rüşvet ve yolsuzluk olayları hala hafızalardadır.

Türkiye’de yönetenlerin rüşvet ve yolsuzluk olaylarına bulaşmalarına göz yuman küresel güçler onları bu yolla ellerinde tutmaktadırlar.

“Halk Bankası” üstünden yapılan kara para aklama ve İran’a yapılan ödemeler konusundaki gelişmeler bunun en güzel örneğidir.

Olayın en önemli tanığı Rıza Sarraf’ın ABD’ye sığınarak koruma altında tutulması ve Halk Bankası Davası’nın ABD’de görülmesi bir rastlantı değildir.

Erdoğan – AKP İktidarı bu yöntemi kullanarak, başta İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu üzerinden sürdürdüğü siyaset, siyasi çürümüşlüğün demokrasi kelimesini maskaralığa dönüştürüldüğünü göstermektedir.

Siyasi çürümüşlüğü din afyonu ile buluşturan Erdoğan – AKP İktidarı, rüşvet ve yolsuzlukları gizlemekte çok başarılı olmuştur. Türkiye’de sol veya sağ söylem yapan partilerin kurduğu hükümet dönemlerinde rüşvet ve yolsuzluk hep var olmuştur. İdeolojiler ahlaki değerlerin erozyona uğradığı yerlerde işlemez.

1963 yılından beri Türkiye’nin etkin kontrolu altındaki Kıbrıs Türk Toplumu’nun Türkiye’deki gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değildir.

Özellikle, 1974’te tamamen Türkiye’nin idaresine giren adamızın kuzeyine Türkiye’den nüfus taşınarak demografik yapının bozulması ve buranın Türkiye’deki iktidarların bilgi ve yönlendirmesiyle kumar, fuhuş, kara para aklama, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapan mafya gruplarının merkezi haline getirilmesi içinden çıkılmaz bir durum yaratmıştır.

Sahte diploma alanları koruyan bir meclis, ihale yolsuzlukları ve rüşvet olayları ile çalkalanan kurumlar, halk sağlığını tehdit eden ihale yolsuzluklarının tümü sol veya sağ hükümetler eli ile Türkiye yetkililerinin bilgisi dahilinde gerçekleşmektedir.

Bu olaylara toplum adına müdahale etmesi gereken sendika, siyasi parti, oda, baro ve sivil toplum örgütleri “mış” gibi yapıp rol keserek, statükodan ve projelerden aldıkları paralarla beslenirken, gerçek gazeteciler de tetikçiler tarafında ölümle tehdit edilmektedirler.

Uzaktan seyredip, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek bu rejimin nimetlerinden faydalananların ülkesinde “solcular sol elleri ile, sağcılar sağ elleri ile dinciler de Allah-ü Ekber diyerek iki elleri ile çalarlar” diyen değerli dostumuz Hüseyin Mercan (Mercan Arap) durumu özetlemektedir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şener Elcil yazdı: Siyasi Körler Ülkesi

Uzun yıllardan beri yurtdışında yaşayan, ancak Kıbrıs’tan hiç kopmayan, yurtsever...

Şener Elcil yazdı: Şov Yapmaya Devam ve Raskolnikov Sendromu

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis, 2019 Temmuz ayında, Kıbrıs’a yaptığı ziyarette Türkçe konuşan...

Şener Elcil yazdı: Piyasa Açıldı

Kıbrıs gibi yarı kurak bir iklimde çiftçilik yapmak, tarımla uğraşmak çok zor bir iştir. Yaptığınız...

Şener Elcil yazdı: Çamaşır Makinesi Sendikacıları

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yaptığı son toplantıda “Siz,...

Şener Elcil yazdı: Muhalif Olmak – 2

İnsan onuruna yakışmayacak, her türlü kirli işin ekonomi diye...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın